Trafikte kuruyarak kanal değiştirirken tırsarak öleceğiz!

Topbaş açıkladı, kuraklık cayır cayır geliyor. Peki süper büyükşehir bunun için nasıl planlar ya da çözümler arayışında? Öncelikle 'Yedi tepe için yedi tünel' gibisinden son derece akılsızca (Adeta biz ne yapsak da bu şehrin içine etsek dercesine) bir planları var.

Topbaş açıkladı, kuraklık cayır cayır geliyor. Peki süper büyükşehir bunun için nasıl planlar ya da çözümler arayışında? Öncelikle 'Yedi tepe için yedi tünel' gibisinden son derece akılsızca (Adeta biz ne yapsak da bu şehrin içine etsek dercesine) bir planları var. Her yere tüneller (arabalar için) açmayı ve trafiği rahatlatmayı düşünüyorlar. A be kızım, biz sana şehir içinde fosil yakıt tüketimini artır demedik ki. Bilakis, bunun tam tersi olmalıydı. New York ve birçok mega şehirde uygulanan, şehir merkezine araba girmemesi gibi bir çözüm peşinde koşmamız gerekirken yine özümüze dönüp her yeri derbeder ediyoruz. Daha çok araba tabii ki. Zaten Kyoto protokolü de gelişmiş ülkelerin bizim gelişmemize engel olmak için tasarladığı kalleş ve namert bir plan.
Bakın, Topbaş ve diğerlerinin küresel ısınmaya ve kuraklığa karşı getirdiği bir diğer öneri de ev hanımlarının daha az halı yıkaması, insanların dişlerini fırçalarken musluğu kapatması, yemek yaparken düdüklü tencere kullanması... Buna kısaca 'Ayşe Teyze formülüyle küresele karşı serin duruş' diyebiliriz. Ben kendi üstüme düşeni yapıp düdüklü tencere kullanmaya karar verdim.
Yalnız bir eksiği var. Tencere tamam da düdük bulamadım.
Şu belediye acaba benim düdük ihtiyacımı karşılayabilir mi? Bence gani gani karşılar.
'Harekete katılın'
Reklamlarda görüyorum, şu sıralar özellikle kadınlara seslenen bir takım yoğurtsu yiyecekler var. Sloganlarında 'Heloloy hareketine katılın' diyor. Tahmin ettiğiniz gibi bu cümlede 'Heloloy' adı yazamadığım markayı, 'Hareketine katılın' kısmı da halk arasında s*çmak olarak tabir edilen eylemi işaret etmekte. Demek ki s*çarak bir yerlere gelinebiliniyormuş. Ayıp oldu ama yapacak bir şey yok.
Şimdi s*çma m*çma dedik, insanlar huylanıyor. Eleştiriye pek alışık bir toplum değiliz nedense (Bunun da bir önceki cümleyle pek alakası yok gibi ama birazdan olacak)... Nasıl mı? Mesela 'South Park' adlı çizgi dizide CNBC-e ekranlarında şöyle bir olaya tanık oldum. George Bush, çizgi karakterlere 11 Eylül'ü ABD hükümetinin düzenlediğini, insanları savaşa ikna edebilmek için böyle bir şey yapmak zorunda olduklarını anlatıyordu. Ardından bu durumu halka yaymak isteyen bir komplo teorisyeninin tabancasıyla ateş edip beynini patlattı. 'South Park'ta şeytanın Saddam'la eşcinsel ilişkide bulunmasını filan da görmüştük ama bu kadar enteresan bir durumla (Yani yaşadığınız ülkenin başkanını katil rolünde göstermek gibisinden) hiç karşılaşmamıştım.
Hemen bütün bu olan biteni Türkiye'deki durumla karşılaştırdım. Yani burada Tayyip'i tavşan şeklinde, penguen şeklinde çizmek bile suç. Acaba bunu yazdığım için de suç işledim mi diye tırsıyorum. Evet, bir şekilde halk olarak tırsıtılmaya alışmışız. Polislere bile bir şey sorarken rahatsızlık çekiyorum, korkuyorum.
Bu TV beni hep kötü etkiledi. Polisler vatandaşına zarar vermez ki. Bakın şu sıralar, İstanbul'da sabahları minibüslerde 'çevirme' var. Yanlış duymadınız, aynı eski günlerdeki gibi. Artık ayakta yolcu almak bir dert. Eğer yolcuysanız sabah işinize gitmek ise daha hoş bir dert. Minibüs sizi almayacak. Ne zamandan beri bu kadar uygar bir şehir olduk anlamış değilim... 12 milyon nüfusa bu kadar kibar minibüs ortamı fazla. Trafik polislerinin bu uygulamasını da yanlış buluyorum. Ha, bir de minibüsler ayakta yolcu alamıyor ama otobüsler hâlâ balık istifi. Otobüsten inmek istediğinizde yapıştığınız yolcudan ayrılmanız gerekiyor. Karbon bağları bile dayanmaz bu acıya.
Baudrillard göreve!
Bundan birkaç hafta önce, yazıdan kaytardığım zamanlarda yaptığım gibi yine son saniyede test mest bir şeyler uydurmak suretiyle yazıyı kısa kesme peşindeydim. Testte de uyduruktan sorular ve tabii ki uyduruktan cevaplar var.
Neyse, lafı uzatıyorum işte böyyle tam Türk modeli yumurta kapıya dayanınca yazdığım testlerden birinde de iki tane şık var. E.T. adındaki arkadaşım bir haftadır yazdığım bir şık yüzünden evinden ayrı yaşamakta. Buradan E.T.'nin ailesine sesleniyorum. Ben bir denyoyum, öylesine yazdığım bir şey için bir aile çökmesin. Ha, eğer böyle bir gücüm varsa onu da bileyim, duruma göre bu gücümü (eğer varsa) farklı amaçlar için kullanmak istiyorum, olay bu. Neyse, buradan E.T'nin ailesine çağrımı yineliyorum. Ben bir denyoyum. Daniel Amokaçi. Şimdi E.T.'den yine bahsettim adamın başına binbir bela daha gelecek. Cenabo Kiev gibiyim.
İşsizlikten You Tube'da en çok izlenenlere bakıyordum ki bir de ne göreyim! Asuman Krause'nin striptizi en çok izlenenlerde.
Ya Asuman gerçekten çok güzel, ya da Türkiye'de cinselliğe aç yüz binler var.
Yazının sonuna doğru dünyanın en enteresan televizyon olaylarından biri yaşandı. Bir kanalda Bülent Ersoy konuşuyor, diğer kanalda İbrahim Tatlıses, Ersoy'un söylediklerine cevap yetiştiriyor. Diğer kanalı açıyorsunuz, Bülent de İbo'ya cevabını yapıştırıyor. Buradan Baudrillard'ı göreve çağırıyorum.