Gençliğe hitabem

Güzel ve temiz toplumları korku yönetir.

Şşş genç! Bakar mısın? Kimlik göster bi.
Eğer sokaklara adam sürerseniz ben de karşınıza 5-10 bin kişi çıkarırım. Güzel bir şekilde o göstericileri dövüzleriz, sonrasına da karışmam. Nasıl olsa dükkan benim. Top da benim. Keserim topunuzu, akıllı olun. Topunuzu keserim.
Liselilerin ne mal olduğu belli. Adı üzerinde ‘liseli’. O yüzden liseliler en iyi yaptıkları şeyi yapsınlar, ses çıkarmasınlar. Beni de çıldırtmasınlar. Liseli dediğin evinde oturur, önüne bakar, arkadaşlarından 30-40 santim mesafede durur. Hormonlarına hiç güven olmaz. Hormon yangınlarının sebebi de bu liseliler. Hormon arazisi vasfını kaybeden alanlar hep bu liselilerin işi. Neyse ki ahlaklı ve namızlı toplu taşıma şöferlerimiz var. Bi durum olursa, devreye girerler. Liseli go home! Ama yürüyerek.
Liseli evine git ama internete gireme. Bak mesela Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer’in Zaman gazetesinde röportajında kendisi bu konuyu şöyle aydınlatıyor: “Erişimi engellemek iki kanaldan yapılıyor; ya mahkemeler ya da BTK ile. Bizim engellediklerimizde hiçbir tartışma çıkmadı... Ancak çocuk internete ödev yapmak için girdiğinde karşısına isteğinin dışında apayrı bir şey çıkıyor. Kimi zaman ben bile herkesin ortasında internete girmeye çekiniyorum; ya karşıma aniden istemediğim bir şey çıkarsa! Bununla ilgili düzenlemelerin yapılması gerekiyordu, biz de oluşabilecek ihtiyaçlara yönelik değişik paketler önerdik.”
Bakın kendi ülkemin internetini kesme gücü olan kişi bile internete girdiğinde nereye gireceğini bilmiyor yani. Adam haklı beyler! Konuşmayın fazla. Liseli, sen de hayatı Burhan Çaçan kliplerindeki gibi görme. Eve gideceksin, ödev yapacaksın, zart karşına istemediğin bir site çıkabilir. Çünkü liseli, sen aptalsın, senin aklın yok, senin elin, beynin, gözün ve zihnin neyi tıklayıp neyi tıklamak istediğine karar verecek yaşta değil. 20 yaşına gel, seni bi askere alalım, o zaman da zaten yediğin önünde, yemediğin arkanda. BTK Başkanı’nın da internetten korkması korkutucu ama olsun. Unutmayın, güzel ve temiz toplumları korku yönetir.
Evet, telefonlarınız dinleniyor. Ben dinliyorum. Ama dikkat ettim, hiç güzel bir muhabbet yapmıyorsunuz. Hep hakkımda ileri geri konuşuyorsunuz. Biraz da başkası hakkında ileri geri konuşun. Türkiye’de fişleme yok. Yapıyoruz alışverişi, vermiyoruz fişi. Yabancılara sattığım sahil şeritleri bunun en güzel örneği.
Nükleer enerji piknik tüpü gibidir. Bunu değil liseli, ilkokul terkler bile bilir. Hatta fetüs terk bir arkadaşım geçenlerde bana “Hocu, nükleer enerjiyle, tüpgazın riskini bir gösterip çok iyi benzetme yapmışsın” dedi. Arkadaşlarıma mı güveneyim, sizin gibi kendini bilmez liselilere mi?
İşçisin sen, işçi kal! Bakın o kadar dedik. Tekel işçilerinin eyleminden önce de izin vermedik sizin demokratik protesto hakkınız için. Demokratikçe yasakladıydık yani. Sonra ne oldu? Sen geldin o gösteriyi yapmak istedin. Sonra ne oldu? Sergen Yalçın bile bilir ne olduğunu: Sıkıntı çıktı... Sonra ne oldu, şimdi o gösteridekiler için hapis cezası istiyoruz. Ben istemiyorum, adalet istiyor. Ne yani, bir de yasama, yürütme ve yargı ayrı olsun kuralını mı bozayım?
Referanduma gidiyorum. Artık her şeyi size soracağım. Eğitim durumunuza ve estetik anlayışınıza göre de şekillendireceğiz ülkeyi bundan sonra.
Galataport’a laf ettiniz, Sami Ofer’in Bono gözlüklerini kıskandınız. Şimdi de Haydarpaşaport’a laf ediyorsunuz. İstihdam yaratıyorum, boru mu? Değil. Boru değil, o işlere devlet bakanlarım Erhan Torroğlu ve Ahmet Çakal bakıyor. Konuşmak istemiyorlar şu anda. Soru sormayın, yeter artık!
Evet sizi sevmiyorum ben. Hiçbirinizi sevmiyorum. Olayıma bakarım. Ne kadar kalkınmışız, ona bakarım. Siz benim halkımsınız, size ne yapacağımı size mi soracağım? Bırakın onun da kararını ben vereyim.
Sokaklara dökülenlerin kim olduğu belli.

.