Türkiye'de güzel şeyler de oluyor

Sanki Türkiye'de hep kötü şeyler oluyormuş gibi şu klişe yıllardır kullanılır... Türkiye'de güzel şeyler oluyor. Sanki Türkiye'de her yıl kaldırımlar yenilenmiyormuş gibi.

Sanki Türkiye'de hep kötü şeyler oluyormuş gibi şu klişe yıllardır kullanılır... Türkiye'de güzel şeyler oluyor. Sanki Türkiye'de her yıl kaldırımlar yenilenmiyormuş gibi. Yıllardır çeşitli yerlerinde (Heybeliada'dan Hadımköy'e) yaşadığım İstanbul'da anladığım tek bir şey var. O da İstanbul'da belediyeden kaçış yok. Nerede oturursanız oturun, belediye sizi bulur. Belediye geliyor ve yaşamınızı daha çekilmez kılmak için elinden geleni yapıyor. Tabii belediyenin de kendine has yöntemleri var. Eskiden kendi aramızda şakalaşmak için kullandığımız 'Sana belediye baksın' kalıbı giderek daha da garip bir anlam kazanıyor. Sanki belediye bir şeye bakarsa onu mundar edecekmiş gibi geliyor. Şehrin neresine giderseniz gidin, belediye bir gölge gibi sizi takip ediyor. Adım attığınız her kaldırımda gözü var. O kaldırımlar mutlaka yenilenmeli! Her yer mutlaka çamur içinde kalmalı ki yaşam daha da güzelleşsin. Beşiktaş'ta iki yıl süren delmecelerinden tam kurtulduk derken başka bir yerde (Hem de Yıldız Üniversitesi'nin Boğaz Köprüsü'ne bağlandığı nokta gibi yaya trafiğinin gerçekten de milyonlarla hesaplanabildiği bir yerde) kaldırımları kanırtmaya başladılar bile. Bence de Türkiye'nin en önemli eksiği kaldırım. Yıllarca gülüp t***k geçtiğimiz kaldırım mühendisliği kavramı bu felsefe çerçevesinde yüksek öğretim kurumlarında lisans bölümü olarak açılmalı. Bence belediyeyle kaldırımlar arasındaki bir tür aşk-nefret ilişkisi. Belediye de aslında sevgi istiyor. Her seferinde karısı ya da manitası gibi gördüğü kaldırımları yeniliyor. Onları pırıl pırıl yapıyor. Tabii ki bu pırıldatma sürecinde eğer bölgeye bakan başkan Fenerbahçeliyse kaldırımlar sarı-lacivert, Trabzonsporluysa bordo-mavi kafaya göre renklendiriliyor. Belediye nerede olursanız olun sizi buluyor. Bulunduğunuz yeri imkanı varsa Türk granitiyle (granit aleminde en kalın granit türü buymuş galiba), Türk graniti yoksa çakma kaldırım taşlarıyla, o da yoksa asfalttan kaldırımlarla yaşamımızı daha zorlaştırmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. E bu da tutarlı bir davranış. Bu da saygıyı hak ediyor. Yıllarca insanların hayatını daha kötü bir hale getirmeyi kendine amaç edinmek de çok önemli bir tavır. Aniden saygı duydum. Semih Saygıner!
***
Doç. Dr. Tuğyan Çelik üşenmemiş, Karaköy-Taksim füniküler hattında özürlü asansörünü kullanan özürsüz ve geniş dostların fotoğrafını çekmiş yollamış (Ben de çekerdim ama kameralı telefonum yok. Hâlâ eski metal kasa Erikson kullanıyorum). Metro duraklarında benim de çoğu kez şahit olduğum bu 'Eki eki özürlü asansörünü kullanalım, nasıl olsa onlar yetişene kadar biz bineriz kaçarız' kafasıyla her gün asansöre doluşan bu arkadaşlar adeta bir leş kargası gibi asansöre üşüşüp buna ihtiyacı olanların hakkını vakumlamakta. Şimdi düşünüyorum, sıradan vatandaş böyle şuursuz ve genişse, devlet ne yapsın? Bu da ne demekse artık? Bu insanların çocukları, aileleri nasıl insanlar? Nerede yaşıyorlar? Rutubeti seviyorlar mı? Radyasyondan etkileniyorlar mı? Kesin bu elemanlar Dolmabahçe'deki ışıklara da yandan kaynayarak trafik problemlerini çözüyorlardır... Ya bir de İstanbul Belediyesi neden 'Özürlü asansörü' demiş ki? Engelli asansörü olması gerekmiyor mu? Her işimiz nanaylamos.
***
Lost'un ekmeğini balını Sawyer yiyormuş arkadaş. Adam serserilik yaptı, hırsızlık yaptı, pislikse pisliğin tillahı. Haftalarca yıkanmadı. Karıya kıza dil uzattı, limlim yaptı, peki sonrasında ne oldu? Önce Ana Lusiya'yı balinledi, ardından dizinin bizim için yıldızı sayılan Kate'i ilaçladı... Şu hayatta olacaksan Sawyer olacaksın arkadaş. Bakın Jack'e. Doktor dedik, sevgi adamı dedik, saygı adamı dedik, dedik de ne oldu? Çok affedersiniz avucunu yaladı. Oysa Sawyer öyle mi? Terbiyesiz davranışlarıyla adanın yükselen değeri oldu. Olduğu yetmezmiş gibi bir de cillop kızları baştan çıkararak yine çok affedersiniz manitaların da kabasını bi aldı. Daha bunun cifi var, tuz ruhu var, ilacı var. Sawyer 3. sezon 10. bölümde zaman makinesiyle geçmişe gidip Said'in eski manita Claire'i de balinlerse hiç şaşırmam. Zaten dizi dizilikten çıktı panayıra dönüştü. Lost adasında bi eşekçiler eksik.
***
Türkiye'de gerçekten de güzel şeyler oluyor. Ailemizin sevimli su samuru Kenan Doğulu, Örovizyon'a 'Shake it up şekerim' adlı parçayla katılıyor... Salla şekerim salla, belki birimize değer. Ya biz bu Örovizyon müessesesiyle dalga geçmiyor muyduk? Şimdi de bari Kenan'la biraz dalga geçelim... 'Şeykitap şekerim' ne demek? 'Nane nane'den ne farkı var? İşte zaten tam da bu noktada bence Örovizyon'a Ajdar'ın gitmesi gerekiyordu. Nasıl geçen sene Örovizyon felsefesiyle ***** geçen grup Lordi birinci olduysa, bu sene de orada Ajdar'ı gören Avrupalılar, "Ooov, Türkler gerçekten de olayı aşmış abi, onlara saygı duyuyoruz, nasıl diyorsunuz rispekt" deyip bize hayran kalacaklardı. Oysa şimdi oraya eğlence dünyamızın en sempatik adamını, Kenan'ı yolluyoruz. Kenan Doğulu'nun Örovizyon'da şansı bence Erke Dönergeci'yle aynı. Bir de yıllardır dalga geçtiğimiz bir olaya katılarak kendisini de dalga geçilecek, tefe konulacak bir konuma sokmayı başardığının farkında mıdır? Neden belli bir noktadan sonra herkes Örovizyon'un hastası oluyor? Örovizyon acaba müzik dünyasının Sawyer'ı mı? Hepimizi yıllardır ilaçladığı yetmiyor mu?
***
Ne zaman adam oluruz?
6 YTL tutan bir ürünü almak için 11 YTL uzattığımızda.
***
Erbakan'ın el öpenleri çok olsun diyecektim. Gerçekten de çokmuş. Diyecek bi şey yok.