Bir Ankara festivali

Ankara Film Festivali töreni taşranın törenlerinin bütün özelliklerini barındıran bir finalle veda etti. Ama ne yalan söyleyelim hepimiz eğlendik...
Bir Ankara festivali

Üniversite zamanlarından kalan çok az arkadaşım var. Kimi evlenip çoluğa çocuğa karıştı, kimi yurdu terk etti dünyanın dört bir yanında vatan ve millet için çalışıyor. Okulu bitirdikten sonra İstanbul’da bir süre iş bulmaya çalışan sonra Ankara’da bakanlıkların birinde ‘kaymaklı’ bir iş bulunca oraya yerleşen Cemil ile irtibatı koparmadım ama hiçbir zaman. Hem ne zamandır çağırdığı ve bir türlü gidemediğim için hem de yıllardır bir türlü düşüremediği böbrek taşı nedeniyle bir süre hastanede yatıp bu illetten kurtulduğu için bir “geçmiş olsun” diyeyim diye hafta sonu atladım otobüse Ankara’ya gittim.

Nedense Ankara bana hep bir Avrupa kenti izlenimi vermiştir. Geniş caddeleri, bir örnek evleri, biraz da planlı oluşundan herhalde. Ben cumartesi akşam gider bir yerde iki kadeh parlatırız diye düşünürken Cemil, “Hadi kalk seni Ankara Film Festivali’nin kapanış törenine götüreyim” dedi. Önce biraz istemez gibi oldum ama görev aşkı depreşti yine kalktık gittik. Resim Heykel Müzesi Konser Salonu’nun işlemeli tavanları, mermer sütunlarıyla Avrupai bir havası hoşuma gitti doğrusu. Şenay Gürler ve Serdar Orçin’in sunuculuğunu yaptığı törenin daha birinci dakikasında “Ödüller trafiğe takılmış şimdi biraz müzik” diye anons gelince daha önce izlediğim sıkıcı ve bol skandallı ödül törenleri gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Neyse ki Şenay Hanım ve Serdar Bey durumu iyi idare ettiler. Bir sürü şey aksadı, sorunlar yaşandı ama hiç değilse sıkıcı olmadı tören. Gerçi bir ara festivalde yarışan, kısa, uzun ve belgesel bütün filmlere ödül verildiği hissine kapılmadım değil. Duyduğuma göre jüri festivalden önce yarışmacıları arayıp senaryoları istemiş değerlendirmek için. “Yok artık istiyorsanız bir de kaba kurguyu gönderelim bakın olmuş mu” diye cevaplar alınca vazgeçmişler bu garip istekten.

Cemil, “Abi sen şimdi after partiye de gitmek istersin. Canın çeker. Zaten eve yakın gel bir uğrayalım” deyince “Geceyi iki tek atmadan bitirmeyiz” diye kabul ettim. Çankaya’da şirinimsi bir mekânın önünde yağan karın altında Yiğit Özşener’i gördüm önce. Tülin Özen’e kısa film jürisindeki deneyimlerini aktarıyordu. Geceden yedi ödülle dönen ‘Tepenin Ardı’ ekibi pek neşeliydi. Emin Alper elinin altında heykelciklerle tebrikleri kabul ederken Mehmet Özgür, Tamer Levent, Berk Hakman ve Banu Fotocan muhabbete dalmıştı. Orhan Eskiköy ve Özcan Alper ise ağırlı kısa filmci olan gençlerin birbiri ardına gelen sorularını yanıtlamakla meşguldu. Zor bir hastalığı geride bırakan jüri üyesi Tomris Giritlioğlu’nun biraz solgun yüzünün yanında en iyi kadın oyuncu ödülünü alan Sanem Öge etrafa gülücükler saçarak bakıyordu.

‘Güzelliğin On Par’Etmez’ filmiyle Altın Portakal’ı aldıktan sonra Türkiyeli yapımcıların eleştiri oklarına hedef olan Hüseyin Tabak ise bir başka festivalde daha rüştünü ispatlamış olmanın mutluluğu içindeydi. Söylendiğine göre, o dönem o kadar canı sıkılmış ki bir ara ödülü geri vermeyi bile düşünmüş. Her after partide olduğu gibi çekirdek grup başka bir mekâna doğru akmak için organize olurken biz de ufak ufak kapıya yöneldik Cemil’le. Sinema yazarları Uğur Vardan, Murat Özer ve Murat Erşahin’le aynı masadaki bizim Şenay (Aydemir): “Kemal abi bu tarihi anı kaçırmak istemezsin. Üç Şenay bir arada. Gel dilek tut” diye seslendikten sonra, oyuncular Şenay Aydın ve Şenay Gürler’in arasında gururlanarak poz verdi cep telefonlarına.

Bu fırsatı kaçırmayıp fotoğrafını çeken Cemil kapıdan çıkarken “Bak hiç değilse metrekare başına en çok Şenay’ın düştüğü nadir bir ana tanık oldun Kemalcim” diye bana sevimlilik yapmaya çalışıyordu...