Göbek adı Sezyum!

Havaların ısınması, güneşin tabak gibi tepemizde parlaması, ağaçların çiçeklerle coşması, gözlerimizin sansar yavrusu gibi yuvalarında dönmesi olsun ve...

Nisan mayıs ayları, gevşer gönül yayları
Havaların ısınması, güneşin tabak gibi tepemizde parlaması, ağaçların çiçeklerle coşması, gözlerimizin sansar yavrusu gibi yuvalarında dönmesi olsun ve tabii ki şehrimizin lalelerle adeta bir meyve tabağı gibi donanması olsun, bunların hepsi bahar aylarının içine girdiğimize, ya da bahar aylarının içimize girdiğine işaret. İşte bu işaretten yola çıkarak sizlere kalbimiz kadar temiz bir sayfa hazırlamaya karar verdik.
Türkiye'nin en sevgi dolu insanı
Sevgiden bahsettiğimiz bu özel sayfalarda hiç kuşkusuz ki yıllardır ekranlarımızda her şeyi, etiyle sütüyle seven, bize sevmenin ve sevilmenin değerini öğreten harika insan Esra Ceyhan'dan bahsetmezsek çatlarız. Esra Ceyhan, bildiğiniz gibi yıllardır ekranlardan 20 IQ'lu bir insana bile her şeyi sevmeyi ve saymayı öğretebilecek harika bir insandır. Gerek konuklarıyla olan seviyeli sohbetleri, gerekse programının harika mobilyaları, bize bu dünyada değil de cennette yaşıyormuşuz hissini sürekli verdi. Esra Hanım hiç kuşkusuz ki sevmenin ne demek olduğunu hepimizden çok daha iyi biliyor. Yalnız bir aralar atv'deyken sakallı bir davulcusu vardı, esas onu çok merak ediyoruz. Ne oldu o davulcuya kuzum?

    Sevgi faktörü: 100/100
    Saygı faktörü: 100/100
    Duygusallık: 100/100
    Mantık: 0/100

Aşkın açamadığı kapıyı zorlayan kız
Sevgi ve aşk deyince aklımıza gelen bir diğer isim de hiç kuşkusuz Demet Akalın. Her yaz aşka ve sevgiye olan ihtiyacını pop müzik olarak kulağımızdan beyinciğimize kadar itinayla ittiren bu güzel insan, adeta bir hit makinesi. Tabii ki o da makinedeki hayalet durumundan etkilenmiş olacak ki, şarkılarındaki duygu yükü neredeyse değil insanları, çamaşır makinelerini bile ağlatabilecek yetkinlikte. Aşkın açamadığı kapı / Kanatlanıp uçamadığı yer mi var / Kalbimi seve seve sana veririm / Bi kere de senin için ölsem yav (Bu kısmını uydurdum).
    Sevgi faktörü: 30/100
    Saygı faktörü: 10/100
    Duygusallık: 80/100
    Mantık: 60/100

Şehrini şehriye gibi seven kent âşığı
Aşkın ve sevginin sadece canlılara değil, şehirlere de kompile yansıtılabileceğini bize kanıtlayan dünyalar tatlısı bir görev adamı olan Muammer Güler hiç kuşkusuz ki sevginin -özellikle 12 milyonluk metropol sevgisinin- farklı boyutlarını bize öğreten bir bilge. Utanmadan sıkılmadan Muammer Bey'in tek rakibinin Star Wars âlemlerinden Yoda Efendi olduğunu söyleyebiliriz. Muammer Bey, tek bir hareketiyle koskoca bir şehri 'pause' konumuna getirebilir, isterse aynı şehri 'slow motion'da izleyebilir. Sonuçta bu kadar hızlı konuşabilen bir insan tabii ki bizden, yani sıradan insanlardan da çok daha hızlı düşünebilir diye düşünmekteyiz. Gündelik yaşama getirdiği basit çözümlerle (Mesela şehre Papa geliyor, Muammer tüm şehrin trafiği kesiyor. Mesela 1 Mayıs kutlamaları başlayacak, Muammer yine tüm şehrin trafiğini tek bir hamlede durdurabiliyor) bize hayatın aslında yolda değil, insanlar arasında yaşanması gerektiğini hatırlatan harika bir insan.
    Sevgi faktörü: 80/100
    Saygı faktörü: 110/100
    Duygusallık: 20/100
    Mantık: 1/100 (Tek bir şey düşünüyor, o da genelde yanlış oluyor.)

