Türkiye neyle yönetilsin?

Seçimler yaklaşıyor, geleceğimiz elimizde. Hoş pek de elimizde değil gibi ama. Ya da tam anlamıyla elimizde, bu işler biraz karışık. Şimdi nasıl olsa toplum olarak toptan oy vermemek ya da boş oy vermek gibi bi delikanlılığı yapamayacağımızdan bari ileride neyle yönetileceğimizi biraz düşünmek istiyorum.

Seçimler yaklaşıyor, geleceğimiz elimizde. Hoş pek de elimizde değil gibi ama. Ya da tam anlamıyla elimizde, bu işler biraz karışık. Şimdi nasıl olsa toplum olarak toptan oy vermemek ya da boş oy vermek gibi bi delikanlılığı yapamayacağımızdan bari ileride neyle yönetileceğimizi biraz düşünmek istiyorum. İsterseniz siz de isteyin.
Okşamalarla yönetilsin
Evet, vatandaşlar da baştakileri okşayabilsin. Beğendiğimiz her hizmet için yönetimi okşayalım, beğenmediklerimiz için de fiskeden şamara, sümsükten gombiğe, gombikten Osmanlı tokadına, Allah ne verdiyse yerleştirelim. Herkes Barlas gibi içten ve samimi bir şekilde okşasa, ortada ne dert kalır ne tasa. Yönetim de olaylardan anında ve etkileşimli bir şekilde haberdar olmuş olur. Fena mı? Hatta Petek Dinçöz'ün 'Okşa' parçası ikinci milli marşımız olsun. Gerektiğinde onu çalarız, onunla oynarız. Okşa okşa okşa okşaaaa! Şefkat dolu bir okşama bin kelimeden değerlidir. Okşama olmazsa sıvazla da yönetilsin. O da olur. Pazara kadar değil, sıvaza kadar!
Değnekçilikle yönetilsin
Her köşeye yerleştirilen bir değnekçi sayesinde halkımız ne yapacağını çok daha net bir şekilde kavrar ve yasalara uyar. Bunun adına da 'değnekçilizm' denir. Bahşişlerinizle ülkemiz daha süper bir yer haline gelmese de değnekçiyle aranızdaki gereksiz samimiyet katsayısını yükselteceğinizden eminim.
Windows Vista'yla yönetilsin
Microsoft'un yeni işletim sistemi Windows Vista'yı Meclis'e kuralım. Her şeyi bilgisayar yapsın. Devleti yöneten ana bilgisayara da 'ANA / MOTHER' ya da 'HALLİCE' adını koyalım. Bir yanlış olursa hep birlikte ctrl-alt-de tuşlarına basar, sistemi yeniden başlatırız.
Laubalilikle yönetilsin
Uygur Kardeşler, Mehmet Ali Erbil, Seda Sayan, Bülent Ersoy, Tuğba Ekinci, Yıldo ve Armağan Çağlayan'ın oluşturacağı yönetici kurul memleketi yönetsin. Eğlenirken üzülelim, gülerken ağlayalım, yerken çıkaralım, doğarken ölelim gibi bi şey işte...
Cumhuriyet gazetesinin reklamlarıyla yönetilsin
Cumhuriyet'in fantastik reklam serisi bize tehlikelerden bahsederek aklımızı adete lavabo aç kullanarak açıyor. Böylesi önümüzü açan reklamlarla da bence bir ülke gayet güzel yönetilebilir. 'Fındığın taban fiyatı düştü, tehlikenin farkında mısınız?' ya da 'Karşıdan karşıya geçerken önce sağa bakmanız gerekiyor. Tehlikenin farkında mısınız?' ya da 'Tereyağını biri tepeden bıçaklamış. Tehlikenin farkında mısınız?' gibi nefis temalı, kaşarlı, tereyağlı filmlerle halkın kontrolü sağlansın. Tehlike mehlike kalmasın.
İbo yönetsin
İbo'nun 'Ağrı Dağı' diye bi parçası var, o parçanın bir de tekno versiyonu var. Bilmeyenler için sözleri kısaca: "Leydiys end centılmını, ar yu redi van tu tri fora, hop hop hop. Hop evladım! Ağrı Dağı'nın eteğinde o-ye, uçan güven güvercin olsam..." şeklinde gidiyor. Bence çok güzel bir parça. Türkiye bu parçayla yönetilsin. Dert tasa kalmasın, güvercin kanadına mutluluğumuzun dilekçesini yazalım.
Turizmle yönetilsin
Eğer bir ülke, bir 'izm'le yönetilecekse bu 'izm' olsa olsa bacasız sanayilerin kralı, şahı turizm olabilir. Haftada beş gün tatil, iki gün iş felsefesiyle yola çıkıp az zamanda çok iş kafasıyla harika bir yer haline geliriz. Hem küresel ısınma sayesinde ful yaz mevsimi yaşayacağımızdan Adana'dan Edirne'ye plajlar açılır, su sporlarına olan ilgi artar. Ayrıca turistlere uygun zamanda yapılacak bir 'üstsüz giyinme teşvikiyle' halkın morali de ağzına kadar doldurulur. Tecavüzler artar, elbiseler yırtılmaz. Laşantikantare!
Nutella'yla yönetilsin
Vatandaşlar yöneticileri motive etmek için onlara sürekli Nutella yedirsin. Nutella olmazsa sırasıyla Şokella ya da Çokokrem de olabilir. Gereksiz kaloriyi, enerjiyi alan bürokrasi kısa sürede ivmelenip duvarlara tırmanacaktır. Ayrıca fındığın libidoya da bi etkisi var diyorlar. Yersen ve dadaşlar!
Oya Aydoğan'la yönetilsin
Geçtiğimiz gün sabah programında seyirciler Oya Aydoğan'a "I love you Oyaaa, I love you Oya!" diye tezahürat yapıyordu. Oya Aydoğan da seyircilerin attığı sloganı anlamayıp şu lafı ettiydi: "Ayol ne öyle 'Aynalı boya, aynalı boya?.." Hadi anladık toplumdan kopuksun, sanatçısın ama bu da ne ki şimdi? Bu kadar da soyut muyuz ayol?
Düzeltme, özür ve saire: Geçen haftaki yazımda Lost adasının ekmeğini Sawyer'ın yediğinden bahsetmiştim. Bu arada Said'in eski mantinetosu olarak Shannon yazacağıma yanlışlıkla 'Claire' yazmışım. Olsun, benim bildiğim Sawyer fırsatını bulur, Shannon'a da yeter, Claire'e de. Lost most dedik, kıyma dedik, şokella dedik ve bir haftanın daha sonuna geldik sevgili sevgililerim. Gelecek haftaya kadar hepinizin yanaklarından kesmik almak istiyorum. Tabii ki salonda.