Özde değil sözde cumartesi için...

Bir haftanın daha hayla huyla sonuna geldiğimiz şu günlerde, yeniden sizle ya da sizlerle birlikte olmak çok büyük bir zevk sevgili duyargalı (tentacle) Radikal okurları.

Bir haftanın daha hayla huyla sonuna geldiğimiz şu günlerde, yeniden sizle ya da sizlerle birlikte olmak çok büyük bir zevk sevgili duyargalı (tentacle) Radikal okurları. Her hafta sanki yeniden Radikal'de yazmaya başlıyormuşçasına hezeyanlara kapılmam tabii ki her şeyden önce bir cumhuriyet kadını olmamdan kaynaklanmakta. Bunu sizlerle de paylaşmakta bir beis görmüyorum. Belki bilmiyorsunuzdur, geçtiğim doğum günümde (24 Mart) kadınları daha iyi anlayabilmek gibi yüce bir amaç uğruna, küçük bir operasyon geçirip bıçak altına yattım (ne acayip laf bu bıçak altına yatmak) ve tam anlamıyla bir kadın oldum. Kadın olmak çok kolay, sadece istemeniz yeterli şekerim. Artık ne isteyeceğinize günlük halinize göre karar veriyorsunuz. Neyse, aslında heyecanım kadın olmaktan değil de, yazıyı yine her cumhuriyet insanı gibi son saniyede, yani yumurtanın kapıya sıkıştığı, trenin perona girdiği saniyelerde yazmaktan kaynaklanıyor tabii ki... Ama ne yapalım kaderde varsa üzülmek neye yarar üzülmek (sansür.org.tr)... Gördüğünüz gibi ben de artık tam anlamıyla bir köşe yazarı olmaya doğru ilerlemekteyim, cümlelerim üç noktayla bitmeye başladı. Tabii ki bir Hıncal Uluç olamam, onun gibi cümlelerimi iki noktayla bitirmek, kadın olmak ve Hürriyet yazarı Onur Baştürk'le evlenmek isteğimden sonra gelen bir başka arzum çay robotum. Çay demişken, evinizdeki çaydanlıklar hiç dikkatinizi çekti mi? Binlerce yıldır çay içmemize rağmen en tasarımsal ve modern çay robotu bile bir uzantı olarak imbik kullanıyorsa o teknolojiye şüpheyle bakarım. Zaten adını koyamadığım teknolojiye de lazer derim ben.
Dün (salı) bindiğim otobüste uzun süredir başıma gelmeyen hoş bir olay meydana geldi (Ford Prefect). Otobüs kalabalık olarak Autşivitz'e gaz odalarına giden tren yoğunluğundaydı, artık ondan mıdır nedir, arkalardan birileri Akbil'lerini uzatmaya başladı. Ben de otobüse arkadan binip, Akbil'ini ilk olarak ön sıralara uzatan o müthiş girişimci ruha bir kez daha tapmak zorunda kaldım. Bu nasıl bir özgüvendir? 'Haaa, otobüs çok kalabalık. Dur ben arka kapıdan bineyim, Akbil'i de veririz birilerine, elden ele ileterek basarlar...' kafasına hayran kalmamak mümkün değil. Bir yandan da gerçekten çalışan bir sosyal refleks halinde herkes arkadan aldığı Akbil'i, bir öndekine iletip bu misyonu tamamlamaya çalışıyor. Arada hiçkimse 'Aha Akbil, dur şunu cebellezi edeyim, indragandileyeyim' bile demiyor. Söyle güzel Akbil, nereden gedin, nereye gidiyorsun? -Bilmiyorum abi, arkadan geldim, arkalara doğru sağlı sollu ilerleyelim lütfen (Sağlı sollu da ayrı bir sosyal kaynaşma değil de ne?).
Gül Gölge'nin hayali sivil polis olmakmış. Koskoca kadınsın Gül Gölge, hayale bak! Ya bi kere o memelerle sizi tanımamak ve halkın içine karışmak mümkünse, Pamela Anderson sivil polis olurdu ilk olarak. Okan Bayülgen de 'Hııı, hııı' diyerek dinliyordu Gül Hanım'ı ya da gölgelerini. Okan Bayülgen de enteresan bir insan. Sen hem 'Yüzdeki kırışıklar, kutsaldır, yaşanmışlık belirtisidir, harikadır, müthiştir, onlardan kurtulmaya çalışmak şöyledir böyledir' de, sonra sülün gibi manitalarla takıl. Okan Bey'in hangi bayan arkadaşı Ketrin Dönöv'ün günümüzdeki haliyle örtüşür tartışılır. Böyle bir muhabbet yaptığımdan ötürü kendimden tabii ki iğreniyorum. Tabii ki de Okan Bey'in manitalarında gözüm var. 'Naber gözüm?' derdi ya Bizimkiler'de Dunkof'un babası, işte öyle bir göz benimki. İyi niyetli, uzman gözüyle.