Demokrasi sevgisi
ekşisözlük'te Nick Fury tarafından yazılan o entry'deki gibi: Dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı, en ahlaklı, en temiz, en şerefli, en haysiyetli, en muhteşem, en hakyemez, en akıllı polis müdürü... Gerçekten de sadece kendisine olan saygısı ve sevgisiyle bile harika bir insan olduğu belli, nefis bıyıklara sahip süper bir insandır. Sevgisini halkı için kullanan bir başka mükemmel insana da bu sayfalarda yer verebildiğimiz için gerçekten çok mutluyuz. Hobisi: Biber gazı.
    Sevgi faktörü: 30/100
    Saygı faktörü: 8000/100
    Duygusallık: 0/100
    Mantık: 100/100

Tüm zamanların en top 5 aşk filmi
1. Star Wars (İmparator) Kendi halinde bir imparatorun galaksiyi ele geçirme sürecinde kara başlı teneke kafalı bir şövalyeyle yaşadığı aşkın haz dolu, epik anlatımı bu uzay destanını tüm zamanların kanımca en iyi aşk filmi yapıyor.
2. Rambo 3 (Raki 3) Afganistan'da uyuşturucu müptelası bir eski ABD askerinin, aşırı dozun da etkisiyle gördüğü halüsinasyonlar ve kendisine o yeşil kolyeyi hediye eden güzeller güzeli çekik gözlü kızın peşine düşme sevdasını anlatan mükemmel bir şaheser. Özellikle Rambo'nun iki dişinin arasından (tızzzk diyerek) tükürerek helikopter düşürme sahnesi unutulamıyor.
3. Jaws 2 (Dişli Sevgilim 2) Kilyos sahillerinde gezen kendi halinde bir beyaz köpekbalığının şalvarla denize giren kıza olan imkânsız aşkı. Filmin finalinde sevgisinden ve biraz da açlıktan manitasının bacağını koparma sahnesi kanınızı kaynatacak. (Yan rollerde Oktay Kaynarca bir harika!)
4. Şavşank Ridenpşın (Cesaretin Bedeli) Hayatını hapishanede geçiren bir muhasebecinin, esmer arkadaşı Fellah'la birlikte buradan kaçışları ve yaşama sevgilerini anlatan mükemmel bir eşcinsel edebiyat klasiği. Özellikle hapisten kaçtıktan sonra bir kuruyemişçi açarak dünyayı ele geçirme planları yapan bu duygusal ikili, sizleri ekran karşısında adeta bir Çağan Irmak filmi izliyormuşcasına ağlatacak.
5. In The Mood For Love (Aşkın Kanunu) Aynı apartmanda yaşayan iki Çinlinin birbirlerine olan zaman aşırı aşkını konu alan Muazzez Ersoy'un dünyalar tatlısı müzikali, kesinlikle tüm zamanların en sazlı sözlü aşk filmi. Tabii ki yan rollerde Özgü Namal ve çatlak sesi özellikle dikkat çekici. Ayrıca Özgü Namal'ın sempatik kız rolünde olmadığı tek film olarak bir görsel edebiyat klasiği bile diyebiliriz.

* * * * *
Burca göre aşk meşk takvimi
Koç
Bir ateş burcu olan Koç, gelen bahar ayları ve havaların da hafif küresel ısınmasıyla duygusal anlamda iyice sütlaca bağlayacak. Yaz başına doğru karşınıza çıkacak irili ufaklı fırsatları kaçırmayın. Bir Koç burcu olarak söyleyebilirim ki, Koç burcundan kolay kolay adam çıkmaz.

Kova
Kova burcu baharı şenliklerle, toplu eğlencelerle kutlayacak. Ev partisi, iş partisi, akşam çıkması derken, bir de bakmışsınız yaz bitmiş. Geride anılardan başka birçok şey ve şeyler olacak. Şimdi tam olarak göremiyorum.

