Kelebek konacağı yeri size mi soracak?

Bir haftanın daha sel olup aktığı, küresellerin biraz daha ısındığı ve elbise katmanlarının sıcağın da etkisiyle eridiği, Burak Kut'un Türk pop müziğine felaket bir parçayla dönüşünü kutladığımız şu güzel günlerde...

Bir haftanın daha sel olup aktığı, küresellerin biraz daha ısındığı ve elbise katmanlarının sıcağın da etkisiyle eridiği, Burak Kut'un Türk pop müziğine felaket bir parçayla dönüşünü kutladığımız şu güzel günlerde sizlerle bir arada olmak duyguların en yücesi, hislerin en hislisi, sevgili ahtopot duyargalı Radikal okurları.
Önce kötü haberler. Bazı gazetelerde Ankara'daki bombalı saldırıdan sonra "Dünya basını patlamayı ilk haber olarak verdi" diye haberler çıktı... Böyle bir haberi yapmak ne kadar ezik, ne kadar kompleksli bir davranıştır aklım hayalim almıyor. Zaten sen ülkende olanları yabancı basına endeksliyorsan, senin işin de zor be babi. Umarım büyük Marmara depremi şöyle esaslısından bir 7-8 çakar da tüm dünya bizden bahseder. "Nasıl da geberip gittiler ah cahil zavallılar" ya da "Türkler yine ihmal kurbanı" gibi haberler yaparlar da kompleks küpü gazeteciklerimiz -eğer hâlâ bir kolon, sütun, kiriş altında kalmazlarsa- rahatlar. Keşke güzel ülkemizde olan her olayı dış basından takip edebilsek. Bu arada ülkede ne güzellik varmış be arkadaş! Yıllardır kırıyoruz, döküyoruz, ormanlarını yakıyoruz, termikliyoruz, sit alanlarına villalar çakıyoruz, sahil şeritlerine otobanlar gömüyoruz, hâlâ güzel! Bu işte kesin bir iş var.
Sezen Aksu'nun da alıcısının ayarıyla oynamışlar. Koskoca kadın, kalk konser verdiğin sahnede (THY'nin kuruluş yıldönümünde) vokalistinle timsah yürüyüşü yap. Ya bi kere bu timsah yürüyüşü demode olmadı mı? Bari Sezen Aksu'yla vokalisti böylesine marjinal bi sahne şovu yapmak için yanıp tutuşuyordu, hani o ilkokulda erkeklerin yaptığı gibi avuçlarını birleştirip, yine kendisi gibi avuçlarını birleştirmiş partnerinin orta ve yüzük parmaklarının arasına sokup içine baksaydı. Şimdi böyle uzun uzun yazması zor oldu. Keşke bir dijital fotoğraf makinesi olsaydı, bir de yanımda birisi daha olsaydı da bu saçma hareketi sizlere fotoğraflı bir biçimde izah edebilseydim.
Şu sıralar şuursuz açıklama yapmak çok moda. Şu sıralar dediğim de son 8-9 yıl. Mesela bakınız Tamer Karadağlı ile adı aşk dedikodularına karışan Deniz Uğur, "Tamer Karadağlı çok büyük bir aktör. Onun hiçbir davranışını eleştirmek kimseye düşmez. Ayrıca çapkınlık Tamer'e çok yakışıyor. Benim fikrim bu, gerçekten yakışıyor" demiş... Hani iletişim fakültelerinde 'Medyalama' diye bir lisans üstü program olsa, programın da 'Şuur dışı konuşmalar' diye bir dersi olsa, işte bu konuşmayla o ders bir dönemi bitirir. Her şey bir yana Tamer Karadağlı'ya çapkınlık nasıl yakışıyor onu da anlamış değilim. Tamer Bey'in hayat kızlarıyla bir videosu vardı, acaba hanımefendi o videoyu izledi de 'Aaaa Temer'in çapkınlığının da maaşallahı varmış, pek yakışıyor' mu dedi ne yaptı? Sıfır kilobaytla yaşamak gerçekten çok güzel. Hem az elektrik çekiyorsunuz, hem de küreselleri az ısıtıyorsunuz. Bence Deniz Uğur'un beyni bir model olarak alınmalı ve incelenmeli. Bu sayede az enerji harcayarak çalışabilen, yenilenebilir olmasa da yenilebilir enerji kaynaklarıyla çok verimli çalışan makineler tasarlanabilir diye düşünüyorum, yoksa yalnışım mı var? Şimdi gelse yüz çevireceğiniz Commodore'un bile en hasından 64 kilobaytı vardı!
