'En iyi filmi' kim bildi?

Altın Portakal'ın hangi filme gideceğini bir Yeşilçam şöhreti bildi

Salı akşamı, Porto Bello Otel’de pineklemekten sıkılıp ‘Altın Portakal jürilerinin konakladığı Hillside Su Otel’e doğru bir uzanayım. Belki kulağıma bir şey çalınır’ dedim içimden. Festival yönetimi sağ olsun bu yıl da gazetecilerle film ekiplerini, jüriyi ayrı ayrı otellere koymuş, bizi haber kaynaklarımızdan ayırmıştı.
Hillside’a vardığımda ortalık sakindi. Lobide kısa bir tur atıp ‘Burada da hayat yok’ diye kapının önüne çıktım, baktım az ileride sigara içenler için ayrılan bölümde bir grup sinema yazarı toplanmış. Hemen arkalarındaki masaya ilişip içkimi söyledim ve ‘ortam dinlemesine’ başladım. Kadın sinema yazarları cep telefonundan baktıkları bir fotoğraf üstüne hararetli hararetli konuşuyordu. Biraz daha kulaklarımı uzatınca anladım, meğer bir dönemin vamp kadınları Ahu Tuğba ve Sevtap Parman’la fotoğraf çekmişler, ona bakıyorlar. Sonrasında tartışma “Bir yerlere eğlenmeye mi gitsek, nereye gitsek” etrafında dönüyordu. Tam umudumu kesmişken, içlerinden biri ana jürinin SİYAD’lı üyesi Melis Behlil’e festival filmleriyle ilgili görüşünü sordu. Belki ‘içeriden’ bilgi alırım umuduyla kulak kabarttım, “Havalar da erken soğudu bu yıl değil mi” cevabı gelince bu jüriden bir şey sızmayacağını anladım.
* * *
Biramı bitirip otele dönmeye hazırlanıyordum ki, grup birden hareketlendi, bir haber gelmiş “Sinema ekipleri Dedeman Otel’in yakınlarındaki bir mekânda eğleniyor” diye. Sinema yazarlarını götürecek araca çaktırmadan binip o mekânda aldım soluğu. Mekânın terası küçük bir Altın Portakal partisine dönmüştü. ‘Behzat Ç.’ ekibinden yönetmen Serdar Akar, senarist Emrah Serbes ve ‘Hayalet’i canlandıran İnanç Konukçu bir masanın etrafında toplanmış, filme bir gün önce gösterilen yoğun ilgiyi kutluyorlardı sanki… Bir süre sonra Serdar Akar, “Hanım bekler” deyip ayrıldı. Ben ‘Başka kimler var acaba’ diye ilerlerken Emrah Serbes etrafını saran 5-6 kişilik sinema yazarı grubuna bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Selen Uçer, Devin Özgür Çınar, Derya Alabora ve Derya Durmaz’ın yanından geçerek mekâna hâkim bir köşe buldum kendime ve yine yağmuru seyretmeye koyuldum.
* * *
Ertesi üç günü ödüllerin kime gideceğini araştırmakla geçirdim. Tabii amacım Uğur Vardan, Şenay Aydemir, Erman Ata Uncu ve Fatih Özgüven’li kadrosuyla Antalya’ya adeta çıkarma yapan Radikal sinema yazarlarını atlatıp müdürüme bu bilgiyi ilk veren insan olmaktı. Ama ne yalan söyleyeyim törene kadar tek bir bilgi sızmadı. Konuştuğum, kulak kabarttığım kimsenin de ödüller hakkında bir fikri yoktu. Bir kişi hariç. Evet, yalnızca bir kişi büyük ödülün hangi filme gideceğini tahmin etti. ‘Güzel Günler Göreceğiz’ filminin galasından sonra hemen arkamda oturan Yeşilçam’ın unutulmaz isimlerinden Süleyman Turan film ekibinin yanına giderek “Altın Portakal’ı siz alacaksınız” dedi. Ekip de “Sağ ol, Sülayman Abi” gibisinden bir şeyler söyleyip pek üstünde durmadı. Aldığım duyumlara göre bu görüşünü film ekibiyle birkaç kez daha paylaşmış. Vallahi tutturdu. Ne de olsa eski Yeşilçamcı. Filmin Nesrin Cavadzade ve Uğur Polat’la oyunculuk ödülü alabileceği konuşuluyordu ama kimse en iyi filmin ‘Güzel Günler Göreceğiz’e gideceğini öngörmemişti doğrusu. Ekip bile.
* * *
Dönüş uçağım sabahın erken saatinde olduğu için tören sonrası düzenlenen partide fazla kalmaya niyetim yoktu. Hızlı bir tur attım, Memet Ali Alabora, Begüm Kütük, Devin Özgür Çınar, Şevval Sam, Bergüzar Korel, Tuğçe Kazaz, Nesrin Cavadzade’yi gördüm. Haber kaynaklarımın verdiği bilgiye göre ‘Zenne’ ekibi şöyle bir uğrayıp çıkmış, ‘Nar’ ekibi ise hiç katılmamış partiye. Bir şey ima etmek istemem, belki onların da uçakları erken bir saatteydi.