Kanka --> Qanqa --> Panpa

Arnold marnold, kas adam dedik, badici dedik ama en ileri görüşlü adam da o çıktı

Pazar günleri geç kalkmak hiçbir işinize yaramayacak. Yarın sabahın köründe hava buz gibiyken yine kendinizi minibüste, metrobüste, dolmuşta ya da vapurda, tanımadığınız ama göz aşinalığınız olan saçma sapan insanlarla bir arada rutubetli bir ortamda sevmediğiniz elbiseleriniz içinde bulup, işe gideceksiniz. Bu genelde böyle. Siz de zaten buna itiraz etme yaşını çoktan geçtiğinizi düşünüyorsunuz. Oysa öyle bir şey yok. 

“Kıyaslanmak doğal. Buna gocunmam. Sonuçta sinema yapıyoruz. Ancak beni Mahsun’la değil, Charlie Chaplin’le kıyaslayın”... Özcan Deniz, eski yılların Seymen Ağa’sı, şimdilerde gördüğümüz üzere “Şehir Işıkları”nda yer almak istiyor. Haklı da olabilir. Ama 2010 Türkiye’sinde yer alabileceği tek şehir ışığı ne yazık ki Boğaz Köprüsü’nün taksici ekolayzırı şeklindeki ışıkları olabilir. Başka bir coğrafyada olsa, toplum belki de gelişimini takdir edenler ve destekleyenler daha fazla olurdu diye düşünüyorum. Anadolu yakasında ise Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın renkli dantel ışıklarıdır. Güzel olanı bilmediğimiz için, güzel şeyler de yaratamıyoruz sanki. Işıklandırma deyince memleketçe aklımıza neden sadece Çin kerhaneleri geliyor, bir düşünelim.
Behzat Ç’deki ablak bakışlı, gerzek yardımcıya kılım. Şimdi sanal bir karaktere gerzek dediğim için sıkıntı olmazsa, bir korkumun kaynağını da açıklamak isterim ki, kendisinin gerçeğe en yakın kurgu karakter olma ihtimali beni korkutuyor. 

Behzat Ç. bi bakıma yerli House M.D. gibi olmuş. Hayal görmeler, boşluğa sarılmalar filan, güzel kafalar. Tabii bunların hepsini gazete kağıdına sarılmış kutu birayla başarabiliyor olması da Türkün gücünü bir kez daha ekranlara yansıtıyor. Gurur duyuyorum. Siz de duydunuz mu?
İzlediğim bölümde Behzat uyuşturucu peşindeydi, oysa kızı mutsuz. Yani diyeceğim şey o ki, İngiltere’de tüm uyuşturucuları yasal yapmaya çalışıyorlar, bu da tam ayarlı bi davranış değil sanki. Eroini de eczaneden almayalım yani. 

Kaliforniya sistemi iyidir. Arnold marnold, kas adam dedik, badici dedik ama en ileri görüşlü adam da o çıktı. Biz daha elektrikle çalışan arabaları, benzinli arabadan daha fazla vergi yüküyle ödüllendirerek çevreciliğimizi gösterelim. 

Beyazıt Öztürk mizahın Esra Ceyhan’ı gibi. 

Türk’ün “çevrecisi” dediğin zaman, çevresini koruyan, eşi dostu kollayanını anlayacaksın. Yoksa aklına başka bir şey gelmesin. Bizim politikacıların hepsi o yüzden sürekli “çevreciyiz” diyorlar. Çevre dedikleri başka çevre.
Cumhurbaşkanının “tarafsız gibi” bile görünemediği bir ülkede, tabii ki kimse kimseden objektiflik beklemesin. İnsan bir kendine hakim olur. Tamam, biz de insanız, hissediyoruz, belki arkadaşsınız, tanışıyorsunuz. Ama artık cumhurbaşkanının da bir duruşu olması lazım gibi -en azından- görünmesi geliyor bana. Yoksa kafamıza göre takılalım, o da bi kafa. “Bugün içime don giymedim biliyor musun?” modeli mi olsun yani her şey? 

Önünüzde düğmeler var. Her düğmede de bir isim yazıyor. İsimler: Ece Erken, Kamer Genç, Megan Fox, Cem Uzan, Sabri (evet sadece Sabri yazıyor ama yazı düğmeyi tutturamamış), İsmail Türüt, Bülent Arınç ve Yorgo Kirbaki... Hangi düğmeye basarsınız? Bu arada düğmeye basınca ne olacağı da sürpriz olsun.
Çevre Bakanı var, çevre yok. Oldu mu? -Olmadı. 

Bir çöldesiniz. Önünüzde ters dönmüş bir tosbağa ve bir Melih Gökçek var. Ne yaparsınız? (Kısmetse bu soruyla robot olup olmadığınızı anlayacağım) 

Gözdeki ışığı hiçbir şeye değişmem. -Terminatör 

Transporter kullananların içlerinde yaşattıkları vahşi ruh nedir, anlamış değilim. Nerede bi transporter görsek ya gazlayıp duvara patlıyor, ya da trafikte sıkıntı çıkarıyor. Transporterların içinde kötü ruh filan mı var acaba? 

Arap görgüsüzlüğü diye bi şey var değil mi? Evet, altından klozet filan gibi şeyler varsa, Arap görgüsüzlüğü diye bir şey de vardır. “Arap yağı fazla bulduğunda orasına sürermiş” diye atasözü bile var. Atalarımız zamanında bile varmış demek ki bu görgüsüzlük... Bir yandan da görgüsüzlük dediğimiz şeyin de acayip bi kafası olabilir. Altından tuvalete bombalamanın keyfi belki de hayattaki her şeyden daha güzeldir. Altına yatıran kazanıyor hesaaabı. Bir de şimdi dünyanın en pahalı yılbaşı ağacı olayı çıktı. Hem de çölün ortasında kar bile görmemiş bir otelin göbeğinde mücevherlerle kaplı 11 milyon dolarlık ağaç. ‘Şükran’ günü dedikleri bu mudur? 

İnternet gözdeki ışığın yerini tutmuyor. -Başbakan
Daft Punk - Tron OST internete düştü. Orkestrasyon ve Daft Punk’ın bir arada ne kafalara gittiğini dinlemek için iyi bir fırsat.