Türk'ün bilgiyle imtihanı

'Bir de Che'nin yandan yemişi Kılıçdaroğlu var. Böyle diyorum çünkü gördüğüm poster biraz öyleydi. '

Sene 2010 oldu, hatta az sonra 2011 olacak, bilgisayarla yapabileceklerim 2001 yılına göre gözle görülür bir şekilde azaldı. Yazılımlar 9-10 yıl öncesine göre çok daha acayip şeyler yapıyor gibi görünse de hep daha fazla sistem kaynağı tüketiyorlar. Windows 7’nin her işleminizden sonra ‘Abi böyle bi şey yapıyorum, onaylıyor musun?’ uyarılarından bahsetmiyorum bile. Tabii ki Apple dostlarını da unutmadım. 2010 yılında iTunes’da mp3’ünüzü ileri geri sarıp bilgisayarınızı çıldırtmak istiyorsanız, YouTube izlerken ya da ekran koruyucu sırasında işlemcinize yoğun ısı duygusu yaşatmak istiyorsanız tercihinizi Mac ürünlerinden yana kullanabilirsiniz. Makyaj ürünleri olan Mac’le bile daha iyi performans alacağımız günler yakın sanırım. 
Darren Aronofsky’nin ‘Black Swan’ (Kara Kuğu) filmini tüm kara kuru film sevenlere öneriyorum. Film torrent sitelerine düşmüş dediler. Desinler değişemem.
Mesela 2001 yılında yazı yazmak çok daha kolaydı. Şimdi herhangi bir ofis programında sinir krizlerinden kurtulmanız çok zor oluyor. Her kelimenize bir şeyler önermeye çalışan işgüzar işletim sistemleri ve programlar insanları / son kullanıcıyı giderek daha da aptallaştırıyor. Açık kaynak kodlu Open Office’le bile düz metin yazmak tam bir çile. Ofis 2000’i özlüyorum bazı günlerde. Ha diyeceksiniz ki Google’ın Documents’ı var. Evet, var, ben de yazılarımı internet üzerinde yazıyorum artık ama onda bile ‘Otomatik düzeltmeyi kapat’ diye bir özellik 2010 yılında henüz yok. Sadece yazı yazmak isteyenleri, bir noktada da kaç vuruşluk bir yazı yazdığını öğrenmek isteyenleri 2011’de de zor günler bekleyecek gibi. 
Tek yok sadelik / Tek yol saykodelik. 
Oyunculara önerim: ‘Little Big Planet 2’... Dışarıya çıkıp oranızdan buranızdan bıçaklanacağınıza, evde oturup oyun oynamaya ve asosyal bir hayata başlamaya ne dersiniz? Bu arada dışarı çıkınca da hayatınızda değişecek bir şey yok. Çıkmasanız da olur. Ben sonunu söyleyeyim, (en lüks halinizle) saçma sapan bir taksiciyle eve döneceksiniz.
Aramızdan kaçı yeni yılda da spora gitmeyecek acaba? Merdiven çıkmanın bile spordan sayıldığı bir ülkedeyiz aslında. Durumumuz ümit verici ama o biçim ‘verici’.
Türkiye, Kore, Suudi Arabistan ve Çin... Bu dört ülkenin bir ortak noktası var. Sansür duygusu. Kim Türkiye bir dünya ülkesi değil diyor, şaşarım. Türkiye şaşmış aslında ama kim şaşar Yalova kaymakamına?
İnternet kullanımında Avrupa’da da sondan ikinciyiz. Birinci olmak için çok çalışmamız lazım demek ki. Türkiye’de insan gibi internet kullanıcısı oranı yüzde 25, oradan hesap yapın. Bir de Başbakan, Meclis’te internet kullanıcılarının ne kadar arttığını anlattı. O dedikleri ADSL’nin Türkiye’ye gelişinin biraz geç olmasından olmasın? 
Mesela ‘Limitsiz hat’ diye bir şey satın alınamaması bile kıllandırıcı. Reklamlarda da bakın ‘sınırsız’ ya da ‘limitsiz’ yazan tüm hatların aslında altta geçen karınca duaları bantlarında kotaları görünüyor. Zaten limitsizlik bizim neyimize? Daha limitsizlik düşüncesini bile anlayamayan bir ülkeyiz.
Ulaştırma Bakanlığı’nda ana işi, ana uğraşı internet olan bir kişi bile yok. İnternet, hobi olarak yapılıyor gibi. Türkiye’yi bilgi toplumu olarak ileriye taşıyacak isim ise Binali Yıldırım. Hesabı yapın. Kaldı mı dohuz?
YouTube yasağının nasıl kalktığını da unutmayalım. Devlet bu konuda bir dirhem yol bile almadı aslında. Her şey göstermelik.
Diğer tarafta ise Che’nin yandan yemişi Kılıçdaroğlu var. Yandan yemişi diyorum çünkü gördüğüm poster biraz öyleydi. Kavramları karıştırmayı çok seviyoruz. Keşke Kılıçdaroğlu, Che gibi bir devrimci olsa; tabii iyi niyetle herkes her şeyi olabiliyor bizim memlekette. Kılıçdaroğlu bir gün de Atatürk kılığına girer mi acaba bir CHP kurultayında? Bilinemez ama tahmin edilebilir. Daha geçen gün Gandi’ydi, şimdi Şevera olmuş. Belki bir gün uslu bir çocuk olursanız siz de Deniz Baykal’ı görebilirsiniz.
‘Mahsun Kırmızıgül güneşi gördükten sonra üç gün kör olmuş’ diye bir yalan uydurdum.
İnternetten rahatsız olmak, özgürlükten rahatsız olmak demek gibi geliyor sanki. Bilgiye erişim Türklere göre bi şey değil sanki. Bir cumartesiyi daha hayla huyla yedik. Umarım siz de bazı günlerinizi böyle yiyebilirsiniz. Hani, ayfon / ayped sahipleri böyle dakikalarca bi şey yapamadan, mal gibi ellerindeki alete bakıyor ya, işte öyle bir şey. Toplumumuzda mallık ve ilgisizlik de bir statü, değerini bilin.