Seçmek ya da s.çmak sorunsalı

Seçmek zor iş. Hele bir de kendine bir şey alıyorsan daha da zor. Zamanın değerliyse ayrı bir zor. Hayatın, yaşama standartların söz konusu ise daha da bir zor.

Seçmek zor iş. Hele bir de kendine bir şey alıyorsan daha da zor. Zamanın değerliyse ayrı bir zor. Hayatın, yaşama standartların söz konusu ise daha da bir zor. Esnaf lokantasında yemek yiyiyorsun, çorbana ekmek lazım. Ekmeğini bile plastik kutudakilerin arasından seçiyorsun. Kiralık daireni seçiyorsun, ayakkabılarını seçiyorsun. Paran yoksa bile bütçene en uygununu seçiyorsun. Çoraplarını seçiyorsun. Asılacağın, sevişeceğin, âşık olacağın insanı seçiyorsun, iyisi olsun istiyorsun. Kötüsü denk geldiğinde mutsuz oluyorsun. Sevgilinden ayrılıyorsun, işini bırakıyorsun, arabanı değiştiriyorsun. Yaptığın, kullandığın her şeyi seçiyorsun. En beyinsizce işlemlerden biri olan televizyon seyretme konusunda bile biraz kafamızı çalıştırıp, ne izleyeceğimizi seçiyoruz. Biraz daha parası pulu olanlarımız evlerine temizliğe gelen kişileri seçiyorlar. Acaba gelen kadına güvenebilirler mi, onu düşünüyorlar.
E, şimdi bu ahval ve şerait içinde geleceğimizi yönlendirecek kişileri nasıl seçeceğiz peki? Tam bir bilinmezlik içindeyiz. Şahsen hiçbir zaman seçim meydanlarında yağlı urgan atan bir insana oy değil, günahımı bile veremem. Peki halkına saygısı, terbiyesi kalmamış başka bir ekip var. Ananis Morisetini al da git diyen fırça bıyıklı dostumuza ne demeli? Yiğidin hakkını verelim. Kemal Derviş'in getirdiği uyum paketlerini düzgün bir biçimde uygulayıp ekonomide istikrar sağlanmış olabilir ama bu da yeterli değil. Unakıtan'ı ve hele hele geçtiğimiz günlerde yanan orman arazisini kimseye vermeyeceği sözünü verdikten sonra elinden kaçıran Pepe gibi isimlerin olduğu fantastik bir organizasyona da benden oy çıkmayacak.
Peki ya Susurluk şaibelerinin göbeğinde bulunup, vatan için ekmek değil kurşun yiyen şerrrrrefli bireylere ne demeli? O ekip de tam anlamıyla bir korku kaynağı benim için. Partilerinin amblemine bile bakamıyorum korkudan. Arada fantastik bir Yüzüklerin Efendisi Partisi var, başında kara lord Saruman gibi bir eleman var. Gözleri mavi mavi. Babası ve abisi kaçak, insanları daha birkaç yıl önce soyup kuru soğana çevirdiler. Havuzlarında istiflenmiş SIM kartlar bulundu, yolsuzluğun hakkını verip Amerika'yı bile milyarlarca dolar vakumladılar. Onlara mı oy vereyim yani?
O zaman biraz da gelin muhalefete bakalım. Bakılacak neyi var bu ana muhalefet partisinin? Tüm seçim stratejisini neredeyse tamamen iktidar partisini karalamak üzerine kurmuş bir partiden hayır gelir mi? Bu ekip de boğulurken sanki beni de dibe çekecek birisi gibi geliyor bana. Onlardan da korkuyorum. Keşke daha yapıcı bir muhalefet yaklaşımına ve ahlakına sahip olsalardı. Belki de o zaman Türkiye ve cumhuriyet için gerçekten de iyi şeyler olabilirdi. Ama yeterince olgun davranamadılar. Kaybeden yine biz olduk.
İşin garibi bu seçmek zorunda olduğumuz adamların (çoğu bıyıklı, bildiğimiz adam) aslında tek yapmaları gereken şey, dertlerini düzgün bir biçimde bize anlatmak. Ne acınası bir durum ki bu zatların neredeyse hiçbiri daha iki-üç mantıklı, akıllı lafı yan yana bile getirememekte. Daha da fenası, partilerin internet sitelerine ve seçim deklarasyonlarına, parti programlarına baktığımızda karşımıza 40 yıllık temcit pilavlarının kazan kazan çıkması.
Özetle kavun da değiller ki diplerini koklayalım demek istiyorum ama o da değil. Haklarında balya balya yolsuzluk dosyası, dava, cart ve curt bulunan bu (yeni) sevimsiz dostlarımızla bir dört yıla daha, az sonra gireceğiz. Polyanna'ya bir gün tecavüz etmişler, Polyanna da 'Allahtan g*tü kurtardık' demiş; işte tam o noktadayız, bekliyoruz.