Cihat Burak'ın nesi eksik?

Soğuk iliklerime işliyordu. Dişlerimin arasından trafiğe söylenip uzun paltoma daha sıkı sarınarak Tophane istikametinde adımlarımı hızlandırdım. Cihangir'den İstanbul Modern'e taksiyle gitmek neredeyse gidememek...

Soğuk iliklerime işliyordu. Dişlerimin arasından trafiğe söylenip uzun paltoma daha sıkı sarınarak Tophane istikametinde adımlarımı hızlandırdım. Cihangir'den İstanbul Modern'e taksiyle gitmek neredeyse gidememek anlamına geldiği için çaresiz yürümeye karar vermiştim. Artık monoblok halde 'kımıldayan' araba yığının arasından hiç sağıma soluma bakma gereği duymadan karşıya geçtim. Neyse ki tam saatinde gelmiştim ve kentimizin sanat tapınağı eksiğini gidererek kendimizi gerçekten modern sanmamızı sağlayan İstanbul Modern'in önünde o yılgınlık verici 'x-rayaramatarama' kuyruğu oluşmamıştı. Gerçi bu kuyruklar gedikli gazetecilere işlemiyor. Geçenlerde Fazıl Say konseri için CRR'nin kapısında uzayan tek sıralık insan kalabalığının sonunda beklerken müziksever ve meşhur bir gazeteci çiftin kendilerine açılan yan kapıdan içeri süzülüverdiklerini gıptayla izledim. Tabii ki biz gazeteciler sıradan izleyiciler sayılmayız; zaten kırmızı mumlu davetiyeyle girdiğimize göre konser salonu dahil her yerde bir nevi business class, yani eski tabirle birinci mevki muamelesi görmemiz gerek...
İstanbul Modern'deki sürekli sergi yeniden düzenlenmiş. Ama bu kimsenin umurunda değildi, herkes Cihat Burak'ın eğlenceli alemine
odaklanmıştı. Serginin küratörü Levent Çalık-oğlu halinden memnun, yeni İtalyan takımlarının içinde neşeli neşeli dolanıyordu ortalıkta. Bu tür iddialı sergilerle birlikte gelen tartışmaları hatırlayınca, inşallah neşesi daim olur diye içimden geçirdim. Bir samimiyetimiz olmadığı için kendisine kurşun döktürmesini salık veremedim. Sergide en çok dikkatimi 'Kültür Bekçisi' adlı tablo çekti. Cihat Burak'la, AKM'nin rahmetli mimarı Hayati Tabanlıoğlu arasında ne geçmiş, bilmiyorum, öğrenemedim.
Kelimenin tam anlamıyla 'çok yönlü' bir sanatçı olan Burak hakkında neredeyse 'her şey'i kapsayan bu serginin en önemli eksiğini fark etmem çok sürmedi. Bizzat Ara Güler tarafından, gediklisi olduğu Cumhuriyet mayhanesinde çekilmiş fotoğraflarının altında Cihat Burak'ı anıyorduk ve ortalıkta rakı yoktu. (Bu parlak buluşu kalabalıkta kulak kabarttığım Evrim Altuğ'dan arakladığımı hemen itiraf ediyorum). İstanbul Modern, açılışta kibar kibar şarap içilmesi kuralından taviz vermemiş; bunu da kutlamak gerek, prensipler önemlidir.
Bir grup tiyatrocu arkadaşımı şimdiden ilkbahardaki Tiyatro Festivali'nin heyecanı sarmış vaziyette. Ancak daha öncesinde de tiyatro meraklılarını ilginç projeler bekliyor. Bunlardan biri de garajistanbul'da yılbaşından sonra prömiyer yapacak olan bir Kafka uyarlaması. Kerem Kurdoğlu, Kafka'nın 'Dava'sından yola çıkarak hazırladığı bir oyunu sahneye koyacakmış. Hem de müzikal olarak. Kurdoğlu oyunun neredeyse tamamlamış ama işin zor kısmı müzikmiş. Kurdoğlu da bu aralar kendiyle çalışacabilecek bir müzisyen arayışındaymış. Valla bu zorlu hedef konusunda şimdiden yorum yapmayayım, ama ceberrut devlet mevzuunda yazılmış bu en güzel romanlardan biriyle şu zamanda Almanlar ya da Çeklerden çok bizim ilgilenmemizden normal bir şey yok. Belki büyük başarı sağlar dünyayı turlarlar...
İstanbul Modern'den çıktığımda o arabalar hâlâ yerindeydi. Ortaköy'e doğru uzanan kısa ama imkânsız yola doğru baktım, hafif burnumu çektim ve bir taksinin kapısını açıp bindim. "Ortaköy, Feriye Lokantası" dedim taksici gülümsedi, "Benim de canım sıkılıyordu zaten abi, konuşa konuşa bekleriz."