Terazi
Tam bir denge içinde yaşamayı kendine amaç edinmiş, bu kafayla da hiçbir güzel ortama girmeyen, alkol almayan, tütün ve tütün mamullerini kullanmayan Terazi burcunu bu yaz zor geceler bekliyor. Özellikle gece geç saatte sevgilinizle Heybeliada'daki Ayazma mevkiinden geçerken dikkat. Ormanın içinden gelen Zincirli Gelin sizi bunalımların en kralına sürükleyecek.

İkizler
İkizler burcu bu yaz başlarında sürekli gördüğü karabasandan enteresan bir şekilde kurtulacak. Uyurken karnına oturan karabasan hayvancığını ısırarak kaçıran İkizler burcu mensupları, gecenin ilerleyen saatlerinde bu uzun yeşil parmaklı karabasan cininden yediği tokatla uyanacak. Uğurlu taşınız: Erol Taş.

Boğa
Dünyevi zevklerden uzaklaşıp manevi zevklerin peşinde koşan duyarlı Boğa burcu insanı bu yaz aradığı insanı bulacak. Peki bulacak da ne olacak? İşte bizim medyum olarak görevimiz sadece bu haber verme kısmında bitiyor. Gerisi size kalmış. Uğurlu taşınız: Lindsay Lohan.

Başak
Başak burcu yaz aylarını paso tatil ve kebapla geçirecek. İlerleyen aylarda kebaptan elde ettiğiniz kaloriler sizde kalorifer hissi yaratacak. Sıcak yaz gecelerinde 'terle babam terle' modeline bağlayacaksınız. İşin kötüsü tanımadığınız bir insanın yatağında terleyerek uyanacağınızı daha size söylemedik bile. Uğurlu hayvanınız: Terliksi hayvan.

Oğlak
Enteresan bir elektriğe sahip Oğlak burcu insanı bahar aylarını çalışarak geçirecek. İşinizin şehir merkezine uzak olması nedeniyle aşk hayatınızda deyim yerindeyse 'tık yok', işin daha da kötüsü uzun bir süre 'tık' olmayacak.

Balık
Balık burcu hakkında konuşmak istemiyorum.

Akrep
Akrep burcu bu ay ortalarına doğru alacağı bir habere çok sevinecek. Fakat ay sonuna doğru alacağı başka bir habere daha çok sevinecek. Haziran başına doğru alacağı bir habere ise manyaklar gibi sevinecek, haziran sonunda ise onu sevinçten çıldırtacak bir haber gelecek. İki ay çıldırmadan dayanırsanız, yaşadınız demektir.

Yengeç
Su burcu olan Yengeç, bu yaz İstanbul'daki su kesintilerinden sonra iyice ayarsızlaşıp en olmadık zamanlarda tatsızlık çıkaracak. 'Alkol var mı?' diye soran memur beye atacağı kafadan sonra uzun bir süre araba kullanamayacak gibi geliyor bana.

Aslan
Aslan burcu, Boğa burcu ne yaşayacaksa aynısını ama biraz daha iyisini yaşayacak. Ne garip.

Yay
Yay burcu ilginç gelişmeler döneminde. Aslında tam da öyle değil. Ay ortalarına doğru uyuşturucu bağımlısı olacak olan Yay burcuna her şey ilginç gelecek. Kendisini yalnız hissetmesin diye böyle yazdık. Aaa, mürekkebin rengi ne kadar acayip!

* * * * *
Eğlenceler başlasın, Radar Live geliyor!
Dinamo FM tam anlamıyla kedi dostu bir radyo. Şu anda bahçede çeşitli boy ve kalibrede toplam dokuz yavru kedi var. Onların eşliğinde Radar Live'ı konuştuk

