'Dönüşüm muhteşem olacak'

Kurtlar Vadisi-Terör geçtiğimiz hafta başladı. Sanal reklamın en güzel uygulandığı dizi olan Tırtlar Vadisi'nde biliyorsunuz daha önce sanal uydu çanakları Hollywood tepelerinde Neks End Nekstırt diyerekten yerleşmişti.

Kurtlar Vadisi-Terör geçtiğimiz hafta başladı. Sanal reklamın en güzel uygulandığı dizi olan Tırtlar Vadisi'nde biliyorsunuz daha önce sanal uydu çanakları Hollywood tepelerinde Neks End Nekstırt diyerekten yerleşmişti. Tepsilerde kolalar dandik bir biçimde en sanal halleriyle sırıtıyordu. Vadim o kadar yeşildi ki. Dolar yeşili. Çil çil. Balya balya. Serinin devam filmi 'Kurtlar Vadisi: Dönergeçin Sırrı' olabilir...
Sahi bir Erke Dönergeci vardı, ne oldu ona kuzum? Emiş, memiş derken, vakumladılar mı bizim emişli memişi, sayın gener müdürlerim, amir albaylarım? Kocaman adamlar, birbirlerini bir dönergece bindirmiş. Sonra o dönergeçe binen kocaman adamlar çok uzaklara gitmiş. Dönersem ıslık çal. (Yarım ekmek arası çeyrek ekmek.)
Geçen gece, ekrana karanlıklar prensi çıktı sandım. Hayır, ev de karanlık. Televizyondan bir ışıma, bir radyasyon başladı. Dedim 'Ya poltergeist ya da egzorsis ya da bir güvercinin kanadına yazımış bir barış şiiri.' Yani çok korkunç bi şeyler oluyor. Bir de ne göreyim, o (TV'den yansıyan) radyasyonun içindeki Bülent Ersoy'muş... Bülent Ersoy yaratıcılığın sınırlarında. Her hafta hakkında yazmak istemeyerek çıktığım şu serüvende her seferinde Bülent hanımın bir mükemmelliğini görüyorum. Böyle oluyor. Küresel ısınma bence Bülent Ersoy'u çok etkiledi. Bu arada Bülent Ersoy'a bakmaktan Ebru Gündeş'i unutmuşuz. Geçen gece yine aynı saatlerde bir de Ebru hanımla göz göze geldik. Ama ne gelme. Çağladık adeta! Ebru hanım üzerine parlayan ne varsa takmış. Daha doğrusu takmamış, suratına tazyikle püskürtmüş ya da sürmüş herhalde. Ebru Gündeş'i o haliyle kanlı canlı görenler herhalde 'Abooov ayna kadın!' diyerek slogan atarak dağılmıştır. İşyerlerinde yapılan toplantıların sonunda 'Slogan atarak dağılıyoruz o zaman arkadaşlar.' Geyiği de ne acayipmiş ya! Her şey acayip, biz sanki çok şeyiz. Diyemedim, bilemedim.
Senin adın Piyer, benimki de. Bundan sonra senin adın Eyüp Sultan olsun! Eyüp Belediyesi bir marjinallik yapmış, Pierre Loti'nin adını değiştirme fikrine kapılmış. Neden, hangi amaçla bilinmez. Ama talebin komik derecede saçma olduğu ortada. İşte hemen benim lastik yakma önerilerim.
İstanbul'un da adı değişsin, İslambul olsun mesela. Pierre Loti'nin adı da Eyüp Sultan Tepesi değil de Kaya Lütfü'nün mekânı olsun. Daha güzel olmaz mı?
Herkesin adı değişsin. Eyüp Belediyesi'ne bu teklifi sunan Ahmet Genç'in adı da Neil Young olsun o zaman. Olur, olur. Çok da güzel olur. Cezayir Sokağı da Fransız Sokağı olsun. İstiklal Caddesi, Amerika Ay Lavyu Caddesi olsun. Nevizade Sokak, Fakyu Sokak olsun. Sonracığıma Asmalımescit de oldu olacak George Bush Street olsun. Zaten hemen yakınlarında eski Amerikan konsolosluğu var. Kardeş kardeş yaşarlar. Brotherhood hesaaaağbı. İnce iş, kalın şiş.
