Gerçeklerin el meydanı

Toplumun yapısı demek bu kadar narin. Aynı toplum günde beş kadın öldürüyor...

* Türkiye’de her gün beş kadın öldürülüyor. Daha ne olsun. Biz elimizden geleni yapıyoruz. Artık biraz da kadınlar çalışıp ölsün. Her gün beş kadın öldürmekten babalar, kocalar ve abiler olarak yorulduk. 

* BTK Başkanı Tayfun Acarer, Güvenli İnternet Hizmeti konusunda Avrupa Birliği’ni bilgilendirmek için Brüksel’e gittiğini ve anlattıklarıyla oradakileri ikna ettiğini belirtti. Acarer, olayın sosyal medyada negatif bir etkiyle ışık hızıyla (Tayfun Acarer internetin hızına ne kadar vakıf) yayıldığını, AB yetkililerine de yanlış aktarıldığını belirtti. Pardon, ne yanlış belirtildi acaba merak ediyorum? Tayfun Acarer bir şekilde ‘yasaklı’ sitelerin neden ‘yasaklı’ olduğunu açıklayabilir mi? Hadi politik-siyasi haber sitelerini, forumları geçtim, onlar zaten kanunlar karşısında sorgulanamaz bile çünkü Türk’ten daha doğru düşünen yoktur! Ama, bitakım insanların internete koyduğu fotoğraflarını, videolarını, neden Türk halkına yasakladığını, yatak odamda neden ayakkabılarını çıkarmadan dolaştığını açıklayabilir mi? Ayrıca AB yetkilileriyle aralarında geçen konuşmaların da metnini merak ediyorum. Tayfun Acarer ve BTK bizi buna inandırmak istiyorsa AB üyelerini getirsin Türkiye’de bir internete soksun. Yetkililer şöyle bir “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!!!” yazısını görsünler bakalım ne olacak? İnternet sansüründe filtre mevzuatı biraz daha değişti, tamam buna da şükür ama yatak odasında neden ayakkabılı adam dolaşıyor, onu hâlâ açıklayamadılar. Toplumun yapısı demek ki bu kadar narin. Havadan rutubet kapıyor. Aynı narin toplum günde beş kadın öldürüyor. Yemişim böyle narin toplumu. 

* Başbakan gelecek diye Beşiktaş’a, Beşiktaş halkından daha fazla polis yığan zihniyeti (artık bu işler valiliğin sorumluluğunda mı yoksa emniyet müdürlüğünün mü bilemiyorum) tebrik ediyorum. Başbakan halkına hiç bu kadar mesafeli, halkından hiç bu kadar çekinir ya da korkar gibi gösterilmemişti. Yüzde 50 oy alan bir partinin lideri, her iki kişiden geri kalan birinden bu kadar korkmaz herhalde. Başbakanın şahsi fikrinin de bu kadar çok polis yığıp, sokakları tıkamanın, halkı için doğru olan davranış olduğunu düşündüğünü düşünmüyorum. 

* 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliğinde sahne alan sanatçı Şükran Turan’a söylediği iddia edilen (ve okuduğuna dair görüntü bulunmamasına rağmen) Kürtçe şarkı yüzünden 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi. İyi olmuş, normali de budur. Sonuçta Türkçe bu ülkenin resmi dili olduğu kadar, gayriresmi dili, yanağı ve dudağıdır. Başka bir dilde düşünmek suç olamadığı için şimdilik başka dilde şarkı söylemek yani müzik yasaklanmalı. Kürtçe şarkıların söylenmeden yasaklandığı bir ülke hayal ediyordum, baktım birden gerçek olmuş. Keşke Pink Floyd söyleyen Serdar Ortaç’a da bi gözaltı filan gelse... (Şaka canım. Ne Sortaç’a ne de herhangi başka bir insana böyle bir şey yapılmamalı. Utanç içindeyim.) 

* Geçtiğimiz pazar günü güzel bir şekilde tıraşlanan ve kabası alınarak yayına sokulan Tosun Paşa sansürüyle ilgili TRT’nin konuyla ilgili açıklaması şöyle oldu: ‘Ramazan ayında çok yoğunuz. Sadece o sahne değil 25 dakikayı kısalttık. O sadece 30 saniyelik bir sahne...’ Ben tatmin oldum (Zaten filmin hamam sahnesinde ve çıplak çengi sahnesinde de tatmin olacaktım, kısmet olmamıştı). Yalnız şunu sormak istiyorum, TRT’de herhalde yayın işinden anlayan bir çaycı filan vardır. Yani öyle bir kurum ki çaycısı bile reji işinden az çok anlar. Keşke o çaycıya sorsaydınız “Abi film bizim yayın programımıza 25 dakika uzun geldi, ne yapalım?” diye. Çaycı bile “Abi başka bi şey gösterin o zaman, ya da filmden sonra 25 dakika boşluk açın programınızda” derdi. Bu arada TRT 2 de zamanında Pulp Fiction’u göstermişti. Onu da unutamadım, çünkü Tarantino’nun kurgusundan daha uzman bir kurgu vardı ortada. TRT’den “Ramazan’da yoğunuz”, yerine “Ramazan’da yoğuz” gibi bir açıklama beklerdim. 

* Beğenmediğiniz şeyleri izlemeyin, takip etmeyin ama yasaklamayın da. Sevgi ve insanlıkla kalın.