Balans'ta manevra imkânsız

'Olum Kemal bakiyorum artik Super seni kezmez olmus. Asmalicavit mavit, ne </br>bu ayaklar. Belesci gazetecimi oldun??</br>Turgut'

'Olum Kemal bakiyorum artik Super seni kezmez olmus. Asmalicavit mavit, ne
bu ayaklar. Belesci gazetecimi oldun??
Turgut'
Önceki hafta Beyoğlu'nun lokantaları arasındaki küçük turum üzerine pek çok tepki aldım. Altı yıllık yazarlık hayatımda en çok tepki aldığım yazım bu olmadı belki, ama olsun. En çok da yazının girişine yapıştırdığım e-mail'e bozuldum. Bizim Turgut Kaptan'ın bile diline düştük. Bir kere yaygın bir yanlışı düzelteyim. Hiçbir meyhane gazetecileri bedava yedirip içirmez, yoksa batar. Ayrıca her köşe yazarının sevdiği kafeyi, lokantayı, tatil köyünü, gece kulübünü, dondurmacıyı, masörü, hastaneyi, pastaneyi övmek birinci ödevidir. Bu onlara bedava hizmet olarak dönmez, en fazla rezervasyonda öncelik hakkı kazandırır.
Ben görevimi daha iyi yapmak için artık sadece tatlı canımı sıkanları değil, içimi açanları da yazacağım. Özgüvenim geldi.
Bakın ne kadar tarafsız bir köşe yazarı olduğumu göstermek için şimdi 10 gün önceye dönüyorum.
***
Son yıllarda Nevizade'ye girerken hep uzun bir kuyruk dikkatimi çekiyor. Çarpraz çantalı ve göbeği açık gençliğin kendilerinden umulmayacak bir sabırla bekledikleri bu kuyruğun başında Balans yazıyor. Öğrendim ki son yılların gözde kulüplerinden biriymiş, Teoman filan orada çalarmış. Geçen gün elime tutuşturulan Kultur Shock davetiyelerini değerlendirip şurayı bir göreyim dedim. Nedir bu Kultur Shock soruma 'Çingene punk' dedi gazeteden arkadaşlar. Ben de 'iyi' deyip kuyruğa eklendim. İnsan tabii kendini bir tuhaf hissediyor. Bu kadar gencin arasında orta yaşlı, göbekli, kel bir adam olarak görenler kesin art niyet arıyordur. Bu
utanca ve kuyruğun sanki zorlarsak kapılar kırılırmış duygusuyla yarattığı itiş kakışa, aynı kapıdan çıkanların ve girmeye çalışanların yarattığı tipik İstanbul trafiği kilitlenmelerine, ağzıma burnuma dolan jöleli saçlara, makosenlerimi ezen Convers'lere rağmen görev bilinciyle sabrettim. Sonunda siyah takım elbiseli Herkülleri de aşıp mekânın girişine ulaştım. Kapıda, 'Biletleri göreyim bakiyim' diye söylenen arkadaş, beni çocukluğumun kasaba sinemalarına götürdü bir an. Neyse 20 dakika sonra ben de biletimi göstermeye muvaffak oldum ve içeriye girmeye hak kazandım.
Daha doğrusu içerideki insan yığınına toslamaya hak kazandım. Erken gelen kazanmış. Öndekiler fazla ezilmeden dans edip konserini dinliyor. Belediye otobüsü mantığıyla biz son gelenler kapının önünde itişiyoruz, sırf sahnenin bir kıymığını görebilelim diye. Mekân istiap haddini aşalı epey olmuş, ama bundan sanki kimsenin haberi yok. Arkada birbirine yapışmış pastırma dilimleri halindeki kitle, ürettiği ısı ve tükettiği oksijen sayesinde sanırım belli bir süre sonra gaz haline geçip rahatlıyor. Tabii ben maddesel bütünlüğüme düşkün olduğum için bir şarkı 'duymakla' yetindim ve kendimi hemen dışarı attım. İstanbul'da hep böyle olur, insanlar girmek için can atarken kulüp yöneticileri yumuşak yüzlü olduklarından
hayır diyemezler. Nitekim müşteri daima haklıdır. Sonuçta içeride 'kültür şok' yaşamak isteyen de yaşamalıdır. Belki bir gün gelir, Balans da Babylon gibi hesaplı kitaplı bilet satmaya başlar insanlar görüp dinleyip hareket etme şansını aynı anda yaşar.