Marilyn Manson, James, Kelis, The Rapture, Juliette and the Licks, Cocorosie, Beirut, Nouvelle Vague, Cansei de Ser Sexy, Ellen Allien, The Rakes Peter Bjorn and John, Easy Star All Stars... Bütün bu gruplar ve daha onlarcası bu yaz 29 Haziran-2 Temmuz arası bizleri Radar Live'da esir alacak. Dinamo FM tam anlamıyla kedi dostu bir radyo. Şu anda bahçede çeşitli boy ve kalibrede toplam dokuz yavru kedi var. Etrafta dolaşan üç anne kedi ve birbirinden sevimli yavruları eşliğinde Dinamo FM'in bahçesinde bu yaz bizlere müzik dolu dört gün geçirtecek müzik festivali Radar Live'ı konuştuk.
Nasıl başladı bu işler, önce onu sormak istiyorum. Hatta soruyorum.
Mete Tavukçuoğlu: Karar verdik, yaptık. Ama bu işin içinde ego var, müzik sevgisi var, insanlara bir şey gösterme isteği var...
Murat Abbas (Mabbas): DJ'ler müzik çalıyor, çalıyor ve bir noktadan sonra parça yapmak istiyorlar ya. Aynen böyle bir şeydi. Festivallere, konserlere gidiyoruz, kimini beğeniyoruz, kimini beğenmiyoruz. İşte 'Biz olsaydık şöyle yapardık'ların hayata geçmesi bir anlamda. Oturduk konuştuk, böyle bir şey yapalım, nasıl yapalım dedik. Olay bu.
Hayvan gibi organizasyon yapıyorsunuz. Bu kadar adamı denk düşürmek nasıl oluyor? Bu grupları bir hafta sonu toplamak nasıl mümkün olabiliyor? Sonuçta bu hafta sonu dünyanın her yerinde bir hafta sonuna denk geliyor.
Ali: 10 ay süren disiplinli ve yorucu bir çalışma. 10 ay boyunca Murat tüm gruplarla yazıştı. Mustafa Denizli'nin de dediği gibi 'Maçı önceden yaşadı' ve sonunda böyle bir noktaya gelindi.
Mabbas: Line-up sürecini şöyle anlatayım. Senede bir tane hafta sonu seçiyorsun ve o hafta sonuna her şeyi toplamaya çalışıyorsun. Seninle birlikte dünyanın birçok ülkesinde de seninle birlikte farklı organizatörler o hafta sonunda bir şey yapmak istiyor. Bizim seçtiğimiz hafta sonu, aslında yazın en sert zamanlarından bir tanesi. Çok önemli beş festival var Radar'ın haricinde. İki tanesi İskandinavya'da, iki tanesi İsveç'te, bir tanesi de Polonya'da. Bir de bunların dışında düşünemediğin, önceden planlayamadığın sürpriz organizasyonlar çıkıyor. Bir tanesi 1 Temmuz'a, Lady Diana'nın doğum gününe denk geldi. Bizim teklif yaptığımız sanatçıların büyük çoğunluğu İngiltere ve Amerika'dan. Tabii İngilizler Diana'ya çok önem veriyorlar ve orada çıkmak istiyorlar. Bunun dışında tek konserler var.
Peki bu adamları ne yapıp kendinize çekiyorsunuz? 'Bak Selami Şahin, Bülent Ersoy da çıkacak' mı diyorsunuz mesela gruplara?
Ali: Bizim için line-up'ın yüzde 75'i belli olduktan sonra diğer konfirmasyonları almak çok kolaylaştı.
O line-up'ı görünce yurtdışında bile çok sayıda menajer, sanatçı şaşırıyor ve böyle bir oluşuma değer veriyor.
Mabbas: O süredeki en zor an Radar'ın oluşmaya başladığı ilk andı. Çünkü CV'miz boştu. Geçen sene bir festival yaptık ama onunla bu senekinin hacmi arasında hiçbir alaka yok. İnsanlar her zaman sana bugüne kadar ne yaptığını soruyorlar. Bizim yarıştığımız festivaller, 20-40 sene geçmişi olan organizasyonlar. Onlarda tabii bir CV sorunu olmuyor. Biz şu anda geldiğimiz noktada bir mucizeyi gerçekleştirmiş durumdayız. En zor süreç o ilk grupların onaylarını almak oldu.
