Ballı kuzu budu

Ahmet Ümit yeni romanı için çalışmalara başladı

Altyazılı dizi seyretmekten nefret ettiğim için, küçük yeğenimle televizyon muhabbeti yapmam imkansız. Bunu bile bile, ‘Muhteşem Yüzyıl’ı seyrettin mi?’ diye sormak gafletinde bulundum. Küçük ukela, ‘Peki sen hiç Tudors’u seyrettin mi?’ diye cevapladı. Bizim Kanuni dizisi, İngilizler’in 8. Henry dizisinin ancak soluk bir kopyası olabilirmiş. 

Henry’nin yatak maceralarını gösterecek cesareti olmayıp ha bire diziyi makaslayan bir ülkede, padişahın haremine giren bir dizinin ortalığı ayağa kaldırmasına şaşırmam manyaklıkmış… Muhabbeti fazla uzatmadım, ‘Bak Cihangir’de yeni bir yer açıldı…’ diye lafı değiştirdim. 

Akarsu Caddesi’ndeki Porte’nin yerine güzel bir lokanta açıldı: Journey. Lokanta dediysem yanlış anlamayın, orası aslında gayet şık ve iddialı bir ‘restaurant’. Symirna’ya gönül indirmeyen Cihangir aristokrasisi artık buraya takılıyor. Çok hoş bir genç kadın olan Füsun Hanım’ın işlettiği lokantanın mönüsü de iddialı. Özellikle ballı kuzu budu, ekşili köfte ve kereviz ezmesini şiddetle tavsiye ederim. Tabii ya benim gibi bir lordun kanatları altına sığınıp hesap geldiğinde usulen ‘paylaşalım lüfen’ filan gibi şeyler gevelemek ya da bir süre para biriktirip önleminizi almak kaydıyla… 

Ben ballı kuzu budu yerken, hamsinin ancak bi tarafına kar suyu kaçınca kıvamını bulduğunu iddia eden Erkan Aktuğ, o meşhur partilerine başlamış. Tabii ki önce SİYAD yönetimini ağırlamış. Başkan Tunca Arslan, manevi başkan Uğur Vardan, Cumhur Canbazoğlu, Şenay Aydemir ve Murat Erşahin… Özellikle ‘kızları çağırmadıklarını’, erkek erkeğe muhabbet etmeyi sevdiklerini duyunca bana lise yıllarımı hatırlatan bu tatlı topluluğu yazımda anmak istedim. İnsan neden ‘erkek erkeğe’ ya da ‘kız kıza’ bazen daha iyi vakit geçirir? Flört etme gerilimi ortadan kalktığı için mi? 

Önceki gece, müziksever medya mensuplarından oluşan kalabalığa karışıp ben de Şişhane’deki İKSV Salon’un yolunu tuttum. Melis Danişmend ilk albümünün tanıtım konserini verecekti ve tabii ki hem müzisyen hem gazeteci olan bu kardeşimizi yalnız bırakmak olmazdı. Nitekim, herkes oradaydı. İsmet Berkan’dan Elçin Yahşi’ye, Tuğrul Eryılmaz’dan Eray Aytimur ve Asu Maro’ya kadar... Tabii Radikal kültür-sanat ekibi de... İlk durak mermer kaplı duvarlarıyla daha çok bir börekçi salonuna benzediği için bir türlü içimizin ısınamadığı girişteki kafe oldu. Neyse ki İKSV yönetimi duruma el atmışve yeniden dekore edip daha sıcak bir atmosfere kavuşturmuş bu kafeyi. Adını da İki Oda koymuşlar. Oradan Melis Danişmend’in konserine geçtik. Başkalarının şarkılarını söylemekten vazgeçip kendi sözünü anlatmaya koyulan Melis, beynelmilel kadın ozanların arasına katılmış vaziyette. Konser, içki firmalarının sponsorluğunu yasaklayan yasayı protesto ile başladı. Melis Danişmend, ‘Efes’ini kaldırıp herkese Efes’li bir gece diledi. Sonra da tatlı tatlı şarkılarını söyleyip herkesi kendine bir kez daha hayran bıraktı. 

Haftanın havadisi ise bir Beyoğlu kitapçısında çıktı karşıma. Ünlü polisiye yazarı Ahmet Ümit, elinde bir liste, kitap arıyordu. Görevliyle yazarın muhabbetine kulak kabartınca anladım ki, daha yeni kitabın mürekkebi kurumadan Ahmet Ümit bir sonraki için işe koyulmuş. Yeni romanının tarihimizden önemli bir sayfa hakkında olduğunu söylemekle yetineyim. Konusu bende saklı. Ama bundan iyi bir film çıkar.