Coetzee niye geldi?

Pazartesi akşamı metroya atlayıp Levent istikametine doğru yola çıktım. Metrocity'den alışveriş yapmak ya da Kanyon'da film seyretmek için değil, edebiyat ve sanat kokteylleri için.

Pazartesi akşamı metroya atlayıp Levent istikametine doğru yola çıktım. Metrocity'den alışveriş yapmak ya da Kanyon'da film seyretmek için değil, edebiyat ve sanat kokteylleri için.
Sanat ortamımıza vazgeçilmez katkılar sunan saygın markalar, bu kez ev sahipliğini de bizzat üstlenmeye niyetlenmişlerdi.
Tabii beyaz yakalılar bilir, bu Levent-Maslak hattında hayat dört teker üzerinde geçer. Bense sanki bir Parizyen ya da Berliner'mişim gibi metroya atladım. Uygun durakta inip, otobanları aşıp, uzun uzun yürüyüp sonunda kan ter içinde, mesai bitimi tuhaf bir tenhalığa bürünmüş İş Kuleleri'ne vardım. Adalet Ağaoğlu'nun İş Kültür Yayınları'ndan yeni çıkan kitabı 'Damla Damla Günler'in tanıtım kokteyli başlamıştı. Adalet hanım, dostları arasında pek keyifli, yeni çıkan kitabın sevinciyle biraz uçarı, konuşma yapan Doğan Hızlan'a küçük küçük takılarak her zamanki gibi nüktedandı. Yazar örgütü yöneticileri Enver Ercan, Tarık Günersel, Radikal Kitap yöneticisi Derviş Şentekin, Cumhuriyet Kitap yöneticisi Turhan Günay, Merkez Kitaplar yöneticisi İlknur Özdemir, Hürriyet Gösteri yöneticisi Hami Çağdaş oradaydılar. Bir ara İş Kültür Yayınları yöneticisi Serhat Baysal'ı bardakilere talimatlar verirken gördüm. Meğer sadece şarap ve rakı servis edilen bu kokteylde Doğan Hızlan'ın viskisi ihmal edilmiş. Neyse ki Serhat Baysal sorunu kısa sürede çözdü...
Tam o esnada, iki kilometre ötede Garanti Bankası'nın yeşil kulesinin roof'unda da Mehveş Evin, elinde bir bardak viskiyle meslekten ağabeyi Tuğrul Eryılmaz'a doğru ilerliyordu. Eryılmaz, gece boyunca sayısı artacak viskilerinden ilkini büyük bir kibarlıkla kabul ederken Caz Festivali'nin basın partisi (bunlar eskiden 'toplantı' olurdu...) başlamıştı. Tıpkı İş Kuleleri gibi cam ve çelik'in nikelajlı birlikteliğinden yaratılmış fazlasıyla ferah bir mekândaydık yine. Bu kez güvenlik eşliğinde çıktığımız yirmi küsuruncu katta, İstanbul'un tüm çatılarını ve uzaktan bir çizgi olarak Boğaz'ı görmenin büyük keyfini caz dinleyip bol bol dedikodu yapmanın neşesiyle harmanlıyordu gazeteciler. Benim görebildiğim kadarıyla bu neşeli topluluk, gazeteci âleminin 'party goer'larından oluşuyordu; yani Kanat Atkaya, Mehmet Tez, Sanlı Ergin, Mehveş Evin, Elçin Yahşi, Yavuz Baydar ve Erkan Aktuğ (kurunun yanında yaş da yanar!) Bu parti uzun sürdü, pek eğlenildi,taksilere binilip evlere dağılındı.
* * *
Daha Jose Saramago, memleketimizi yeni terk etmiş, Orhan Pamuk Cannes'a gitmişken, Türkiye Nobelli yazarsız kalmanın hüznünü yaşarken Zaman gazetesinde bir haber okudum; J.M. Coetzee gelecek diye. Nobelli Coetzee bir toplantı için 25 Mayıs'ta gelecekti ama hangi ne toplantısı olduğu meçhuldü. Nitekim yazarın Türkiye'deki yayıncısı ve ajansı da bu ziyaretten haberdar değildi; sonra da haberdar olamadılar. Birkaç gün sonra Zaman gazetesinde Ali Koçak'ın 'haber izlenim'inde ünlü yazarın fotoğrafını gördük ve anladık ki gelmiş gitmiş. Ali Koçak, ünlü yazarla bir dostları, avukat Abdurrahim Dede'nin villasında verilen akşam yemeğinde buluşmuş. Yemeğin üzerine dondurma ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen cevizler, kuru üzümler, bademler yenmiş; çay içilmiş. Kadın misafirlere birer ebru, erkeklere ipek böceği kozasından tablolar armağan edilmiş. Gönül dilinin açtığı kapılardan geçilip, göz yaşları dökülmüş. Ama ünlü yazarı kim davet etmiş, nereye gelip hangi toplantıya katılmış, hâlâ belirsiz. Hani kendim için bir şey istiyorsam namerdim; basınımızın Nobel avcısı gazetecileri pek kıskandı şöyle bir poz da Coetzee'yle veremediler diye...