Bulandırma denizi, uyandırma kerizi

Türkiye'yi tanıtmak için yıllardır büyük bütçeler harcanıyor. Oysa biraz akıllı olup paramızı doğru ata oynasak, Türkiye çoktan dünyanın en az bir numaralı ülkesi olurdu. Türkiye'yi pazarlamak için iyi bir slogana, bir de akılda kalacak bir melodiye ihtiyacımız var.

Türkiye'yi tanıtmak için yıllardır büyük bütçeler harcanıyor. Oysa biraz akıllı olup paramızı doğru ata oynasak, Türkiye çoktan dünyanın en az bir numaralı ülkesi olurdu. Türkiye'yi pazarlamak için iyi bir slogana, bir de akılda kalacak bir melodiye ihtiyacımız var. Melodi olarak kafamda 'Halil Pazarlama'nınki var. Halil Pazarlama, Halil Pazarlama, Halil Pazarlama, Halil Pazarlama, ka-pı-nızzz-daa. Mesela buna çok iyi sözler yazarsak harika tutar. Zaten unutmayın ki dünya insanı gözleriyle değil kulağıyla görüyor. Nasıl mı? Örnek çok basit, nasıl biz ülkemizde mesela rizotto yedirdi diye valiyi işinden almaya çalışan bakana, mecliste yeminini yazılı kâğıttan bile okuyamayan vekile ağzımızla gülmüyorsak, dünya vatandaşları için de durum aynı. Harun Tekin adlı okurumun da dediği gibi 'Dünya yalan söylüyor'...
Neyse, benim Türkiye için sloganım 'Fantastik bir serüvene hazır mısınız?' olurdu. Neden derseniz, baştakiler fantastik, özel sektörü fantastik, televizyonu fantastik, şoförleri fantastik, polisi fantastik, ordusu fantastik, imamı fantastik, hatipi fantastik, sahilleri fantastik, denizi-suyu fantastik, ünlüsü fantastik, sanatçısı fantastik, magazin gündemi fantastik, gazetecisi fantastik, gazeteleri fantastik, ormanları fantastik, eğitim sistemi fantastik, sağlık sistemi fantastik, sosyal hizmetler fantastik, anlayacağınız ülke komple fantastik! Hiçbir konvansiyonu olmayan enteresan bi yer. Hoş, din gibi, bayrak gibi bir-iki çok şık saplantımız var. O kadar da olsun, gayet normal. Böyle coğrafyalarda olur.
Bir duman bulutu ve...
Neyse, reklam filmimizde de Türkiye'nin ne kadar fantastik bir ülke olduğunu çeşitli görsellerle anlatacağız. Mesela 1 Mayıs gösterilerinde İstiklal Caddesi'nde göstericilerin üzerinde atılan gaz bombalarıyla görütüye gireceğiz. Duman bulutunun içinden gökyüzündeki bulutlara geçiyoruz. Bu sefer Türkiye'yi gökyüzünden görüyoruz. Duman tekrar başlamıştır. Bu, aşağıdaki orman yangınının dumanıdır. Yangından kaçmaya çalışan hayvanları görürüz. Bu sırada kamera bir tosbağaya odaklanır. Tosbağadan itibaren fade-out'larla politikacılarımızı görürüz. Önce Süleyman Demirel, Özal, Kenan Evren...
İşte bu noktada tekrar bir duman bulutu içine gireriz. Bu kez dumanın bir yerinden belli belirsiz bir ışık görürüz. Bu, ateşler içindeki Madımak Oteli'dir. Sırasıyla bundan sonra jump-cut'larla üniversitelerdeki ülkücü-solcu kavgalarından balta darbeleri anı, bir öğrencinin kafasında cop kırılması ve birtakım yumruklaşmalarla senkron bir şekilde müziği yükseltiriz.
Görüntü hafiften kırmızıya doğru kayar. Bu noktadan sonra Türkiye'nin iyimser yüzünü görürürüz. Kilometrelik bayrak konvoyu, demokrasi mitingi gibi görüntüler eşliğinde sürekli olarak saniyenin 10'da birinde Deniz Baykal'ı gösteririz. Bir noktada Deniz Baykal'ın görüntüsü donar ve Bodrum'un masmavi deniz görüntülerinin içinde erir. Sırasıyla yerli Paris Hilton'larımızı, Lal Dedeoğlu'nu, Sivaslı Sindi'yi, Tuğba Özay'ı filan görürüz. Dekoltelerine ve kalçalarına zum yaparak da müziği iyice yükseltiriz, tam burada logomuz gelir. Dış ses (M. Ali Erbil) "Fantastik bir serüvene hazır mısınız? Türkiye, isteyene serin, isteyene derin devlet" der, film biter. İşte öyle bir şey.
Geçtiğimiz hafta acayip bi şey oldu. Tercüman, Emin Çölaşan posteri verdi. Belki de tarihimizde ilk kez bir gazetecinin posteri verildi yani. Uğur Mumcu posteri verilmiş miydi, hatırlamıyorum. Mesela bi bu var. Başka olarak şu Formula 1 var. Petrol endüstrisinin bu kadar goygoylandığı, bu kadar çevreye zararı olan başka bir spor var mı tam bilemiyorum. Dünyanın en pahalı motorları, dünyanın en pahalı sürücüleri, dünyanın en pahalı fosil yakıtını iki gün boyunca doyasıya yaktılar. Medya da bayıldı bu işe. Ol'MASSA' olmazlar filan...
Neymiş, Roberto Carlos, Reina'da Massa'nın sırtını sıvazlamış. Namaza değil sıvaza. Bu medya böyle. Kötüyü ört, çirkini yaldızla. Zaten ben size şöyle diyeyim, bu Formula 1, iyi bir şey olsa Türkiye'de yapılmazdı. Bir de Formula pisti için heba edilen yeşil alanları filan düşününce iyice Ömer Madra'laşıyorum. Vatan elden gidiyor, ormanlar yanıyor, küresel ısınıyor, Melih camdan bakıyor, hâlâ Formula 1. Ha, bir de Formula'ya alternatif olarak Maslak trafiği var. Massa'yı Maslak'ta seviyorum. Gelsin hele Maslak'a bir, orada bir köprü yıkımı (yanlış duymadınız yıkımı) var, orada kapışalım. Benim altımda siyah 1.9 205 GTi olacak. Onun için de bi Citroen Saxo VTS ayarladım. Fransız öpücüğü hesaaabı.
Tanga mı, g-string mi?
Bir de Nilay Dorsa çıktı geçen hafta, "Tangamı giyip Bodrum'da Romeo'mu arayacağım" dedi. Nilay Dorsa bir enteresan insan şakacı gibi konuşup karşısındakileri akuzluyor gibi geldi bana. Magazinciler de atladı hemen Nilay'ın tangasına.
Benim bildiğim Nilay tanga giymez, g-string giyer. Sizi buradan yemiş bi kere. Bir de benim bu konuda çok sevdiğim bir özdeyiş vardır, hazır vesile bulmuşken sizinle onu da paylaşmak istiyorum: Çayda Lipton, karıda ip don. Şimdi karı marı yazdım diye şöyledir böyledir diyeceksiniz ama karı aslında nefis güzel bir kelimedir. Bu eş meş lafları yeni çıktı. Eş diye hayvanların diğer cinsiyetten olanına derler. Bir de kent magandalarının kullandığı 'Bağğğğyan' vardır ki, çok fena. Hani derler ya, g*te g*t demeyelim mi diye, işte öyle bir şey.