Ağustos, proje ayı

Ankara'daki kuraklığı üç dönemdir üst üste Melih Gökçek'i başkan seçen ahaliye verilmiş ilahi bir ceza olarak tuhaf bir hazla izler, acaba milletvekilleri banyo yapamayacağı için...

Ankara'daki kuraklığı üç dönemdir üst üste Melih Gökçek'i başkan seçen ahaliye verilmiş ilahi bir ceza olarak tuhaf bir hazla izler, acaba milletvekilleri banyo yapamayacağı için TBMM'nin havası ağırlaşır mı gibisinden kendi kendime geyik çevirip eğlenirken, 'başkent hapşırırsa Türkiye nezle olur' vecizesini aklıma getirmemişim (nitekim bu vecize öyle değil, ama olsun). Ben de Ankara'nın başına gelen felaketten payımı aldım, susuzluğa daha fazla dayanamayan ablam ve iki yeğenim, 'okullar açılıncaya kadar' İstanbul'da, bende kalmaya karar verdiler.
Ebedi bekârlığı seçmiş, çocuk sevgisini çoktan unutmuş bir fani olarak evin içindeki neşeli ve sürekli hareket halindeki iki canlıyla birlikte günlerimi geçirmem mümkün olmadığı için kelimenin tam anlamıyla sokaklara püskürdüm. Hiç âdetim olmadığı halde işe erken gitmeye başlamamdan şüphelenen Sevil'in imalı bakışlarından bıktığım için bir süredir sabahları uzun uzun kahvelerde ve kafelerde vakit öldürür oldum. Geceleri de ne kadar konser varsa geziyorum. Bir an önce Kızılırmak'ın suyu Ankara'ya dolsun da ben de sükûnete kavuşayım diye hayaller kuruyorum.
Bizim muhasebe âleminde nasıl 'vergi ayı, mart ayı' özel ve kutsal bir dönemse, bu sanat âleminde de sezon arifesindeki ağustos ayı öyle, 'ağustos ayı, proje ayı'. Kafeler birer doğal toplantı salonu, ha bire laptop'lar açılıyor (içlerinde müthiş bilgiler varmış gibi), dosyalar masalara yayılıyor, bol geyik, bol hayal, bol cep telefonu konuşması gırla gidiyor.
Bunca geyik ve dedikodu arasında benim de kulağıma bir şeyler çalındı tabii. Mesela Kürt entelejansiyasının genç prenslerinden Abidin Parıltı, edebiyat dünyamızın yakışıklı, ünlü, çok okunan ve çok konuşulan ismi Tuna Kiremitçi'yle birlikte bir televizyon dizisi yazıyormuş. Ben Abidin Parıltı'yı Hülya Avşar'la Civan Haco'nun cilveleştikleri televizyon şovundaki mahçup çevirmen olarak tanımıştım. Sonra öğrendim ki yayınevlerinde editörlük yapan, Radikal Kitap'a yazılar yazan bir 'kitapinsanı'ymış. Hatta dengbejler üzerine bir kitabı bile var. Ama kendisi dehasını televizyon alanında değerlendirmekte de kararlı, bir ara Özcan Deniz'in yakın mesai arkadaşı olarak 'Kader' adlı dizinin senaryosunu yazan Parıltı, bu çabasını sürdürüyor. Tuna Kiremitçi'nin ise iki yıl önce Tamer Karadağlı ve Azra Akın'ın dizisi 'Yağmur Zamanı'na imza attığını biliyordum, yani o da televizyon dünyasında yeni değil. Bakalım bu ikiliden nasıl bir dizi çıkacak?
Türk sanat ortamının derdi bitmez tükenmez tiyatrolarından biri olmamayı başaran, hatta tam tersi gerçek bir yıldız patlaması efekti yaratarak geçen sezonun kendisinden en çok söz ettiren girişimi halini alan garajistanbul'da da bir şeyler oluyor. Avkıranlar (Övül-Mustafa) garajistanbul'u büyütmeye karar vermişler. Böylece ofis çalışmaları sokağın başka bir yerinde süren, sanatçıları Beyoğlu'nun dört bir köşesinde prova yapan bir sanat kurumu olmaktan kurtuluyorlar. Efendim, Galatasaray Garajı'nın meğer bir de orta katı varmış. Burası ocak ayından itibaren garajistanbul'un küçük sahnesi, ofisleri ve hatta restoran-kafesi olarak hizmet vermeye başlayacak. Kim bilir daha ne çok çağdaş dans gösterisi, ne çok avangard oyun izleyeceğiz, kafesinde ne çok içip sarhoş olacağız diye düşünüp tatlı bir heyecana kapıldım doğrusu.
Diziler, tiyatrolar peki ya sinema; oradan da bir tutam malumat vereyim. Nuri Bilge Ceylan'ın amatör oyunculara merakı malum. Bu konuda uzun uzun değerlendirme yapmaya gerek yok, oluyor işte; kendisi bile oynuyor (ya da oynayamaya çalışıyor) ama film oluyor. Ceylan'ın filmlerindeki az sayıda profesyonel oyunculardan biri Nazan Kesal. Nitekim kendisi İklimler'deki rolüyle bir Altın Portakal bile aldı. Nazan Kesal'ın kocası Ercan Kesal da 'Uzak'ın küçük rollerinden birini üstlenmişti. Bilmeyenlere tanıtayım, 'sol aydın' çevrelerde pek popüler bir sima olan Dr. Ercan Kesal, Okmeydanı Özel Hastanesi'nin de sahibidir. Vaktiyle Ankara'dan İstanbul'a oyuncu olmak için geldiği ama kaderin bir cilvesi olarak başarılı bir işadamı olduğu söylenen Dr. Ercan bey, neyse ki sinemayla rabıtasını yitirmemiş. Şimdi aile dostları Nuri Bilge Ceylan'ın yakında çekimine başlayacağı yeni filminde daha önemli bir rolle karşımıza çıkacakmış. Hatta Dr Ercan'ın senaryo çalışmalarına bile katkıda bulunduğu söyleniyor. Hadi kötü bir espriyle bitireyim: Çok sağlıklı bir film olacak!