Kültür kültür müdür?

Gün gelir Facebook üzerinden ona buna yan baktınız diye de kapınıza polisler dayanır...

* Sanırım tek eksiğimiz olimpiyattı, ona da yine hallendik, bakalım ne olacak? İnşaat köy dev şantiye İstanbul nasıl olsa daha çok yapıyı kaldırabilir. İstanbul’a yüklenmek, onu bir dünya markası haline getirmek, buna niyetlenmek tamam doğru ve güzel bir davranış ama olmayınca da olmuyor, sanki fazla da kasmamak lazım. Kendi adıma olimpiyatın İstanbul açısından yarardan çok yıllar süren rahatsızlık toz toprak olarak zararını görebiliyorum sadece. Aklınız kesiyorsa onca sporcunun gündüz bile gitmesi zor olan yollarda oradan oraya gitmeye çalışmasını gözünüzün önüne bir getirin. Aslında olimpiyatın adını da Ağaoğlu Olimpiyatları olarak değiştirirsek, inşaat sektörüyle dünyada nerelere gelebileceğimizi de tecillemiş oluruz sanki. Beton ülkenin betonsever insanları, apartman dairesinde oturabilmek için milyon dolarları gözden çıkaran adeta parasıyla rezil olan bizler, kalitemiz ortada. 

* Tabii zenginlik artıkça nedense sokaktaki insandan bir tiksinme, iğrenme geliyor. Sitelerimizin kapılarına güvenlik görevlilerini yerleştirip, girişimizi çıkışımızı kontrol altına alıyoruz. Fakirler, alt sınıftan olanlar artık değil apartmanımızın, mahallemizin bile içine giremiyor. Herkes rahat bir nefes alıyor. Fakirleri de güzel bir şekilde kenara ittik mi tamamdır bu iş. Kimse Türkiye’den toplumsal bir patlama filan beklemesin. Bu patlamayı yapsa yapsa yine apartman dairesinde oturan görgüsüz Türk zengini yapacaktır. Onun da yapacağını sanmam. 

* Yolumuza iki haberle devam ediyoruz. İlk haber medeniyetlerin beşiği Mezopotamya civarlarından. Ya da en azından o coğrafyadan bir haber: İran Kültür Bakanlığı, yayınevlerinden yaklaşık 800 yıl önce yazılmış bir aşk hikayesi olan ‘Hüsrev-ü Şirin’ hikayesinde yer alan ‘Yalnız kalabileceğimiz bir yere gidelim’ ya da ‘el ele tutuşmak’ gibi ifadelerin çıkarılmasını istedi... Neden acaba? İran aile kültürünü, İran geleneklerini bozduğu ve İranlı gençlerin sağlıklı gelişimine engel olduğu için mi acaba? Bir de bu sansürü isteyen bizzat kültür bakanlığı. Dünya üzerindeki ‘kültür’ kavramının çıktığı nokta olan bu topraklarda 2011 yılında gelinen nokta gerçekten iç karartıcı... 

* Diğer haber ise sömürgecilik kültürünün dünyadaki en güzel örneklerinden biri, toprakları üzerinde güneşin hiç batmadığı imparatorluk İngiltere’den. Geçtiğimiz hafta meydana gelen yağmalama, kundaklama ve şiddet olaylarının ardından iki kişi, Facebook üzerinden isyana katılma çağrısı yaptığı için dörder yıl hapis cezasına çarptırıldı. İmparatorluk gayet net. 

* Yargıç, davada 20 ve 22 yaşlarındaki iki genci ‘internet üzerinden isyana teşvikten’ hapis cezasına mahkum etti. Yargıç, “Ülkemizi toplumsal çılgınlığın sardığı bir anda yaptığınız bu çağrılar tüyler ürpertici” derken, adeta konuşmasını “Sizin yaptığınızı gavur yapmaz lan oğlum” demediği kalmışcasına dört yıllık hapis cezasını bası basıvermiş. İşte şimdi de kültürün geldiği noktada durum İran’dan çok farklı değil.
İşin ilginç tarafı bu denyo iki gencin facebook üzerinden yaptıkları isyan çağrısına karşılık veren kimsenin olmadığı bildirildi. Siz siz olun, içinizden gelen sese değil, kıçınızdan gelen sese kulak verin. Uyarmadı demeyin, gün gelir facebook üzerinden ona buna yan baktınız diye de kapınıza polisler dayanır. Türkiye’de tutukluluk süresi de İngiltere’ye benzemez. Mahkemeniz başlayana kadar yıllarca içerde takılırsınız. Soran olursa da “Bilişim kurbanıyım” dersiniz. 

* Bilişim kurbanı olmamak için bilmediğiniz telefonları açmayın, tanımadığınız birisi size bir web sitesi önerirse girmeyiniz, sansürden yana olunuz. Böyle iyi nasıl olsa.