Ya sev ya katlet!

Ramazan ayı komple enteresan bi ay. Enteresanlıklarından dolayı da çok sevdiğim bi ay. Güzel yönleri de var tabii ki kötü yönleri de.

Ramazan ayı komple enteresan bi ay. Enteresanlıklarından dolayı da çok sevdiğim bi ay. Güzel yönleri de var tabii ki kötü yönleri de. Bir kere kesin gazetelerde bi tane "Oruç tutmayan öğrenciler kampüste dövüldü" haberi olur.
Neyse, kötü düşünceleri bırakalım da ayın biraz iyi ve enteresan taraflarına bakalım. Ayın aydınlık yüzünde mesela Ramazan boyunca gece hırsızlıklarının, eve girmelerinin azalması durumu var. Hırsızlar günah olur diye bu ay daha az soygun yapıyor olabilir. Ya da insanımızın sahura kalkması, insanımızı uyku tutmaması hırsızı evden uzak tutuyor olabilir. Mesela Ramazan ayında sokakta küfreden birine normal zamanlardan çok daha sert tepkiler gelir. Niye? Çünki günah. Normalde hırsızlık yapmak da günah ama taksimetre bazı zamanlarda gece mi yazıyor nedir, insan daha bir tedbirli davranıyor.
Cami tatlısı
Bir yandan da şöyle iyi bir tarafı var bu ayın, ülkendeki toplu kötü davranış olayları azalıyor. Zarardan kâr gibi bir şey... Bir de oruç tutan insanın sabırsızlığı ve sinirliliği var, saat ilerledikçe trafikte daha bi fenalaşan bu sinir, topun patlamasına doğru yükseliyor, yolda araçlar hızlandıkça hızlanıyor.
Laf uzadı, Mövenpick Oteli de bu Ramazan'da iftar sofrasında bir enteresanlık yapayım demiş, hiçbir masraftan kaçınmamış ve süper yaratıcı bi düşünceyle cami şeklinde tatlılar yaptırmış. Şimdi ne oluyor? Top patlayınca orucunuzu açıyorsunuz, suyunuzu içiyorsunuz, yemeğin sonunda tatlı olarak cami yiyiyorsunuz. İyi niyetle yapılmış en büyük dalgınlıklardan biri.
Mesela tatlıyı tam bitiremediniz. E sizin caminiz de o zaman Irak'ta ABD güçlerinin bombaladığı camiler gibi kalıyor. Onu bırakın, tatlı diye minare ısırmak bile çok korkunç.
Millet olarak düşüncesizliğimiz hep olay ortaya çıktıktan sonra belli oluyor. Hep yaptıklarımızdan pişman oluyoruz. Bakınız O.S. rumuzlu genç tetikçi ne diyor? "Olay günü cinayetten önce hap aldım, esrar içtim. Ailesi olduğunu bilmiyordum, pişmanım"... Yazık. Sanki O.S, Hrant Dink'in ailesi olduğunu bilse o tetiği çekmekten vazgeçecekti. Bizde kafa yok ki. Ya bir de hiç mi esrar içen, ekstaaazi kullanan adam görmedik? Eğer insan esrar içip, ektaaazi pıtlatıp adam öldürüyorsa Hindistan'da herkesin birbirini öldürmesi, Amsterdam'da günde 300 cinayetin işlenmesi gerekirdi gibi geliyor bana. Esrar içtim, öldürmüşüm. Ayıldığımda da dayımın fırınının içindeyim. Etraf karanlık. Korktum çıkamadım. Aslında ekmekmişim, yeni fark ettim. Ya sev, ya kütlet. Ya sev, ya CTRL-Alt-Delete...
Dalmaz Center... Hayallerimin mekanı. Yıllar yılı buranın kumarhane reyonuyla ilgili haberler çıktı da çıktı. Ne oluyordu? Kumar oynamak istediğinizde Dalmaz'a dalıyordunuz. Polis basarsa sizi tutuklayamıyor. Bi gözaltına alıyor. Oradan da bi 150 yeteleye çıkıyorsunuz. Cezası bu. Ortam kapatıldı mı? Sorun değil. İki hafta sonra yeni masalar geliyor, orada döndürüyoruz ruletleri. Zaten 150 yetele de kumara giden adam için para değil... Neyse Dalmazcı ekip şimdi de Etiler'de yeni mekan açmış. Hayırlı olsun. Kapının koçbaşıyla kırıldığı bu yeni mekanda yine birtakım hanımlar, beyler ebelenmiş. Ya demek ki bu kadar istiyorlar. Bırakınız oynasınlar, bırakınız döndürsünler. Nedir yani? Hap içip kumar oynadık deseler, ne diyeceksiniz? Ya sev, ya rulet!
Gazetelerin en gazetesi, Kelebek'ten sonra bu ortamlarda en güzel konanı Günaydın, yine yaptı yapacağını. Şu sıralar Osmantan Erkır'la aşk muhabbetleri çıkan Ebru Gündeş'in aşk listesini çıkardı... Ne önemli bir hareket, ne yüce bir davranış, ne akıllıca bir gazetecilik başarısı. Bir de Günaydın bununla kalsa iyi, bunca tantanadan sonra "En hızlı assolist" başlığını atarak Ebru Gündeş'i de bir güzel yargılıyor. Gündeş nasıl, neye göre, kime göre hızlı bilinmiyor. Bilinse de ne olacak. Bir de bu hızın birimi ne? Kilometre / saatse o zaman başka göndermeler devreye girecek, işler giderek çirkinleşecek.
'Dobra Dobra'... Böyle de fantezi bir program var. Sunucularının üç haneli milyarlar aldığı konuşulan 'Dobra Dobra'nın, Müge Anlı'nın yönetimindeki geçten günkü bölümünde (bölüm diyorum çünkü bunlarda konuklar, şarkıcılar, vb. zevat belli bir süreklilik içinde, bir aile gibi. Herkes birbirini biliyor, tanıyor)
4 yaşındaki bir çocuğa önce ezan sonra da İstiklal Marşı okuttular...
Bana poke atanın eli kırılsın!
Facebook öyle bi halde ki, kime "Lan olum sabahtan akşama facebook'tasın" desen tutuyor. İsmail Türüt'ü aradım arkadaş olmak için, bulamadım. Bari Savaş Ay'ın poke'una bi bakayım. Bana poke atanların eli kırılsın!
Bu haftayı da globalleşmeye karşı yazdığım bir şiirle kapatıyorum.

Globalleşme nedir?
Globalleşme güzel bi şey olsaydı sevdiceğim
Güzel bi şey olsaydı aşkım baksana bana
Şişmanları çok sevmez miydik?
Ama ne oluyor?
Dolmuşta arka 4'lüde yanımıza bir dobias otursa
Nasıl huzursuz oluyoruz
Fast food dükkanlarında şişman olmalarına rağmen
Onca yağa rağmen
Patates kızartmasına, mayoneze
Abananlara nasıl Kaynanalar'ı İzler gibi bakıyoruz...
Ama bir saniye.
Beyonce de etine buduna
Kem de kadın buduna
Ama Beyonce güzel
Sibel Can'a mı yetiyor yoksa gücümüz?
Yooo, o da güzel.
Demek ki aşkım
Demek ki bi tanem
Küreselleşme güzelmiş
Küreselleşmeden kaçayım.