Sıvaz'a gittim, döncem
Bence bu haftanın en önemli olayı, Hülya Avşar'ın Altın Kelebek ödül töreninde Seda Sayan'ın sayanlarını sıvazlaması. Gerçi magazin basını bu sıvaz olayına fazla önem vermedi ama Türkiye'nin en klas iki hanımının birbirlerine böylesi içten yaklaşmaları beni gerçekten çok memnun etti. Zaten kadın kadına öpüşme sahnesi görünce de o kadar rahatsız olmuyorum. Tabii ki bu arada kelebek yine konacak yeri çok iyi bulmuş. Kelebek dedik, börek dedik, sıvaz dedik, kondu dedik, bakın Altın Kelebek'te bence bu haftanın en önemli ikinci olayı da Okan Bayülgen'in Lerzan Mutlu'yla barışması oldu. Bayülgen büyük bir centilmenlik örneği gösterip "Biz birbirimizi mahkemeye versek de aramızda bir husumet olamaz. Olur böyle şeyler. Şu andan itibaren aramızda hiç bir sorun yok" dedi. Ne kadar güzel. Bence Lerzan Mutlu da incelemeye alınması ve feyz alınması gereken bir insan. O da minimum enerjiyle bir sürü işlevi başarıyla yerine getiren nadide bir mekanizma. Zaten insan vücudu mekanizmaların en güzeli ve en mucizevi olanı değil mi? Bütün bu düzenin mutlaka bir programlayanı olması lazım değil mi?
Bu arada ekşisözlük'teki Adnan Hoca başlığı altında yazanlara ne oldu? Aklınızda bulunsun, eğer insanların hafızasından silinmek istiyorsanız ekşisözlük'te hakkınızda yazılanları bir yolunu bulup sildirin. Bu sayede hiçbir sıradan gazeteci ve talkşovcu sizinle röportaj yaparken soracak soru bulamıyor. Hakkınızda yazanları sildiremiyorsanız, hâlâ yapabileceğiniz bir şeyler var tabii ki. O da kendi başlığınız altına yalan bilgiler girerek, sözlüğü bir bilgi çöplüğü haline getirip dezenformasyon ortamı sağlamak. Deneyin, göreceksiniz.
Tüp örtüsü üzerine...
Doğalgazla birlikte bir gelenek daha kayboluyor. Tüp üzeri örtücülüğü. Ben şahsım adına üzerime düşeni yerine getirip şehirde gördüğüm tüm doğalgaz dağıtım noktalarının üzerine evde artık kullanmadığım tüp örtülerimi, dantellerimi bırakıyorum. Bence siz de aynısını yapın. Yapın ki zaten artık iyice taksici estetiğine bağlanmış İstanbul'u daha da yaşanabilmez bir yer haline getirelim. Bu arada köprü üzerindeki taksici ekolayzırı felsefesiyle hazırlanmış milyon dolarlık aydınlatma sistemi şehirdeki vatandaşlarımızı da olumsuz etkilemeye devam ediyor. Otosanayi'nin yakınlarında bulunun Gold Bilgisayar binası da aynı felsefenin son kurbanı. Ya arkadaş, biz Amsterdam'da filan da değiliz, neden yanıp sönen ışıklara hayranlık içinde bakalım ki?
Aslında bir yandan düşününce Türkiye'de de Afyon diye bir kent var. Allahtan devamı gelmemiş bu narkotik kent isimlerinin. Yoksa çevremizde Eroinbahçe, Üstkokoyinyolu, Bazmorfinyalı, Esrarsaray gibi semtler ya da iller olacaktı. Şaka canım şa-kaaa. Gördüğünüz gibi şakayla kaka arasındaki ince çizgi çok fena. Maç güzel sonuç Kaka.
KKK hem Ku Klux Klan'ın hem de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın kısaltması. Ne acayip değil mi? Ya sahi bir Erke Dönergeci vardı, nereye döndü o? Dongi dongi dongi galiba.
Cumartesi sabahları 12-13 arası 103.8'de 'Sevginin Gücü'nü dinleyin. Kendim yaptım diye şöylemiyorum, iğrenç bir program. Hepinize bir sonraki haftaya kadar iyi haftalar.