Ender Zeytin Ezmesi'nin üzerindeki aile dağılmış. Devamlı ekmeğine zeytin ezmesi isteyen o huzursuz çocuk büyümüş ve broker olmuş. Şimdi Bugatti Veyron'unun taksitlerini ödüyor. Devamlı zeytin ezmesi yemekten cırcıra bağlayan ailenin diğer fertlerinin akıbeti meçhul. Küçük kız bir ara TRT çocuk korosunda ona buna acayip hareketler yaparken görünmüş diye bir söylenti var. Yaşlı görünümlü anneyse aslında 27 yaşında bir genç kızmış. Hayatla uzatmaları oynamamak için ona buna hallenir olmuş diyorlar. Hatta 'Senin hanım bana hallendi' klişesi bu bayandan sonra çıkmış. 'Sulanmak' ne acayip laf ayol! Kızlar Tarkan'a sulanıyor... Iğğğğğğ!
Casper Bilgisayar... Bambi Büfe... Voltran Otogaz Dönüşüm... İsimlere bak. Casper bir de gemi azıya almış slogan olarak, 'Türkiye'nin gururu' diyor. Ne gururu ayol? Sen al elin gavur (buralarda cozitif milliyetçiliği denedim) hayaletini (hem de kadın mı erkek mi belli değil bu yavrucak) kullan, sonra da gel, Türkiye'nin gururu ol! Yok öyle yağma. Haa delikanlı gibi 'Gulyabani Bilgisayar' ol, o zaman gel canımı ye! Sanki İstanbul değil de Walt Disney stüdyolarındayız...
Bambi Büfe'nin kaşarlı dürümünü ne kadar sevsem de hâlâ nasıl bir rahatlık felsefesiyle isimlerini Bambi koyup, ardından da Walt Disney'in (kendisi de pek sevilen bir insan değildir hani, KKK üyeliğinden Nazi ortamlarına girmiş çıkmışlığı vardır) çizgisinin yandan yemiş bir Bambi'yi logo olarak kullanmaktalar anlamış değilim. Voltran ise ayrı bir mevzu. Adamlar sektördeki en büyük oto gaz dönüştürücülerinden biri. Yani sizin benzinle çalışan arabanızı LPG'ye çeviriyorlar. E burada bir dönüşüm var. İsmimizi ne koyalım, sorusuna da hemen bir akıllı 'Voltran koyalım abi' diyor büyük bir ihtimalle... Nasıl yani? Hani Voltran da dönüşüyor ya. Aslanlar kaplana, kaplanlar dev robota dönmeli yurdumda... Aslında şeytan diyor ki bir kur bir oto gaz dönüşüm işi, bunun basın sözcüsü olarak da Bülent Ersoy'u kullan. Dönüşüm muhteşem olacak.
Annemin yıllardır yaptığı bir geyik vardı. Aslında ben yılardır o muhabbeti geyik sanmışım. Mesela sinemaya 'Waterworld' diye harika bir film gelmişti. Tembellikten gidememiştim haliyle ama bir yandan da filmi çok izlemek istiyordum. Annem de "Üzülme, televizyonda oynar" demişti. Aynı şeyi bir çok film için de yıllarca dedi durdu. 'Braveheart', 'Terminatör 3', 'Mumya Firarda' filan... Şimdi yıllar sonra anlıyorum ki annem haklıymış.
O filmlerin hepsi de televizyonda oynuyor. Biraz bayat olsa da açıyorum televizyonu, çat 'Waterworld'... Kevın Kosnır'ın en iyi filmi be!
İşte ne zaman bi şeyi kaçırsam artık kendi kendime 'Televizyonda oynar' diyorum. Bir de tabağınızdakileri bitirmek zorunda değilsiniz, haberiniz olsun. Sabahları Seda Sayan'ı hâlâ uzatıyorlar. Ne enteresan işmiş ya...
Her cumartesi radyonun içine giren küçük insan rolünde beni 103.8 Dinamo FM'de dinleyebilirsiniz. Net konuşmak gerekirse saat 12-13 gibi diyelim de tam olsun. Böylelikle yazıdan 258 (Boşluklar dahil) karakterlik daha yemiş oldum Oh. Yes. Kötü hesaplar bunlar.