Zaten şu fantasitik memlekette her işin bir uzmanı var. Mesela demin TV8'de 'Bilgiye Yolculuk' diye bir programa denk geldim. İki özde değil sözde uzman bayan önce kendilerine dört SMS karşılığında doğum tarihlerini atan izleyicilerin, ardından da Türkiye'nin falına baktılar. Şaka yapmıyorum, baya falına baktılar. Hani sokakta manitanızla oturuken "Hakan Peker'den yakışıklı abim/ceylan gözlü ablam, falınıza bakızlayayım mı?" diyen orta yaşlı ablalar var ya, işte aynı o kafada Türkiye'nin falına baktılar. Bu arada programı kızı kendi cinsinden birine ilgi duyan bir anne aradı, programı sunan uzmanlar da bir dört SMS karşılığında kızın doğum tarihini istediler. Tabii ki falına bakmak için. Ya ne olacak, güzel bir şey insandan hoşlanmak. Kızları da alın askere! Erkin Koray, 'Kızları da alın askere' parçasının sonunda nasıl da fikir değiştiriyordu ve de kıvırıyordu hatırlıyor musunuz? Parçanın sonunda Erkin Baba, 'Sevgili komutanlarım, askerlik hemen bitti, tamam kızları almayın askere' diye nasıl da yan çiziyordu daha iki dakika önce kendi önerdiği İsrail modeli ordu sistemine. Neyse, unutanlar unutanların unuttuğunu unutmaz. Bu arada deminki programın uzman sunucusu bayan daha Satürn bile diyemiyor, Satürün diyor, onu da unutmayalım.
Dün akşam bir iş toplantısında müşteri 10 liralık işi 2 liraya tanıdığına yaptırmaya çalışıyor. Önerdiğimiz fotoğrafçılara burun kıvırıyor. Kendi önerdiği 2 liraya işi yapacak fotoğrafçı için "XXX'in parada pulda gözü yoktur, o tasavvufçudur" dedi. Ulan dolar üzerinden iş yapan tasavvufçunun tasavvufundan hayır gelir mi? Ben söyleyeyim o sizin dediğinize tasavvufçu değil iPod'cu deniyor. Uyandırayım. İzlemediyseniz Robert de Niro'nun 'Uyanışlar/Awakenings' filmini de izleyin. İçinizi ısıtır.
Kime "Liseyi erkek lisesinde okudum" desem, "Aaaa ne güzel" diyor, ona da kılım. Sen gel oku bir sınıf dolu eşşeğin, it sıpasının arasında o zaman. Geçen gün eski lisemin önünden geçerken (hadi isim de vereyim Sen Cozes) bir baktım o erkek lisesi gitmiş, yerine sülün lisesi gelmiş. Burada Burhan Çaçan'ı göreve çağırıyorum ve gönül telimizi bangırtadan o ünlü parçası 'Liseli'den birkaç satırı sizlerle paylaşmak istiyorum: Buluşurduk arzu ile/istek ile/Liseli vardı ya/ah o liseli/kısacık etekli/dar elbiseli/lisenin en şirin o en güzeliiiiğğğ! (Videosu da youTube'de var. Türk Telekom kapamadan, üzerini örtmeden gidin bakın.)
Şu Tayvan meclisi de olmasa kendimizi iyice hayvan gibi hissedeceğiz. Neyse ki Tayvan var. Bi de bu Tavyanlıların neden hiç sakalı yok? Irk olarak Erol Köse'ye mi bağlamışlar ne?
Fransızların bulduğu tek güzel şey öpücük. Bizimkisi yoğurt. O kadar diyorum. Ha bir de cumartesileri 12-13 arası 103.8 Dinamo Fm'de 'Sevginin Gücü' var. El emeee göz nuru.
Son olarak buradan annemin yarınki Anneler Günü'nü kutluyorum. (Hediyeden kurtulabilir miyim acaba?)
Hepinizi salonda değil, sahilde seviyorum minnoşlar.