Mutluluğun fotoğrafı

Toplu sorunumuz; iyi niyetliyiz ama ileriyi göremediğimiz için düşünemiyoruz.
Mutluluğun fotoğrafı

Başbakan ve eşi Somali ye gitti.

Somali’den gelen bir fotoğrafa bakarken buldum kendimi. Fotoğraf bir mutluluk tablosu gibi görünmüş. Görünmüş diyorum çünkü eminim ki o fotoğrafı çektirenler bunun böyle olmasını istemezlerdi.
Fakir ülkelere gitmek ya da fakir aileleri ziyaret etmek, politikacıların en sevdiği şeylerden biri. Birincisi, bu hareket politikacı için her zaman güzel bir davranış olarak kamuoyu hanesine yazılır. İkincisi de insanlara iyilik yapmak gerçekten de iyi bir duygudur. Böylesi bir fırsat kime verilse geri çevirmez.
* * *
Somali’de durumun korkunçluğunu Başbakan’ın kendisi birinci elden deneyimledi. Yolda karşılaştığı ve yardım edilmesini söylediği çocuğun ölüm haberini bile aldı mesela. Bir insan için tahammül etmesi çok zor olan şeyler gördü, yaşadı. Sırf bunları sık bir şekilde yaşamak bile politikacıların ve yöneticilerin ruhunda tamir edilemez yaralar açıyordur eminim ki. Yoksa sokakta işaret ettiğin bir çocuğun bir süre sonra ölüm haberini alıp da hayata ‘Aman panpişler ne olacak, biz ölmedik ya!’ diye devam edebilecek çok az insan vardır herhalde.
Siyasetçi ve yönetici olmak da sürekli korkunç durumdaki insanlarla karşılaşmak, onların acıları karşısında çoğu zaman bir şey yapamamak ne kadar zor ve psikolojinizi yıpratan bir olay bilemeyiz. Belki de ülkemizde bazen beklenmedik davranışlarda bulunan politikacıların o tuhaflıkları da bu yüzdendir, kim bilebilir?
Yazıdaki fotoğrafa gelirsek, aslında kendisi tam bir talihsizlik örneği. İyi niyetle başlayan bir olayın, istenmeyen bir şekilde ifadesi gibi. Yardım fikri tabii ki çok doğru ve insani bir hareketken, ister istemez olay anında (eğer bir devlet yöneticisi iseniz) çevrenizde pek çok fotoğrafçı olacaktır (Hah, şimdi bu fotoğrafçıların çektiği kareleri bir kontrolden geçirmek de bir ihtimal ve bence Başbakan’ın Somali gezisinde çekilen fotoğraflar da kontrolsüz bir biçimde basına verilmemiştir gibi geliyor bana. En azından bu işi profesyoneller böyle yapıyor. Tüm Ortadoğu’ya ve şimdilerde Afrika’ya lafını geçiren bir güç olma peşindeyseniz, bu işlere de biraz dikkat etmek gerekir sonuçta. Bu da iyi niyetli bir öneridir).
* * *
Fotoğrafta çocuklar dışında herkesin yüzü gülüyor. Ben Başbakan olsam, böyle bir anın fotoğrafını görsem, hemen gerekli komutu verir, iyi niyetle verilen, fakat yanlış bir görüntü haline gelen bu karenin dağıtımı üzerine bir daha düşünürdüm. Engeller miydim, engellemezdim ama çocukları da kucağıma alıp gülümsemezdim herhalde (Aslında dikkatle bakılınca Başbakan’ın gerçekten de çok gülümsemediği, sadece iyi niyetli bir ifadeye sahip olduğu görülüyor ama çevresi için aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değil).
Ayrıca birkaç karat elmas için on binlerce Afrikalı’nın leblebi gibi öldüğü bir coğrafyada da takmak takıştırmak konusunda biraz daha dikkatli olunabilinirdi. Neyse canım insanlık hali, ben kimsenin Somalililerin gözüne sokmak için pırlanta yüzük taktığını da düşünmüyorum ama nedense kimse oraya giderken o yüzüğü çıkarmaya da dikkat etmiyor.
Âlemdeki ismini ve duvardaki resmini bildiğimiz Nihat Doğan da bir kazaya kurban gitti. Arada Başbakan kendisinden ‘Nihat Hanım’ diye bahsetti. Umarım her şeye zart zurt ağlayan, Türkiye’nin koyununun bakışlarındaki milli duyguları görebilen Nihat Doğan’ın gönül gözünü ‘Nihat Hanım’ lafı çok yaşartmaz. Zaten Nihat Doğan’ın ağlamasından bize ne bir yerde de... İsteyen istediği gibi ağlayabilir. Ekranda ağlayanlar zaten çok daha sempatik oluyorlar. Bana da fırsat verseler, benim de bir püskevitim olsa, ben de ekranda tıksırıncaya kadar ağlasam şöyle. Allah söyletti, üç vakte kadar ağlarım kesin. Bir yandan da bizi yani Türkiye’yi Ajda Pekkan ve Nihat Doğan’dan daha iyi kimse de temsil edemez. Biri modernizmin estetik yüzü, diğeri ise Doğu kültürünün en güzel meyvesi. Daha ne olsun?
Afiyet olsun.