Bir bar, bir kitapçı ve bir apandisit

Cumartesi günü iki ayrı kutlama aynı mekâna denk geldi. Üstelik beş metre ötede de kitapevi açılıyordu

Kahvede pineklerken telefonum çaldı. Sinema yazarı bir arkadaşım “Kemal Abi” dedi; “Bu akşam Milliyet yazarı Nil Kural ile Sinema Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Senem Erdine’nin doğum gününü kutlayacağız. Bilirsin yazılarında kendilerine çok yer verdiğin için SİYAD’lılar seni ayrıca bir sever, sayarlar. Eğer vaktin varsa sen de bir uğra.”

Kendimi, iyilik yaptığı ailenin sünnet düğününe davet edilen kabadayı gibi hissettiğim için, “Eyvallah canım, uğrarım bi” deyip kapattım. Ama pek niyetim yoktu. Akşama doğru bu kez Radikal’den Erman Ata Uncu aradı. Daha önce konuşmamıştık hiç, çok kibar bir bey. Nazikçe Radikal’in müzik eleştirmeni Sarp Dakni’nin işletmesini üstlendiği bir mekânın açılışında beni de aralarında görmek istediklerini söyledi. Tabii böyle modern ve monden bir insanı kıramazdım. Birkaç saat sonra, aslında adı Akarsu Sokak olan, ama kulağa daha tatlı geldiğinden olsa gerek mahallenin adıyla anılmaya başlanan Tomtom Sokak’a vardım.

Kendisi tuhaf bir açık hava barına dönüşen sokağın hemen girişinde Şebnem Ferah’ı gördüm ve durdum. Ben onu, arkasında saçlarını havalandıran bir vantilatörle geziyor sanırdım. Meğer öyle değilmiş…

Sonra Ayşegül Aldinç’i gördüm. Sarp Dakni’nin pek iyi arkadaşıymış; formunu hiç kaybetmediği için kendisini içimden tebrik ettim. Sokağın kalabalığı heyecan verici düzeydeydi ve dürüst olmam gerekir ki bu kadarını pek beklemiyordum. Ama biraz sonra anladım ki aslında iki açılış birden söz konusu. Biri benim de davetli olduğum bar, ‘We’nin açılışı. Diğeri ise barın hemen karşısındaki bir kitabevinin açılışı. Barlar sokağında bir kitabevi fikrini de, gece gece açılmasını da, kapısında bir sürü insanın toplanmasını da biraz yadırgadım. Sonra her şey aydınlandı: Dükkânın sahibi bir dönem Radikal’de de yazan, mizah, eğlence, senaryo insanı Aziz Kedi’nin ta kendisi değil miymiş. “Hay Allah” dedim “Ne komik bir durum…” ve bara daldım.

Tabii ki Adana, Antalya turnesinden yeni gelmiş en taze dedikodularla fıkırdayan SİYAD’lı kitleye toslayıp kaldım. Meğer doğum günü kutlaması da bu mekândaymış. Şenay Aydemir ve Erkan Aktuğ’a çaktırmadan bir göz selamı verdikten sonra biraz geriye çekildim ve gün geçtikçe içine kadınların da girmeye muvaffak olabildiği bu tatlı cemaati seyre koyuldum. Konuşulanlardan öğrendiğime göre sinemamızın yeni yıldızlarından ‘Sonbahar’ ve ‘Gelecek Uzun Sürer’ filmlerinin yönetmeni Özcan Alper apandisit ameliyatı olmuş. Hem de Güney Kore’de…

Malum bir sanat filmi yönetmeninin hayatı festival gezerek geçer. Festival ve ödül Çin’de bile olsa gidip almak gerekir. Özcan Alper de Busan kentindeki ‘film markete’ seçilen yeni senaryosunun sunumunu yapmak için bu ülkeye gitmiş.

Busan’dan Seul’e dönerken uçakta rahatsızlanmış hatta ilk müdahale havaalanında yapılmış. Apar topar Seul’de bir hastaneye yatmış. Kore’de yaşayan Türkler, büyükelçilik seferber olmuş karısı Lusin Hanım ilk uçakla Seul’e uçmuş... Neyse, hikâyenin sonu iyi. Her ne kadar Özcan Alper apandisitini Uzakdoğu’da bırakmış olsa da sapasağlam ve hatta belki de yeni senaryosuna destek almış vaziyette yurda dönmüş.