Ali: Böyle bir festivali yapmak için deli olmak gerekiyor. Biz de deliyiz.
Peki kaç kişiyi bekliyorsunuz bu sefer? Çağlayan kadar olacak mı? Armağan Çağlayan yani?
Ali: Çok güzel bir program hazırladığımızı düşünüyoruz ve gerçek müzikseverlerin bu festivale gelip, günlerce kimisinin kamp yapıp, kendisi gibi müzik için gelen insanlarla bu festival hissini yaşamasını istiyoruz. Tüm amacımız o. İnşallah 20 bin kişiyi aşar.
Organizasyonun en keyif aldığınız tarafı ne peki? Kızlarla takılmak gibi basit hedefler mi, yoksa bütün o grupları sahnede izlemek mi?
Mete: İkisi de. Bir de 'Bunu da yaptık' diyebilmek.
Ali: Orada insanlar bir araya geliyor, sevdiği sanatçıları görüyor. Bu ortamlardan hayatta kaç tane var ki? Sinema, tiyatro gibi bir etkinlik değil. Bu farklı bir ideolojinin yansıması.
Tuğyan (Bu noktada ben biraz tekliyorum, hemen arkadaşım Tuğyan Çelik devreye giriyor): Marilyn Manson'ı İstanbul'a gelmeye nasıl ikna ettiniz? Bir İstanbul muhabbeti geçti mi? Bir de böyle bir organizasyondan önce hedef kitlenin de nabzını tuttunuz herhalde?
Ali: Marilyn Manson'la İstanbul muhabbeti geçmedi. Zaten Türkiye'de de az çok kimlerin beklendiğini biliyoruz. MM da en çok beklenen beşinci isim sanırım. Üç R var, Red Hot Chili Peppers, Radiohead ve R.E.M., ama bunun dışında Marilyn Manson da bekleniyor, Kelis de bekleniyor.
Mete: Line-up'ı ilk açıkladığımızda birçok insan bunun Türkiye'de olduğuna inanamıyor. Şimdi kendimize bakalım. Telefonun en iyisini istiyoruz, laptop'un en iyisini istiyoruz, giysinin en iyisini istiyoruz. Neden müziğin de en iyisi olmasın? Türkiye'de nedense iş müziğe gelince biraz 'Yaptık oldu', 'Türkler bundan anlar, bunu sever' kafası hâkim. Öyle bir şey yok. Biz kendimizin de coşabileceği bir şey yapmak istiyoruz.
Tuğyan: Çok popüler gruplar var, bir de işi bilenin 'Budur' diyeceği gruplar var.
Mete: Radyo geçmişimiz olduğu için festivali de radyo gibi yaptık. Al sana karışık kaset işte. Her şey var içinde.
Mabbas: Bu festival işlerine girmemizin sebeplerinden biri de bu 'promoter' kelimesinin altını çizmek istememizdi. Yani biz bazı şeylere öncü olmak istiyoruz. Festivali düzenlerken aslında mantık şudur, headliner'lar büyük kitleyi çeker, ama başka grupları da insanlara tanıtmak istersin.
Ali: Benim sevdiğim şeyi siz de sevin. Paylaşmak gibi bir şey yani.
Mabbas: Bu bizim için bir misyon. Dünyada yeni ve güzel çok fazla şey var ve insanlara bunları tanıtmak istiyoruz. Çünkü Türkiye'deki aslında öncü olması gereken yerler, mesela basın, gençler bunların çok daha ilerisinde. Biz de bu konuda öncülük etmek için buradayız. Bu konuda bir de şöyle bir durum var. Türkiye'de bazı ezberlerin bozulması da gerekiyor. 'Türkiye'de şu tarz isimler iş yapmaz' diye genel bir kanı var, bunun böyle olmadığını aylık Radar etkinliklerinde de gördük. Sadece bunun arkasında samimi bir şekilde durabildiğinizi göstermek gerekiyor. İnsanlar size inanırsa, sizin organizasyonlarınıza katılıyor.

