Her şey dahil, pis bir hafta daha...

Ne pis bir hafta geçti be arkadaş! Feribot yanaştı, halat koptu, insan öldü. Tayyip 'Arena'ya çıktı, "Cumhurbaşkanını istemeyen varsa vatandaşlıktan çıksın" dedi.

Ne pis bir hafta geçti be arkadaş! Feribot yanaştı, halat koptu, insan öldü. Tayyip 'Arena'ya çıktı, "Cumhurbaşkanını istemeyen varsa vatandaşlıktan çıksın" dedi. Lazer Bülbül konserinde sahneye eli bıçaklı adam çıktı, kafasına merdivenle vurularak öldürüldü. 'Kavak Yelleri' dizisinde bir köpeğe 'Hüseyin' dendi diye insanlar televizyon bastı. Bu arada bir de herkesin Paris Hilton olmak istemesi var. Ne pis ortammış ya!
Şimdi sol baştan başlayalım bakalım. 'Kavak Yelleri' dizisindeki köpeğe 'Hüseyin' denilmesi durumu. Bir metin yazarının yazarken komik bulduğu basit bir espri, nasıl olur da kitleleri harekete geçirir? Haberlere göre 200 kişilik bir grup toplanıp Kanal D'yi basmış. Ben uzun süredir böylesi bir tepki görmemiştim. Hatta benleriyle ünlü Güner Ümit'in içine karıştığı Star baskınında bile bu kadar kalabalık yoktu. Eee ne yapacaksınız, halk duyarlı. Her şeye duyarlıyız. Tamam duyarlı olmak, birtakım manevi değerlere sahip olmak güzel ve saygı duyulası bir durum da bunun da belli bir mantıksal sınırı olması lazım gibi geliyor bana. Yoksa hiçbir şey yapamaz oluruz. Yok, o şunun bilmem kaçıncı göbekten adının benzeri, şu diğerinin fonetik olarak yakını diye diye daha çok kanal basarız yani. Biraz hoşgörü ve iyi niyetle her şey çözülebilirdi oysa ki. Ama ne yazıktır ki artık öyle bir durum için çok geç. Aynı kazandıkları maçın son 40 saniyesinde sahaya atlayan Trabzonsporlu kardeşler gibi. Aklımız da olmazsa vahşi hayvanlardan hiçbir farkımız kalmayacak. Allahtan dişlerimiz ve çenelerimiz vahşi hayvanlarınki kadar büyük ve gelişmiş değil. Yoksa hepimiz sürekli birbirimizi boğazlıyor olurduk. Yine de kavgası bol bir memleketteyiz tabii ki. Hem alıngan, hem kavgacı. Sinirli, çünkü bugüne kadar hayatında hiçbir zaman doğru düzgün yollarla hakkını arayamamış. Asabi, çünkü hep bastırılmış. Tüm gelişmemiş toplumlardaki gibi polisin ve otoritenin baskısı altında basınç sahibi olmuş. Stada girerken coplanmış, çıkarken diğer taraftarlardan kafasına sandalye yemiş. Şiddet şiddeti doğuruyor, doyurmuyor. Azer Bülbül konserindeki kafaya merdiven yerleştirme (enstalasyon) olayına ne demeli? Adam bi şekilde öldü. Adam nerede? Sahneye çıktı. Sahne nerede? Merdivenin altında. Merdiven nerede? Adamın kafasında. Kafa nerede? Yandı bitti kül oldu...
