Değişik beyanatlar ülkesi

Bakan mutlu, jandarma üzgün, bakan üzgün, çocuk talihsiz, çocuk ölü. Olabilir, ölebilir.

Türkiye’de konuşmak çok kolay. Aklınıza ne geliyorsa rahatça söyleyebiliyorsunuz. Üstelik bunun çoğu zaman herhangi bir mantıksal ya da ahlaki dayanağı olmasına da gerek yok. O yüzden hazır böyle özgür bir ülkedeyken, bu hakkımızı iyi kullanarak bize örnek olan insanları birer birer ele alalım.
Varan 1: Son model İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin, terörist zannedilerek vurulan 16 yaşındaki Gökhan Çetintaş’la ilgili konuşurken, başlangıcı ve tedbiri itibariyle memnuniyetle ifade edebilecekleri bir an yaşandığını dile getirdi ve “Memnuniyet verici tarafı jandarmamız istihbarat alarak tedbirini almıştır. Maalesef üzüntülü tarafı da bu tedbire terörist değil de terörist zannedilen şüpheli iki kardeş, şahıs rastlamıştır. Dur ihtarına uyamamışlardır, panik yapmışlardır. Gece vaktidir. Duyum alınmıştır. Teröristin geçiş güzergahıdır, talihsiz bir şekilde onlar geçmişlerdir ve biri vefat etmiştir. Üzüldük, en başta jandarmamız üzüldü. Tüm Türkiye üzüldü” diye konuştu.
Bu konuşma gerçekten de ibret alınacak, eğer bakan ya da devlette çalışan bir birey olursanız, devletin haklarını nasıl da güzel savunup aynı zamanda mutlu kalabileceğinize iyi bir örnektir. Başka ne olabilirdi ki? Zaten zayiat denen bi şey var. Terörle mücadele yolunda ‘ufak’ bir kayıp olarak görüldü herhalde 16 yaşındaki gencimiz. Teknik olarak kim ne kadar haklı bilinmez ama ben bakanımın dediklerine bakarım. Bakan mutlu, jandarma üzgün, bakan üzgün, çocuk talihsiz, çocuk ölü. Olabilir, ölebilir.
* * *
Bonus: Eğer bakanın bu açıklamasından hoşlandıysanız, geçtiğimiz hafta yanarak hayatlarını kaybeden askerlerimiz hakkındaki ünlü “Yangın çıkmıştır, yangının sebepleri şu anda çıkmış olan yangını geri getirecek değildir. Yanan ağaçlar orada kaybolan canları geri getirecek değil” açıklamasını unutmamış olmanız lazım. Sonuçta bakan haklı. Sanki sebebi bulunsa askerler geri gelecek. Tabii ki gelmeyecek, ne saçma sorular bunlar? Bir yandan da bu soruyu soran kişi nasıl bir örgüte dahildir ki bir takım sorular sorarak ölüleri geri getirmeye çalışmaktadır? Bakan gereken cevabı vermiştir.
Bonus 2: Deminki açıklamaları anladıysanız bir de şunu anlamaya çalışın: “Herkesin aklını başına alması gerekiyor. Bu ülke özgürlüklerin alabildiğince var olduğu ve doya doya yaşandığı bir ülke. Var olan özgürlüklerin varlığını itiraf edecek kadar beyni aklı özgürlükten yoksun olan bir takım insanlar var. Bu gerçekle karşı karşıyayız...” Tabii ki isim yine aynı.
Dayanamıyorum, bir güzel bir-iki satır daha eklemek istiyorum: “Orada jandarmamız sorumsuzca ve hesapsızca bir eyleme, hesapsızca bir eylem davranış içinde olsaydı ikinci kişi de ne yazık ki hayatını kaybedebilirdi. Orada dikkatli bir tedbire rağmen bir kardeşimiz hayatını kaybetmiştir.” Bakan haklı beyler! Jandarma sorumsuz olsa çok daha kötü sonuçlar doğardı. Pardon ölürdü. Jandarma ateşinden kaçan çocuk iyi ki annesini ve polisi cep telefonundan aramış. Çaldırıp kapatsa da olurdu.
* * *
Varan 2: Devletle çalışmak büyük güvence. İnsan kendini sürekli mi bu kadar huzur dolu ve mağrur hisseder. Bakınız bu sefer de Milli Eğitim Bakanlığı İç Denetim Birimi Başkanı Şener Gönülaçar, raporunda şu ifadelerle tarih öncesi dersaneciliği anlatıyor: “Milattan önce 5. asırda Yunanistan’da düşünürler gezerek para ile ders verirdi. Büyük İskender’e ders veren Aristo, ilk dershane öğretmeniydi. Dershaneler kapatılamaz. Kapatırsak yeraltına inerler.”
Başkan haklı beyler! Dersaneler yeraltına inemez ama yeraltı edebiyatı gayet güzel bi şekilde toplatılıp yasaklanabilir. Ne alakası var demeyin, başkanla bi alakası yok ama nedense bu aralar muzır kurulunun sevmediği kitapları çevirenleri bile bir karakola misafir edip hallerini hatırlarını kibarca sorur oldular. Ne güzel bi hayat. Huzur huzurda.

.