Maymundan geldim yorgunum hancı!

Yıllar yılı dalga geçmek için söylediğimiz şu laf, hiçbir zaman beni bu haftaki kadar rahatsız etmemişti. İşte bu hafta devamlı evrim teorisi üzerine düşündüm durdum.

Yıllar yılı dalga geçmek için söylediğimiz şu laf, hiçbir zaman beni bu haftaki kadar rahatsız etmemişti. İşte bu hafta devamlı evrim teorisi üzerine düşündüm durdum. Acaba motorcu hoca hakkında bir şeyler yazsam gazete kapanır mı mesela, onu düşündüm. Keza Ekşisözlük bu yüzden kapandı. Worldpress bu yüzden kapandı. Ağır ağır, motorcu hoca hakkında birisi bir şey yazsa, hoca cızzz kapattırıveriyor siteyi.
Neyse konumuz bu da değil zaten. Yani şimdi YouTube'a erişimin Sivas'ta çıkan bir mahkeme kararıyla engellenmesi ne kadar saçmaysa, mahkeme kararıyla erişime engellenen her sitede biraz daha Çin'e yaklaştığımızı düşünmeden edemiyorum. Geçtiğimiz gece (Ramazan'dan önce bi gece) internete girdim, birtakım sitelere gireyim dedim, kapı duvar. Nereyi zorlasam 'Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!!!' yazısı.
Yazıdaki o mahşerin üç ünlemi beni hasta ediyor. Genelde erotik içerikli siteler bu yasağı ve damgayı yemiş durumda ve bu yasakçı kafa her gün yeni sitelerin erişimini üç ünlemli olarak engelliyor. Neye göre, hangi mahkeme kararıyla, ne gibi bir rahatsızlıkla belli değil. Erişimi engellenen siteler bazen Wikipedia'da bile adı geçen ünlü fotoğrafçılar olabiliyor, bazen bambaşka bi şekil. Kime göre, neye göre, tam anlamıyla kim olduğu belli olmayan **** keyfine bi iş. Üç ünlem. Bu dangalaklıkla ilgili daha detaylı bir analizi evinizin kuzusu ve MSN'de 'Zuzu' nikini kullanan Serdar Kuzuloğlu'na bırakıyorum. O her birinizin mail'ine özel olarak bu konularla ilgili spam mail'ler atacak...
Evrimin bir yerinde hata!
Gelelim haftanın hepimizi olmasa da bazılarımızı evrim teorisi üzerine düşünmeye iten olayına. Bazen gerçekten de balıktan maymuna, maymundan insana giden engebeli yolda aramızdan bazı bireylerin kaybolup gittiğine inancım giderek artıyor. Mesela evinizde bir kedi ya da bir köpek besliyorsunuz. Bu hayvanlar gün içinde ne yapıyor? Geziyor, dolaşıyor, yemek yiyor ve uyuyor. Bazı durumlarda da sinirleniyor.
Nasıl bir köpeği ya da daha zoru, bir kediyi eğitiyorsak, insanları da acaba aynı şekilde eğitebilir miyiz? Yıllardır gelişmemiş ülkelerin sorunu olan eğitimsizlik işte tam da bu noktaya değiniyor. Belki de eğitimlilik ya da eğitimsizlik (insanlar için) evrimde bir sonraki noktada durmak ya da bir önceki noktada durmak gibi bir şeydir!
Diyelim ki insan olmak için gereken asgari birtakım parametreler var. Yemek, üremek ve uyku gibi bizleri hayvanlarla ayrıştırmayacak özellikleri geçersek, sonrasında (adeta ÖSS sonrası ÖYS gibi) bir de konuşmak, söyleneni anlamak ve bunların üzerine kaymak gibi gelen düşünme özellikleri gerekiyor insan olmak için. Anlayacağınız insan olmak bir yandan çok kolay, bir yandan da çok zor. Çünkü bütün insanlar günümüzde fabrika çıkışı düşünme ve konuşma aksesuvarı standart olarak geliyor. İşte o noktada da ayrım başlıyor. Çünkü sadece düşünmek yetmiyor. Mesela köpeklerin geceleri karşılaştığı şu örneği ele alalım: "Bir insan gece gece yaşadığım yere geldi. Haa demek ki ona havlayıp, sonra da saldırmak zorundayım. Yoksa bana zarar verir. Oysa ben ona zarar verirsem, en azından zarar görmemiş olur, bu sayede de daha uzun yaşarım."
Şimdi bunu bir köpek düşününce kızamıyorsun. Çünkü köpek zaten o kadarını düşünebiliyor. Olayı o. Önce havla, sonra ısır. Gerekirse sürü halinde dolaş.
Ama aynı noktada iki insan olsa durum öyle mi olur? Eh demek ki bazen oluyor. İşte o bazen de ben düşünmeden edemiyorum acaba aramızdan bazıları evrimin bir yerinde hata mı yaptı? Acaba aramızdan bazıları insan olmanın ÖSS'sinden geçip, ikinci turda ÖYS'de mi patladı? Acaba bazılarımız evrim basamaklarını çıkarken aşırı kilolarından dolayı, nohut gibi terleyip biraz soluklanmak için o basamaklara oturdu da sonrasında orada kalıverdi? Acaba 2001'in başındaki maymunlardan çok fazla farkımız yok mu? Acaba hâlâ anlaşamadığımız ya da karşımızdakini anlamadığımız zaman onu öldürmemiz mi gerekiyor? Acaba gömlek giyip, araba kullanmak ya da konuşabilmek, şarkı söylemek ya da hatta yazı yazabilmek insan olmak için yeterli mi?
Tırtolaşıyor muyuz?..
İşte böyle dertlerim var. Ya da biz insanlar hayatımıza kolay yoldan anlam kazandırmak için tırto şeylere mi körlemesine inanmaya başlıyoruz? Daha karmaşık bir insan olmaya üşenip, daha akıllı bir ırk olmaya üşenip, bulunduğumuz zekâ seviyesinde az akıllı ama çok mutlu ve çok sinirli mi olabiliyoruz? Hayatımızın bir kedininkinden ya da bir köpeğinkinden ayrıştığı nokta, yaptıklarımız mı yoksa inandıklarımız mı oluyor? Duygularımızı içgüdülerimiz mi yoksa zekâmız mı yönetiyor?
Bir hayvan olsaydım ve konuşabilseydim, acaba insanlar arasında fark edilmeden yaşayabilir miydim?
İşte geçtiğimiz hafta yaşadığımız sıkıcı olaylar aklıma hep bu soruları getirdi. Philip K. Dick'in ya da Asimov'un kitaplarındaki gibi, bir gün acaba robotlar gelişip bizi bu zaaflarımızı ve hayvansal davranışlarımızı fark edip, hepimizi yok edecek mi? Yoksa biz zaten kendi kendimize yetip sonumuzu mu getireceğiz?
Tabii hafta böyle tatsız geçince Teoman'ın dans ettiği Rus olduğu düşünülen, sonrsında Türk çıkan kızı ya da cezaevinde kendini dine veren mafyöz mankenimizi yazamadım. Ya da giderek birbirlerine benzemeye başlayan Bülent Ersoy ve Ebru Gündeş'i...
Dediğim gibi, maymundan yeni geldim, yorgunum hancı. Şuraya bir yazar ser, akan kanıyla ısınalım yavaş yavaş.