Denizbörülcesi ve matbuat

Memleketin en gözde ikinci kitap fuarı, tek bir salonda huzurlu bir yer.

Her zamanki gibi Sevinç Pastanesi’nin hemen karşısındaki kapıdan girdim fuar alanına. Memleketin en gözde ikinci kitap fuarı, aslında tek bir salonda huzurlu bir yer. Rahat rahat standların arasında gezinip seve okşaya kitapları karıştırdım. Arada ‘kimin kuyruğu ne kadar?’ diye imza günlerine baktım. Ayşe Kulin’in, Nermin Bezmen’in, Tuna Kiremitçi’nin ve tabii ki Canan Tan’ın keyfi yerindeydi. Yayıncılar ise ziyaretçi sayısından memnundu ama satışların bir önceki yıla göre az olduğu kanaatindeydiler. Dolaştıkça ağırlaşan çantamın uyarısıyla kitap almayı bırakıp dışarı çıktım.

Karnımın acıktığını fark edince klasik bir seçenek olarak Deniz Restoran’a gittim. Beni kenarda bir masaya oturttular. Biraz ilerimde oturan gözlüklü adam Hilmi Özkök Paşa mıydı, bana mı öyle geldi bilemedim. Ama denize yakın büyük masalardan birinin Doğan Kitap, diğerinin Can Yayınları olduğunu hemen anladım. İlkinde Gülgün Çarkoğlu ve Deniz Başarır’ın ev sahipliğinde Nermin Bezmen ve Canan Tan başköşedeydiler. Zeynep Çağlıyor’un ev sahipliğinde ise Can Yayınları yazarları Oya Baydar, Yekta Kopan, Mehmet Anıl ve dostları belli ki yayıncılık dünyasının sorunlarını konuşuyordu. Denizbörülcesi, lağos ızgara, bir parça peynir ve salatadan oluşan yemeğimi tamamlayıp kalktım. Sahil boyunca tam da tahmin ettiğim gibi, fuar alanından daha çok yazar-yayıncı ve gazeteci gördüm. Meğer herkesin toplandığı yer ünlü çöpşişçi Topçu ile karşısındaki Servet’miş. Ben geç saatte TÜYAP’ın yöneticisi yazar Deniz Kavukçuoğlu liderliğinde bir grubun hâlâ oturduğunu uzaktan gördüm.

Fakat artık aldığım kitaplarla çantamı, yiyip içtiklerimle bünyemi doldurmuş, yani dört dörtlük bir İzmir Kitap Fuarı günü geçirmiştim; ‘artık yeter’ deyip otelimin yolunu tuttum.