Sonuçta bu kadar kediye bakabilen bir organizasyon takımı Radar Live gibi fantastik bir organizasyonun da üstesinden kolaylıkla gelecek gibi görünüyor. Röportaj möportaj ayağına Radar Live'da ben de DJ olarak çalma şansı kazandım bu röportaj sayesinde. Hepinizi beklerim.

* * * * *
Modern zamanlarda aşk yorulmuş mudur?
Gittim, Nil Karaibrahimgil'in 'Bu mudur?' parçasının klibini yapan kişiyi buldum. Şansıma kendisi eski arkadaşım Emre Özbay çıktı, olaylar gelişti

Bir süredir ekranlarda Nil Karaibrahimgil'in (kısaca Nil) 'Bu mudur?' parçasının klibi dönüyor. Türkiye'den çıkmış eli yüzü düzgün video klip görmeye alışık olmadığımdan gittim, klibi yapan kişiyi buldum. Şansıma kendisi de eski arkadaşım Emre Özbay'mış. Olaylar gelişti...
Nasıl düştün bu ortama?
Üniversiteden beri arkadaşların yüzde 90'ı müzisyendi. Hatta bunlar o kadar fazlaydı ki mecburen bazıları birleşip müzik grubu kurdu. Bir ara 'Köpek' isimli bir müzik grubuyla aynı evde kalıyordum. Bir süre groupie kızlar gibi yaşadım yani. 'Ben de bir gitar alayım şunlara kaynayayım' dedim ama gitara yeteneğimin olmadığı ortaya çıktı. Zaten insan gibi bir müzik zevkim de yoktur. Ben de başka mecralara yöneldim. CD kapaklarını, konser posterlerini falan yaptım. Kesmedi. El kameramı alıp klip çekmeye başladım. İlk müzik-video denebilecek, televizyonlarda yayımlanan işim yine arkadaşa destek kategorisinden, Gülüş Gülcügil'ün 'Comfortable Pain' parçasına çekilmiş video. Sonra Karapaks'tan Sinan Tansal'ın (Aynı zamanda dişçim olur) gazıyla çektiğim iki video var.
Klip fikri nasıl ortaya çıktı?
Karapaks'a yaptığım videoyu Nil Karaibrahimgil görmüş beğenmiş. Biraz tırstım tabii. O ana kadar hep 'Arkadaşlara klip yapıyoruz, eğlenelim' rahatlığında olduğum için birdenbire böyle profesyonel bir işe girişmek beni kastı. Çünkü daha önce ünlü insanlarla televizyona işler de yapmıştık. Genelde bir 'Ben çok ünlüyüm ya sen kimsin?' görünmez kalkanı vardır etraflarında. Fakat gittim, Nil'le tanıştım ve rahatladım. Zira kendisi bakkalda rastladığın çocukluk arkadaşın tadında mütevazı bir insanmış. Zaten onun da aklında bir sürü parlak fikir uçuşmaktaydı. Mail'leştik, telefonlaştık, görüştük, bir sürü güzel fikir çıktı ortaya. Ama biz daha basit, keskin ve muzip bir şey yapmak istiyorduk. Sonra eski film arşivimden kesip biçerek bir kısa demo hazırladım. Beğendi ve yaptık.
Ne kadar zamanını aldı?
Benim kontrolümde olan kısmı, özellikle ağız kısımlarını kesip biçme montajlamadan çok hazırlık denebilecek aşamaları fazlaca zaman aldı. Öncelikle telif sorunumuz vardı. Mümkün olduğu kadar çok eski filmden sahne kullanmak istiyordum. Hatta ilk hazırladığım videoda Audrey Hepburn ve Marilyn Monroe filmlerinden de sahneler vardı. Audrey Hepburn, Gregory Peck'e 'Modern zamanlarda aşk yorulmuş mudur?' diyordu montaj yordamıyla. Fakat istediğim filmlerin hepsinin iznini alamadım. Sonunda elimizde dört Türk filmi kaldı. Yani biraz taşın suyunu sıkmak zorunda kaldım. Sonra Nil'in olduğu sahneleri çektik. Bunlar bir ay kadar sürdü. Ama daha güzel oldu galiba. Zaten fikrin ön planda olduğu, kısıtlı imkânlarla yapılan işler niyeyse daha güzel oluyor. Samimiyet, her zaman bir şekilde içgüdüsel olarak algılanıyor galiba seyirci tarafından.
Nasıl tepkiler geliyor?
