Tut kelin perçeminden!

Milletçe kuruduk sevgili günlük. Bu satırları bile yazarken dolma kalemimi yalamaya, dolmanın mürekkebinden bünyeme su kazandırmaya çalışıyorum. Ne kadar yalasam da tık yok.

Milletçe kuruduk sevgili günlük. Bu satırları bile yazarken dolma kalemimi yalamaya, dolmanın mürekkebinden bünyeme su kazandırmaya çalışıyorum. Ne kadar yalasam da tık yok. Dolmanın yağı, elime yüzüme bulaşıyor. Her yer yağ oldu. İşin kötüsü dolmaya sıkmalık bir damla bile limonum yok. Yani benim gibi bir Güdük Prens bile böyle olduysa, normal vatandaş ne yapsın? Mesela Melih Gökçek.
O bence aramızdaki en normal vatandaş. Bu hafta daha önce de yazıktırdım ama bir kez daha bu saçmalığın altını çizmek istiyorum. Aslında ilk etapta saçmalık gibi gelecek ama korkmayın. Gelin, yaklaşın azıcık... Şimdi Melih Bey, dediğine göre duş yaparken altına leğen koyuyormuş. Duş yaparken o leğene biriken suları da helaya döküyormuş. Risaykıl bin gibi adam. "Geri dönüşüm muhteşem olacak" lafı herhalde dünya tarihinde en çok Melih Gökçek'e yakışacak. "Onca yıllık yoğurtçuyum böyle kâse görmedim" derler ya. Ben de ayıptır söylemesi, "Onca yıllık doktorum böyle sakatlık görmedim" demek isterdim. Tabii ki doktor değilim. Neyse, ülke bi deli zaten. Mesela neden biz seçime gittik, kimse hatırlamıyor. Allahın cezası seçim boyası sayesinde tanıştığımız yabancılar "Eeeğ siz Türkler hep ellerini kapıya sıkıştiriyorsunuz" diyor. Ben de her seferinde denyo gibi "Abi, o seçim boyası, oy atanı mimlemek için kullanılıyor" diyorum. Onlar da bana "Aaağ aynı 3. dünya ülkesi gibi" demekle kalmayıp, üzerine bir de maytap geçiyorlar. Yani zor durumdayız. Zımpara mımpara, kâr etmedi, taş kafama... Neyse ne diyordum, seçimler. Evet neden seçime gitmiştik? Seçimden önce nasıl bir sıkıntı yaşamıştık? Hah Abdullah Gül'ün, aslında kimse tarafından da net bir şekilde söylenemeyen türbanlı eşi. Şimdi ne oldu? CHP direkt diyaloğu reddeden bir tavır içine girdi. Oysa birbirinden tiksinsen de ne de olsa politikacısın kardeşler! Eninde sonunda birbirinizi her gün görüyorsunuz. Konuşun anlaşın, beni de milleti de hasta etmeyin. Böylesi durumlarda partiler kilitlendikleri zaman, üzerlerine ssıcak su döküp, onları kilitlenmelerinden kurtarmak istiyorum. Acaba bende gizli manavlık mı var? Hani mahallede bu iş manavlara özgüdür diye düşünüyorum düşünüyorum. Bi yere varmıyor.
Gizli hedefler
Zaten geçtiğimiz gece (Abdullah Gül'ün adaylığını resmi olarak açıkladığı günün akşamı) Fox TV, 'Ocean's Eleven'ı gösterdi. Acaba Fox TV bu hareketiyle gizli gizli Abdullah Gül propagandası mı yaptı? Bilemiyorum. Bir yandan da Corc Kuluni gerçekten de Abdullah'a acayip benziyor. Gizli Abdullahçılar kesin Corc Kuluni'nin imajını Türkiye'de pohpohluyorlar mıdır?
David Lynch'in yeni filmi 'Inland Empire' piyasaya çıktı. İnternetten minternetten emmeli, görmeli! Amazon'da 21 dolares.
Şimdi size bir hikâye daha anlatmak istiyorum. Bir deniz otobüsü düşünün, basmış gidiyor. Bir de demirlemiş bir gemi var. Deniz otobüsü tabiri caizse mail gibi gidip gombalak diyerek o gemiye sizce çarpabilir mi? Cevap belli. Belki de bu hafta sinirimi bozan en pis olay buydu. Nasıl oldu, neden oldu anlayabilmiş değilim. Ya zaten deniz otobüsünün iki tane motoru yok mu? Eğer dümen kilitlendiyse bas geri. Manevra yapmak istersen birini gazla diğerini az gazla. Bi afyon patlamama durumu mudur, nedir umarım yazının bu çıktığı cumartesi gününe kadar çözülmez de aptal konumuna düşmem. Ya da bana ne ya!
Tıraş adama şart
Sanat adam işidir... Bak bak bak. Ben sana sanat çı olamazsın demedim ki. Adam olamazsın dedim desem ne olacak şimdi? Bakınız Uğur Işılak dostumuz ki kendisi insanın kendisini gereksiz yere ciddiye almasının aşırıya kaçtığında ne tür sonuçlar doğurabileceğini görmek için uygun bir örnektir- yeni albümünde 'Sanat adam işidir' diyerek direkt bu işlerden anlamadığını belli etmiş. Albümün adı da 'Aşkın cenazesi var'. Haydi hayırlısı. Ekşisözlük'te icedark'ın da yorumunu buraya almadan edemeyeceğim: "Sanat adam işidir. Tamam da adamlık nasıl bir iştir?"
Umarız hepimiz en kısa zamanda testosteron yağmurlarında şemsiyesiz kalırız.
Roberto Carlos küfür etti mi etmedi mi? Ekranlar yine sirke bağladı. Gökmen Özdenak'ın da jürisini oluşturduğu bir futbollama programında dakikalarca 'Putana' küfür müdür, değil midir diye tartışıldı. En sonunda ekip dayanamadı, tercüman Mustafa Kıran'a bağlandı. Kıran, ilk başta Fenerbahçeli geçmişinden dolayı biraz lafı dolandırıyormuş gibi yaptıysa da sonunda açıkladı ki "Roberto Carlos Portekizce, sen ne biçim hakemsin, bayrağını kaldırsana!" diye sitem etmiş öğrendik. Gökmen Özdenak rahatlayınca, biz de rahatlamış sayıldık.
Son olarak bir magazin anonsu: "Baykuşlarla konuşup geleceği gören manken kim?". Çok affedersiniz ama ya Allah aşkına baykuş mu söyleyecek ne olup bittiğini? Ya diyelim ki kızımız bir noktada gerçekten de baykuşlarla konuşuyor. Ben size söyleyeyim o baykuşun ne dediğini. "Abla yandaki ormanda çok güzel fare var" ha bir de opsiyonel olarak "Abla perdeyi çeker misin? Benim gözler biraz rahatsız da..." diyebilir. Yau, o kuş o kadar geleceği görebilse orman yangınlarında telef olmaz. Uzaklara uçma kuşum, uçup da gitme yamulursun. Haftaya kadar hepinizi özel split klimalı salonumda tam klimanın en iyi üflediği yerde seviyorum. Hadi püfff...