Mazlum'u getirin!

Gözümü açtığımda Bülent Ersoy evlenmişti sevgili günlük. Hem de ikinci kere evlenmişti. Nedense bu son evliliği (Buson düğünü) daha bir sessiz olmuş gibi.

Gözümü açtığımda Bülent Ersoy evlenmişti sevgili günlük. Hem de ikinci kere evlenmişti. Nedense bu son evliliği (Buson düğünü) daha bir sessiz olmuş gibi. Bir yastıkta kocasınlar gibisinden kaypakça bir tavırla olaya yaklaştıktan sonra aklıma hemencecik gelen bazı düşünceler var ki hiç sorma sevgili güllük gülistanlık. Hani ortaokulda '50 milyona bahçıvanla evlenir misin?' muhabbeti yapardık ya, her nedendir bilinmez aniden aklıma lisede yaptığımız o acayip sohbetler geldi çattı.
50 milyon olmaz ama 450 milyona bile ben bile bahçıvanla evlenirdim... Zaten evlenmek kolay. Evlilik müessesesinde esas zor olan evlendikten sonrasını getirmek. Kuzey Irak'a girmekte hiçbir sorun yok yani. Asıl Kuzey Irak'ta ne yaptığın önemli, bir noktada evlilikte de. Kuzey Irak'tan çıkış kısmını ise hiç konuşmayabilirdik ama yazı formunda konuşma olamayacağından bunları da ister istemez yazmak zorunda kalıyor insan. Ünlü Anadolu kaplanı Seinfeld'in de dediği gibi "Rezervasyon almak değil, rezervasyonu tutmak zordur." Uzun lafın kısası herkes istediğiyle evlensin ama evliliğin bir de plato devresi var, işte oraya dikkat.
Bu evliliğin görüntülerini vıcık magazin programlarında gördükten sonra nedense aklıma hırslı olmanın ne kadar kötü olduğuyla ilgili de birtakım tarifsiz düşünceler geldi. Hani Zeki Alasya, Metin Akpınar filmlerinde (Bkz. Mavi Boncuk) Zeki de Metin de bazı zamanlarda suratlarını binbir şekle sokar, zor durumda kalır, hislerini anlatamayacak gibi olur ya, işte tam o kafalar. Fonda 'Şiki Şiki Baba' çalıyor, ister inanın ister inanmayın. 'Atla Gel Şaban'...
Yapay zekâ değil, yatay zekâ!
Magazin programları da izlenecek gibi değildi bu hafta. Bir yandan asrın düğününün görüntüleri, bir yandan 'Bülent Ersoy'un tüm adamları basının üzerine yürüdü' ağlamaları, sonrasında ise kaypak ve namert bir biçimde 'Bülent Ersoy, tartaklattığı gazetecilerin sayesinde tekneden inebildi' muhabbetleri. Gerçekten de o programın yapımcısı adına da, yönetmeni adına da o saçma satırları okuyan dış sesi adına da utandım. Yerin dibine geçtim. Olay ne? Bülent E. tekneden inerken bir kameraman zorla Bülent'e elini uzatıyor, kadın da gayri ihtiyari o ele uzanıyor. Sonra magazin programı bunu daire içine mi alsın, dışına mı... Ya içindesin bu çemberin ya da dışında dedikleri magazin programı çemberiyse, ben böyle çembere çomak sokayım. Biz fırıldak değiliz.
Çember-member deyince hemen aklıma bu haftanın en saçma ve bir o derece de yaratıcı işi geldi. AKP bir robot yapmış sevgili Radikal okuru demokrasi manyakları. AKP'nin robotunun adına dikiz: Akimo! Gülsen gülemezsin, ağlasan fazla gelir. Neyse, teyzenin teki soruyor Akimo'ya 'Zeytinyağlı dolma sever misin?' diye. Akimo 'Evet teyze' diyo. Bi abi geliyor terli kalabalığın arasından, köpek kulaklı Akimo'nun yanına 'Hangi takımı tutuyorsun Akimo?' Akimo ortamın piçi, cevabı yapıştırıyor 'Kasımpaşaspor. Bu sene Allah'ın da yardımıyla 1. ligdeyiz'... Acaba robota küfretsem, hakaretten sayılır mı? Mesela Star Wars'un bu sene 30. senesi. Robot dünyasının en eşcinsel kılıklı robotu C3PO'ya bu hususla ilgili bir laf etsem, Akimo üzerine alınır mı? Sonuçta robot mobot, ama onlar da toprak. Toprak kayması. Şimdi AKP'liler robotun içine bir hoparlör koymuşlar, arkalardan biri de mikrofonla konuşuyor. Robot dediysek yapay zekâ hak getire. Sonuçta Akimo'nun zeytinyağlı sevmesinden de robotluğu hakkında biraz bilgi sahibi olabiliriz zaten. Ama bir yandan da Asimov'un bile düşünemediğini Akimo'nun düşünmesi çok güzel. Rüyasında kavurmalı kaşar yediğini gören robotlar. Robot cenazesinde gözyaşları yağ oldu aktı. Töre kısa devresi bir robotun daha hayatını bitirdi. Demek ki AK Parti robotu pek de bizden ileri bir noktada değil. O da maç kazanınca havaya ateş açabilir, kızlara laf atabiir. Akimo bana biraz da Sabancı'yı anımsattı. Çene itibarıyla bir Çelik'lik var. Akimo'nun memleket nere acaba?
İp, internet, idam ve diğerleri...
Devlet Bahçeli'nin kürsüden ip atmasının şokunu hâlâ yaşıyorum. You Tube'da Mehmet Ağar ilanlarıyla karşılaşabiliyoruz. Saçma sapan işler. Her şey görüntü. Görüntü demişken Canlı Canlı nedense tatil beldelerinde çocuklarla röportaj yapmaya başlamış. Bu nasıl iştir anlayamadım. Magazin programının formatı yoktur felsefesiyle yola çıkıp üzerine gecenin bi vakti çocuklarla yapılmış röportajları göstermek nedir? Bana ne küçük Tuğçe'nin en sevdiği sanatçıdan? Ya onu bırakın, işin bir de sakat tarafı var. Çocuk istismarı diyoruz, rahatsız oluyoruz ya, bu da bence bir nevi çocuk istismarı. Sibel Can'ın, Hülya Avşar'ın, Gülben Ergen'in selülitlerinin salyaları akıttığı bir programda arada deniz kıyısındaki çocukları göstermek hangi akla mantığa hizmet ediyor? Herhalde küresel ısınma ekibin beyninde etkisini fazlasıyla göstermiş. Beyinler artık terlemiş birer kaşar şeklinde kafataslarımızın içinde lıp lıp lıp... Haftaya kadar hepinize iyi haftalar. Salonda klimaları 16 dereceye kadar indirdim, bekliyorum.