Pekiii, Lazer Bülbül'ün bunca olaydan sonra 'İbo Şov'a çıkması ve daha iki dakika önce konserinde ölen kişinin ailesi için ağlamaklı ağlamaklı bir şeyler gevelerken hemen akabinde Banu Alkan'ın sevgilisi konusunda sansar gözlerle sevimlilik yapmasına ne demeli? Ne denmesi gerektiğini biliyorum ama söyleyemem, ayıp olur. Ya da durun söyleyeyim: Aferim evladım, bravo evladım...Tabii 'İbo Şov'un konukları da ayrı bir galaksi, ayrı bir felsefenin insanları. Lazer Bülbül'e mi bakayım, yoksa şarkı söyledikten sonra Lazer'in sırtını sıvazlayan gerçek lazer İsmail Türüt'e mi sevineyim, yooksaaaa diğer tarafta çakma şarkılarla yeniden doğuşunu kendi kendine kutlayan Burak Kıt'a mı sevineyim? Bir de bonus Banu Alkan var ki, gerçekten şov programı değil, 'Star Wars'taki kantin mübarek. Aslında galaksi heyetinin toplantı odası gibi de algılanabilir tabii. Heyet gerçekten de bu dünyadan değil. O kesin.
Osman Güneş'e benden risotto!
Gündem değil, Marmara depreminin kalıntıları mübarek. Neresinden tutsan elinde kalıyor. İçişleri Bakanı'nın risotto muhabbeti nedir Allah aşkına? Bir önceki 'Hüseyin' muhabbetinden neredeyse hiç farkı yok. Muhakeme olmayınca tabii ki ezber devreye giriyor. Bakan da bakıyor. Bakıyor ama göremiyor. Sadece bir bakan işte. Bakan acaba çocukken dişi ağrığında babası tarafından rakı tedavisi gördü mü, onu merak ediyorum. Eğer görmediyse âlâ. Ama eğer gördüyse, bence bakan hemen gitsin babasını işten attırsın. Yani aynı kafa. O dişe rakı süren baba da kötü niyetli değil ki. Aynı risottoyu şarap sosuyla hazırlayan aşçı gibi. Gözler görmeyince beyin yerine ezber çalışıyor. Ama ne yazık ki ezberimiz bile kötü. İstiklal Marşı üçüncü kıtadan terk. Ezber iyi bir şey olsaydı keşke.
Gündem lime lime... Al, Atıl Kutoğlu Emine hanıma Sofya Loren modeli yapmak istiyormuş. Neden? (Aslında Sofya Loren o kadar güzel bir kadın ki, hiçbir şey giymese de süper olur ha! İhtiyacı yok giysiye filan.) Kimse Atıl beye bunu sordu mu? Atıl bey neyin peşinde? Şu anda kendisinin Hürriyet'teki fotoğrafıyla göz göze geldim. Gözlerinin içi gülüyor. Belki de gerçekten çocukça bir naiflikle böyle bir önerme peşinde koşuyor Atıl bey. Bir insanın görünüşüne karışmak niye? Hayır, muhabbet iyi niyetse o zaman ben de öneriyorum: Meclise vekiller çıplak gelsin, Spencer Tunick'e poz versin. İşte Türkiye kurumsal değerini yukarı çekecek bir hareket. Gerek entelektüel, gerekse kültürel kontekstte tüm dünyanın konuşacağı bir olay. Girsinler çıplak çıplak meclise, sonra el mi sıkışacaklar, birbirlerine küfür mü edecekler, yoksa silah mı çekecekler, bilemem. Hem bir dakika eğer vekiller çıplak olarak meclise girerse üzerlerindeki silahları da bir kenara bırakmış olurlar.
O zaman belki itişip kakışmaktansa, konuşmanın daha güzel bir şey olduğunu anlarlar. Belki de o zaman hepimizin insan ve hepimizin bir olduğunu hatırlarlar. Evet çıplak bir meclis iyi bir fikir!
'Kayıp' diye bir dizi yapacaklardı, ona ne oldu. Hani 'Lost'un Türk versiyonu olacaktı? Neyse benim tek bir önerim olacak, eğer dizi yapılırsa lütfen Jin rolünde Serdar Ortaç oynasın. Tatarizm felsefesinin önemli bir ismidir kendisi. Tatlı, tatlı tatlı hela. Bu ne işve bu ne cilaaaa?
Bu yazımı uçak kaçırmak yerine, pilotları kaçırıp madara olan tüm hava korsanları ve korsan DVD'cilere adıyorum. Onlar olmasa hayat çok sıkıcı bir yer olurdu. Hepinizi salonda risotto dolu dev bir küvetin içinde sevirem.