Pazar sohbetleri: Demokrasinin yollarını basınçlı suyla yıkadım

Daha fazla demokrasi için daha fazla biber gazı ve bol su kullanınız.

- Ne habersin, ne türsün?
- Ne Türksün değil miydi o Harun?
- Yok be abi artık böyle. Ne biçim haberler okuyoruz anlamış değilim. Baksana geçen hafta Binali Yıldırım, siyasi partilerin özel hayatlarıyla ilgili görüntüleri için ““İnternet olmasaydı kaset derdi olmazdı.” dedi.
- Valla onca zaman hakkında ileri geri konuştuk. Hakkını yemişiz demek ki Binali Bey’in. Sandığımızdan akıllıymış. Ama seçim sandığı nhahaha!
- Ne diyorsun ya?
- Adam haklı beyler! İnternet olmasaydı, sorun morun da olmazdı.
- Olmazdı da, böyle de olur mu yani? O zaman bu kafayla takılan başka birisi de çıkıp “İnsanlar çok fazla, o yüzden sürekli birileri bi şeylere isyan ediyor. Komple insanı yok edersek, sorun ortadan kalkar” da diyebilirdi.
- Bence elektriği kesersek de sorun biter abi. Binali’ye hak veriyorum. Adam Aynştayn gibi. Şakacı ve zeki erkeklere bayılıyorum.
- Zaten bizim ortamda sanırım öyle bi sıkıntı var. Mesela Hopa’daki olayları protesto etmek için Mecidiyeköy’de toplananlar vardı ya.
- Onlar aslında yoktu biliyorsun. Hopa’da da bi şey olmadı. Hiçbir yerde haberi çıkmadı. Aslında doğru olanı da bu değil mi? Basın olayları çok çarpıtıyor. Sorunları göstermese memlekette pamuk gibi yaşarız.
- O Mecidiyeköy’dekileri de biber gazı ve basınçlı suyla güzel bi şekilde temizlemişler abi.
- E olum zaten demokrasinin yolunu biber gazı ve bol suyla yıkadın mı, yağ gibi akar o demokrasi. En ileri demokrasi budur.
- Valla öyleymiş. Bu ülkede zaten bulunduğu durumdan rahatsız olup da protesto eden teröristtir. Basacaksın suyu, kendine gelecek.
- E abi, öyle davranınca, fikirlerini de değiştirebiliyor musun peki?
- En olmadı gözaltı mözaltı çözer, yıldırırız. Olay bu kadar kolay yani.
- Doğru aslında. Senden olmayanı güzel bi şekilde bastır ki, bi daha ağzını açamasın. Hatta ağzını da kır ki açtığında konuşamasın değil mi?
- Aynen öyle abi. İstanbul’a 3. köprü, 3. şehir ve, 3. boğaz da şart bence. Biz hizmet veriyoruz. Senin ne verdiğin ise belli.
- Abi bozulma ama İstanbul’a bin tane de köprü yapsan, tüm boğazı asfalt kaplasan bile bu trafik sorunu neden var diye düşünmezsen, yine 560. köprüde trafikte sıkışır kalırsın.
- İşi bileceksin, işe gitmeyeceksin olum. Sen de çok şeysin yani.
- Nasıl yani?
- Baksana Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Yusuf Benli’nin 3. Selim’in tahtını lojmanına taşıttığı, tarihi taht kapıdan geçmeyince depoya kaldırıldığı ileri sürülmüş.
- E ileri sürülmüş sadece. O müdür öyle bi insan değil. Kendisi oturmak için taşıtmamıştır kesin.
- Fotoğrafı da var abi. Adamlar taht taşıyor ama.
- E tamam, misafir gelmiştir müdürüme. O da misafiri ayakta koymamak için tahtı getirtmiştir. Bizim için en önemli şey insan zaten.
- Valla Topkapı’nın müdürü ben olsam kesin hazineden de kolye molye alıp Muhteşem Yüzyıl izlerken manitaya takarım kolyeleri.
- Tarihsel romantik serseri stili.
- Herıld tribün. Ne sandın? Taht taşımakla olmaz o işler.
- Ben de Topkapı’nın müdürü olsam kesin bir yanıma bir pala, bir yanıma da tane de zülfikar takarım. Psikopat gibi dolaşırım. Hatta göbeğime de bir piyırsing yapıp kaşıkçı elmasını da o piyırsinge bağlarım.
- Aman Barınç piyırsingini görmesin abi, çok kızar sonra.
- Onu bu haliyle seviyorum ben. Çok özel bir insan kendisi. Hiçbir zaman onun kadar yaratıcı olamayacağım için de çok mutsuzum.
- Neyse ya biraz da iyi şeylerden konuşalım.
- Olur.
- …

.