Sehven çıktı, mertlik bozuldu

Sehven denildiğinde kilitli kapılar açılır, gönül telleri titrer, kuantumlar oynaşır, sevgililer aşkın tadını alır.

Danıştay iptal etmedi, Başbakan tatmin oldu, George Clooney zaten ikna olmuştu, ÖSYM de o kadar ‘Şifre yok, şifre yooook’ diye direndikten sonra ‘Var ama sehven’ dedi, gönüllere su serpti. Hatta sonrasında ÖSYM adaylara ıslak imzalı, içinde iki adet naneli şeker, bir adet tek kullanımlık Akbil, bir de yarısı içilmiş pet şişede su gönderdi.

Başbakan’ın geçen hafta “Sokaklara kimlerin döküldüğü ortadadır” diyerek protesto, gösteri ve benzeri demokratik hak arama, ses duyurma yöntemlerini bir kalemde silip attı. Aslında kendisinin Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmadaki gibi sormak lazım: “Bu mu sizin demokrasi anlayışınız, bu mu sizin insan hakları anlayışınız?” Aslında Başbakan’ın AP’deki konuşması gayet güzeldi, tabii arada yine dayanamayıp deyimlerle ve atasözleriyle iletişim kurmaya çalıştı ama bu sefer deyimi de hatırlatarak, açıklayarak belki de bir iletişim ilkine imza atıp derdini anlatabildi.

Başbakan’ın yabancı ülkelerde derdini Türkçe deyimlerle anlatmaya çalışıp simultane çeviri yapanları zor durumda bırakmasından bundan çok önce bahsetmiştim. Son izlediğim Başbakan bu konuda kendisini geliştirmiş durumdaydı. Ama Avrupa Parlamentosu’nda demokrasi ve insan hakları şovu yapıp ülkesinde “Sokaklara kimlerin döküldüğü ortadadır” demesi üzücüydü tabii.

Öğrenciye de şu ülkede kızılmasın artık. Zaten deney hayvanı gibi çıldırtılıyorlar, bir de Başbakan’dan papara yemeyi hak etmiyorlar sanki. Peki Başbakan’ın bu ilaçlamadan sonra ‘Birilerinin planları bozuldu herhalde’ demesi ve yokluğa verdiği mesaja kaç puan? Evet bazılarının planları bozuldu ama bozulan gençlerin gelecek planları olmasın sakın?
Gelelim sehven meselesine. Türkler olarak nedense böyle bir toplumsal ahlaksızlığımız mı diyeyim, yoksa toleransımız ve gevşekliğimiz mi diyeyim bilemiyorum ama birisi bize ‘Sehven’ dediğinde hemen yelkenleri suya indiriyoruz. İstenmeyen bir şey oluyor, sorumlular önce olayı inkar ediyor, yok daha neler deniyor, sonrasında istenmeyen şeyin çok da güzel bir şekilde yapıldığı ortaya çıkıyor. Hooop, sihirli kelimemiz devreye giriyor. Abrakadabra değil, şazem değil, aboloşobolobo değil, tabii ki sehven.

Sehven denildiğinde kilitli kapılar açılır, gönül telleri titrer, kuantumlar oynaşır, sevgililer aşkın tadını alır, Teomanlar yeni şarkılar yazmaya başlar, kuşlar cikcikler, ‘canım’lar ‘cicim’lere dönüşür, gelecek hayalleriniz kaybolur, umutlar söner, adalete ve kurumlara olan güveniniz sarsılır. Sarsılmakla kalmaz, güven havuzunuz delinir ve sarsılarak boşalır.
Başbakan’ın AP’deki konuşması sırasında Egemen Bağış’ı uzun uzun izledim. Başbakan’ın her dediğini başıyla onaylayıp evrensel uzlaşı dilinde de ‘Adam haklı beyler’ anlamına gelen sakin, kendinden emin bir şekilde yukarı aşağı sallayışına tanık oldum. Hele ki Başbakan, Fransız parlamentere “Siz Türkiye’ye Fransız kalmışsınız” dediğinde bir tebessümü var. İşte bence mutluluğun resmi olmasa da fotoğrafı, o içleri ısıtan gülümsemedeydi.

“Sicim teorisini Ayhan Sicimoğlu bulmuş” dedim. “Kaan, bayat hamsi gibi şakalar yapmanın yanı sıra bayat hamsi gibi de bakıyorsun” lafını yedim. Gündemin böyle yvvvşak hale geldiği bir yerde hamsi bayatlamış çok mu! Hepinize iyi sehvenler.

.