Bir düğüne 'gitmek'

Ağustos ayında Barcelona'da nikâh kıyan Gizem Soysaldı-Hüseyin Karabey çifti kutlamayı İstanbul'da yaptı

Pazar günü evde pinekleyip “Acaba kitap fuarına mı gitsem” diye düşünürken editörüm Erkan Aktuğ aradı. “Kemal Abi” dedi, “Yeni neslin yetenekli isimlerinden ‘Gitmek’ filminin yönetmeni Hüseyin Karabey evlenmesi münasebetiyle bir eğlence tertip etmiş. Arayıp ricada bulundu. Senin de bu mutlu günlerinde yanlarında olmanı istiyor. Kıramadım bir arar sorarım dedim” diye durumu izah etti.

Hüseyin Bey’in bu nazik daveti beni hem mutlu etti hem de ne yalan söyleyeyim uzun ve çileli bir yolculuktan kurtardı. Gün boyu evden çıkmadım. Akşam vakti Erkan Aktuğ tekrar aradı “Sana bir yemek ısmarlayalım hem biraz laflarız” dedi. Yemekte gazetenin internet atılımından, geleceğin sanal dünyada olduğundan falan dem vurdu ama ben pek bir şey anlamadım. “Yani sonuç” dedim. “Bir şey yok abi sen haftada bir yazılarını aksatma yeter” diye bitirdi sözünü. Nedense bir an üzerime rahatlama geldi.

Düğün eğlencesinin yapılacağı mekâna doğru yürürken “Nikâh da bugün mü kıyıldı” diye bir soru sordum. Erkan: “Yok abi o iş ağustos ayında Barcelona’da halloldu, sen hiç Kelebek/Günaydın okumuyor musun? Şimdi eğlence zamanı” diye beni aydınlattı.

Garaj İstanbul’un sokağına geldiğimizde kapının önünde titreşerek sigara içen kalabalıktan doğru yere geldiğimizi anladım. Mekâna girdiğimizde içeridekiler üzerlerine yerleşen ciddiyeti atmaya çalışıyorlar gibime geldi önce. Haksız sayılmazmışım, meğersem bir süre önce Kadir İnanır oradaymış. Türkiye sinemasının bu ağır abisi hayat arkadaşı Jülide Kural hanımefendi ile birlikte teşrif etmiş ve arkasında bir ağırlık bırakarak ben gelmeden kısa süre önce ayrılmış. Onların bulunduğu sırada da Hüseyin Karabey ve güzel oyuncu eşi Gizem Soysaldı’nın Barcelona’da kıyılan nikâhlarının filmi gösterilmiş ekrandan, kınalar yakılmış, halaylar çekilmiş.

Gizem Hanım oldukça şık strablez bir gelinlik giymişti. Hüseyin Bey ise siyah renkten oluşan spor takım elbisesinin ceketine iliştirdiği çiçek ile dikkat çekiyordu. Kendilerine ömür boyu mutluluklar dileyip sigara içmek için kapının önüne doğru yol alırken Altın Koza’nın yüzü gülen üç ismini hararetli bir sohbette gördüm. En iyi filmin yönetmeni Orhan Eskiköy, yönetmen ödüllü Pelin Esmer ve Yılmaz Güney Ödülü’nü kazanan ‘Şimdiki Zaman’ filminin yapımcısı Haşmet Topaloğlu’nun gündemi tabii ki sinemaydı. Pelin Hanım’ın gecenin en şık isimlerinden birisi olduğunun altını çizmeden geçmeyelim.

Kapının önüne çıkıp sigaramı yaktım. Bir köşeye çekilip etrafı izlemeye başladım. İbrahim Altınsay, Uğur Vardan ve Şenay Aydemir anlamadığım bir dilde konuşuyorlardı (futbol olduğunu tahmin ediyorum.) Bol ödüllü filmlerin yapımcısı Sevil Demirci ise meslektaşı Çiğdem Mater’e yeni projelerinden bahsediyordu. Duyabildiğim kadarıyla ‘Çoğunluk’ filmiyle büyük çıkış yapan Seren Yüce’nin yeni filminin hazırlıklarına başlanmış, önümüzdeki yaz “motor” denilmeye hazırlanılıyormuş. Biraz önce gördüğüm Seren Bey’in neden bu kadar düşünceli olduğunu da anlamış oldum böylece. İlk filmiyle dikkat çeken bir başka isim Mahmut Fazıl Coşkun da gecenin katılımcıları arasındaydı.

Biraz üşüyüp içeri girdim. İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan’ı gördüm uzaktan, elinde şarap kadehiyle dans eden kalabalığın arasına karışıyordu. Baktım yükselen müzikle birlikte birbirinden şık hanımlar, şık giyimli beyler müziğin ritmine kapılarak kendilerini dans pistine atıyorlar, ortalarında da Gizem Hanım ve Hüseyin Bey.

Usulca ayrıldım mekândan. Eve doğru yol alırken kendi kendime söyleniyordum: “Bugün yırttın Kemal ama kaçış yok. Kitap fuarının o çileli yolunu önünde sonunda tepeceksin.”