Bazı yazarlar CHP'ye özendi

Türkiye Yazarlar Sendikası'-</br>nda yıllardır yönetime seçilemeyen Seyyit Nezir bu kez CHP'nin 367 taktiğini denedi. "Sendikalar Kanunu'na göre burada 230 kişi olmalı" diyen muhalifler YSK'ya gitti.

Siyaset sadece Meclis'te mi yapılır? Hayır tabii ki, hayat zaten siyasi bir şeydir. İyi bir yurttaş, mahallesinde, meslek örgütünde ve hatta kahvehanesinde aktif rol alır, mümkünse yönetimi ele geçirir, olmadı müzmin muhalif olarak kalır inançlarını sonuna kadar savunur. Böylece vatanına, milletine yararlı bir birey olur. Hele bu yurttaş bir sanatçıysa, yazarsa, şairse...
İşte bu bilinç son zamanlarda iyice uyanmış olmalı ki yazar örgütleri arka arkaya çekişmeli genel kurullar yapıyor. Birkaç hafta önce PEN'in genel kurulunda iki ekip arasında bayağı bir çekişme yaşanmış, İzmirlerden filan üyeler gelmiş, hayatında hiç toplantılara katılmamış yazarlar bile son dakikada 'aman gel' diye oy vermeye çağrılıp salona koşuşunca PEN tarihinin en geniş katılımlı genel kurulu yapılmıştı. Sonuçta Vecdi Sayar ekibi, yönetimi Tarık Günersel'in ekibine bir oy farkla kaptırmıştı.
Hafta sonu da Türkiye Yazarlar Sendikası'nda daha çekişmeli ve şenlikli bir 'kongre' yapıldı. Muhalefet lideri rolünde beklendiği gibi şair Seyyit Nezir vardı. Yıllardır her kongrede aday olan ama seçilemeyen Seyyit Nezir bir süredir muhalefetini e-postalarla sürdürüyordu. TYS yönetiminin Hrant Dink cenazesine katılmasını, Agos'a taziyeye gitmesini, Çağlayan mitingine TYS pankartıyla katılmamasını ve daha pek çok şeyi çatır çutur eleştiren Seyyit Nezir, bu yıl seçimlere farklı bir taktikle gelmişti. Ruhunu cumhurbaşkanlığı seçiminden alan bu taktik, toplantı başlar başlamaz uygulanmaya başlandı. Her zaman olduğu gibi başkan önceden toplanmış imzalara dayanarak yeterli katılım olduğunu söyledi ve oturumu açmaya yeltendi ki Seyyit Nezir, Yetkin Aröz ve Sadık Albayrak büyük bir kararlılıkla itiraz ettiler. Sendikalar Kanunu'na göre toplantı salonunda üçte bir üyenin bizzat olması gerektiğini kastederek "Burada 230 yok, toplantı yapılamaz" diye bağırdılar. Başkan Enver Ercan bunun gerekli olmadığını söyleyip toplantıya geçecek gibi olduysa da "Bülent Arınç gibi yapıyorsun, olmaz!" lafı karşısında bir duraksadı... Neyse birileri araya girdi ve konunun divan seçiminden sonra tartışılmasına karar verildi. Adnan Özyalçıner başkanlığındaki Divan'ın kurulmasından sonra tartışmaya devam edildi. En son hukukçu bir üyenin durumda bir yanlışlık olmadığını izah etmesiyle kongrenin tavrı netleşince üç kişilik muhalif ekip oturumu terk edeceklerini söyledi. Bu arada Sadık Albayrak tüm salonun ayrıntılı fotoğraflarını çekerek durumu belgelerken birileri de 'Sizi Doğu Perinçek mi gönderdi!" diye muhalefete laf atmaktan geri durmadı; ama aldılar cevabı "Evet" dedi Nezir, "Ben İşçi Partili'yim n'olmuş..."
Tabii bir şey olmadı. Muhalefet çıktı, seçim yapıldı ve başka aday olmayınca Enver Ercan'ın listesi seçildi. Bu arada muhalefet kavgayı bırakmayacağının sinyalini vermek üzere İl Seçim Kurulu'na gidip gerekli şikâyeti yapmıştı ama... Gün, muhtemelen iki metrelik oy pusulalarını hangi sandığa sığdıracağı meselesiyle uğraşan Seçim Kurulu başkanının TYS başkanına açtığı 'bıkkın' telefonla sona erdi. İki başkan vaktiyle öyle kurulmuş olmaktan başka bir sendikal özelliği olmayan, zaten hepi topu 700 üyesi olan ve aslında bir yazar örgütü olan TYS'de bu kargaşanın ne manası olduğunu sordular birbirlerine...
Bu yazıyı, sınıf başkanlığını futbol takımının yıldızı Tunç'a kaptırmaktan bıkan yeğenim Yusuf'a adıyorum...