Tecavüzde seri sonu indirimi

Normalde salıları yollamam gereken yazıları ısrarla çarşamba günü atmaya çalışınca gazete çalışanlarından sitemin hasını yemek zorunda kalıyorum. Ama her gecikmenin bir sebebi oluyor. Birincisinde kedim Tortor bunalıma girmişti.

Normalde salıları yollamam gereken yazıları ısrarla çarşamba günü atmaya çalışınca gazete çalışanlarından sitemin hasını yemek zorunda kalıyorum. Ama her gecikmenin bir sebebi oluyor. Birincisinde kedim Tortor bunalıma girmişti. İkinci hafta yazıyı yazmadan önce oynadığım lastik topumu evin içinde kaybedip bulamamıştım. Üçüncü hafta yazı yazarken mutlaka kahve içmem gerektiğinden ve evde güzel kahve kalmaması yüzünden yazamamıştım. Bir sonraki hafta ise belden yukarım tutmadığı için gününde yazımı teslim edememiştim. Sonunda Pınar Öğünç beni arayıp "Yazıyı zamanında vermen için illa bi sevdiğini mi kaçırmamız lazım" diyerek beni alenen tehdit etti. Ama anlamadığı bir şey vardı. Bu hafta salı akşamına evet alkol almış olabilirim, evet karanfilli sigara içmiş olabilirim, evet eve dönmek için gereken son paramla da arkadaşlara tekila şat ısmarlamış olabilirim- gayet hazırlıklıydım. Çünkü yazacağım şey belliydi. Notlarımı almıştım. Yeni anayasayı yazacaktım. Hatta madde madde de yazmıştım büyük bir kısmını. Salı gecesi arkadaşlarla tüm hazırlıklarımı yapıp (rakı içip, ahtapot ve deniz börülcesi yemek gibi önemli hazırlık aşamalarından bahsediyorum) ayılmak ve kendime gelebilmek amacıyla çarşamba sabahını bekledim. Sabah yine tık yok. Duşa giriyorum - çıkıyorum, bünye bana mısın demiyor. Hala alkolizmanın etkisindeyim, neyse çıktım bi Penguen bi de Uykusuz aldım (Mizah dergileri bölündükçe okuyacak sayfa sayısının artmasından memnunum), bi de ne göreyim? Daha derginin ikinci sayfasında Vedat Özdemiroğlu yazacağım şeyleri yazmış bile! Haliyle dergi bizim Cumartesi ekincen önce basıldığı için ikinci kez aynı şeyleri yazmanın çok da enteresan olmayacağına seri bir hareketle karar verip yeni konular bulmaya çabalama sürecine girişmeliydim. Şimdi bu noktaya kadar yazdıklarıma baktım ve kendimden tiksindim sevgili Radikal deniz börülceleri. Şu güne kadar hoşlanmadığım, rahatsız olduğum, ne kadar kendinden bahseden tiksinğç insan varsa hepsiyle aynı kefede bir insan olmuşum. Kendimden tiksindim derken bile kendimden bahsettiğim için kendimden yine tiksindim. Sizlerden özür diliyorum. Şimdi yazının devamı.
Yolda haberleri dinliyorum radyodan. Bu vesileyle Allah'ın belası Maslak trafiğine bulduğum çözümü de sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle daha öncesinde aklıma gelen birkaç çözüm var. Mesela biri minibüslere dondurma makinesi yapılması önerim.
Bu sayede dondurulup uzun süren yolculuk sırasında yaşlanmamızın önüne geçmeyi hedefledim. Aynı bilim kurgu filmlerdeki uzay yolculuğu hesabı. Sonrasında yaptığım fizibilite çalışmaları minibüslerin akülerinin dondurma makinesi çalıştırmaya yetmediğini gösterdi ve bu projem rafa kalktı. İkinci önerim Maslak için devletin bir kurt deliği keşfetmesini beklemekti. Böylesi teknolojik bir gelişmeyi beklemek bile Maslak'a sabah gitmekten daha kısa bir zaman sürecektir. Kurt deliğine bir alternatifim de belediyenin ışınlanmayı bulması. Yalnız bu ışınlanma mevzusu bizim belediyelerin eline geçerse çok fena s*çarız gibi geliyor. Daha düzgün kaldırım yapamayan, iki yılda bir kaldırım taşlarına kin güden belediyeler ışınlanma fasilitesini de kullanırken çok vahim sonuçlar doğurabilir. Zaten her şeyin sonunda mecliste otomatik oylama sistemini kullanamayan vekillerin yönettiği bir ülkede belediye görevlisinden ışınlanma makinesi kullanmasını beklemek çok fantastik bir çaba. Neyse benim trafiğe karşı son geliştirdiğim çözüm çok basit. Sabahları açıyorsunuz 94.9'u, orada Açık Gazete programını dinliyorsunuz. Ben her sabah bu yöntemle Moda'dan Maslak'a kadar gayet keyifli bir biçimde ulaşıyorum. Ömer Madra önderliğindeki Açık Gazete'yi bu yazıyı okuyabilen herkese öneriyorum. En azından işe giderken bir şeylerden haberiniz olur. Haa eğer bu kadar konuşma kaldıramıyorsanız, beyniniz bu muhabbetleri almak istemiyorsa sizlere 92.0 Kral FM göründü. İlaç gibi radyo. İlaçlanın istediğiniz kadar.
Adalet kürkün temelidir
Eğer bir ülkede tecavüz cezasından 'Mağdur kişinin ruh ve beden sağlığı bozulmamıştır' diyerek indirim yapılıyorsa, o ülkenin adalet sisteminin validesi ilaçlanmıştır gibi geliyor bana. Bu çirkin konuyu bir fıkrayla böleyim. Trafiğiyle meşhur Mısır dolaylarından gelen bu fıkrada Mısır trafik polisi, Mısırlı bir vatandaşın arabasını durdurur.
Ehliyet ve ruhsat?.. Buyrun. Zincir? Evet var. Takoz? İşte şurda. Çekme halatı? Buyrun. Reflektörünüz var mı? İşte reflektör (Mısırlı vatandaş, polis ne sorduysa şakkadanak göstermeye devam eder)... Yangın tüpü? Tabii ki. Peki tebeşiriniz var mı? Evet, buyrun. Kasetçalarınız var mı? Evet işte. Oyun havası kasetiniz var mı peki? Evet. Kaseti takar mısınız? (Mısırlı vatandaş oyun havası kasetini teybe koyar. Mısır polisi şıkır şıkır göbek atmaya başlar ve ekler. E, artık bir 20 pound takarsın herhalde... İşte böyle. Demek ki fıkra anlatarak da yazı yazılabiliyormuş. Haftaya da maç anlatacağım. Bu arada Fatih Terim'i bizim medyamız imparator yaptı, şimdi aynı medya imparatoru asmaya uğraşıyor. Benim medyaya önerim Fatih Terim'e verilmiş imparatorluğunun geri alınması yerine 'tarator' ünvanının verilmesi. Böylelikle milli takım kötü oynadığında taratorun bayatladığından bahsederler, iyi oynadığından da lezzetinden.
Dip not: Star gazetesinin magazin eki Star Box'ta Pınar Altuğ ile manitası Yağmur Afacan'ın resminin hemen altındaki patlangacı yumurta şeklinde yapıp, Yağmur'un 'yumurta çocuk' imajına gönderme yapan manyak sayfa sekreterinin ellerinden öpmek istiyorum. Ne çılgın gazete çalışanları var şu memlekette hey Allahım! Haftaya kadar hepinizi salamda seviyorum.