Dediğim gibi gördükleri, seyrettikleri şeylere içgüdüsel tepki veren insanlar tarafından kafadan çok seviliyor. Bir de öyle zorlama bir hikâyesi yok klibin. Zaten önemli olan müziğin ve sözlerin güçlü olması. 'Bu mudur' bu bakımdan şanslı bir tercih . Diğer kliplerinde de fark etmişsindir, Nil'in şarkıları nerdeyse hiç görsel destek gerektirmiyor. Çünkü sözleri ister istemez insanın kafasını görsel olarak çalıştırmaya başlıyor. Ana fikir, 'Modern zamanlarda aşk'. E bunu eski aşk filmlerinden parçalanıp yeniden üretilmiş görüntülerle anlatınca, yerli post-modern bir video oldu.
İşin en zor yanı ne?
Bu işin belli aşamaları var. Ve her aşama için karşınıza çıkmayı bekleyen zor engeller. Yaptıkça öğreniyorum. Bir başkasının özene bezene yarattığı müziğin kısa filmini çekiyorsun. Bunu önemsediğin zaman, stres verici bir şey zaten. Güzel bir fikir bulduğun zaman ise bunu karşındakine anlatabilme zorluğu başlıyor. Hele ki şarkıcıyı şöyle güzel bir stüdyoya koyup, yanına iki Japon balığı akvaryumu yerleştirip, kumaşlara falan sarıp, saldım çayıra dijital efektçiler kayıra tarzı bir şey çekmiyorsan, yeni bir fikrin varsa daha da zor. Kafanda olayı nefis canlandırıyorsun ama kelimelerle ifade edemiyorsun. Sonra işin montaj aşaması var. Bu klipte kullandığıma benzer yöntemler birçok kez kullanıldı. Filmlerden parçalar alınıp, şarkı sözlerine uyan kelimeler parçanın üzerine montajlandı. En son U2 klibi var böyle. Diyelim, eski bir konser kaydında Elvis'in 'love' dediği bir görüntüyü alıp, Bono'nun 'love' dediği kısma montajlıyorlar. Ama benim yaptığım farklı bir şey. Mesela Filiz Akın'ın alakasız bir şey anlattığı bir sahneyi hecelere hatta çeyrek saniyelik anlara bölüp bu ufak parçaları ileri geri sararak Filiz Akın'ı konuşturdum. Zira Filiz Akın'ın 'Bu mudur? Modern zamanlarda aşk yorulmuş mudur?' diye yakındığı bir filmi yok. En son, iş yapılıp televizyonlarda yayımlanmaya başladıktan sonra da agresif eleştiri robotlarıyla uğraşma zorluğu var tabii. Diyelim bir film çektin, adamın biri de filmdeki yakışıklı çocuğa veya güzel kıza gıcık. Neden önemli değil, her şey olabilir. Kafadan yardırmaya başlıyor işe. Daha ilk profesyonel işimde başıma geldi bu. Milli olduk yani.
Nassı yani?
Bir sabah uyanıp gazetede küçük bir haber görüyorsun, "Yönetmen Emre Özbay, Nil'e klip çekti. Pek güzel olmuş". Vay be diyorsun, bana yönetmen demişler. Çok acayip oluyorsun. Ertesi gün 'kliptoman' köşe yazarı, "Yönetmen Emre Özbay arakçıymış, ordan burdan apartmış, bizi yemiş" yazıveriyor. Zaten refleks olarak yeni bir yerli iş piyasaya çıktığında hemen harıl harıl yabancı referanslar aranıyor. Yerli sanatçı olmanın kaderi bu, içgüdüsel olarak arakçıdır ya (Kleptoman oluyoruz yani bu durumda). Birinci gün yönetmen, ertesi gün 'arakçı yönetmen' oluveriyorsunuz. Olaylar paldır küldür gelişiyor. Belli ki bu yazılar paldır küldür yazılıyor. Bak mesela ben burda konuşurken bile acaba haksızlık mı ediyorum, yanlış mı anladım diye düşünüp isim vermeye çekiniyorum di mi? O zaman bir kere 'arak fikir' yazıp yanına da adamın ismini iliştirivermeden önce bir araştırmak lazım. Fikir nedir, teknik nedir diye bir düşünmek lazım. Basitçe bir düşünüp arak olduğunu iddia ettiğin şeyin fikir değil teknik olduğunu çakozlayınca, gidip birkaç insana sormak lazım. Bu teknik şunun aynısı mı, yoksa bu adam farklı bir iş mi çıkarmış diye...
Eklemek istediğin bir şey var mı? (Ne acayip soruymuş ya bu?)
Eski filmleri saniyelere ayırıp parçalarken Türkan Şoray'ın adeta her heceyi yüz mimikleriyle oynayabilecek kadar iyi bir aktris olduğunu fark ettim. Bir saniyelik sesi verirken bile kelimenin duygusunu bire bir verebildiğini hayretle gördüm. Kendisine ve Filiz Akın'a (çocukluk aşkım) saygılarımı ve sevgilerimi sunarım.