Festivaldeyim

Hiçbir festivalde kendimi böyle yalnız hissetmemiştim. Neredeyse utanmasan Sevil'i de yanıma alıp gideceğim. Bizim Turgut Kaptan'a bir-iki kere gel filan dedim ama 'Korsan filmi yok mu?'

Hiçbir festivalde kendimi böyle yalnız hissetmemiştim. Neredeyse utanmasan Sevil'i de yanıma alıp gideceğim. Bizim Turgut Kaptan'a bir-iki kere gel filan dedim ama 'Korsan filmi yok mu?'
deyince ondan da umut olmadığını anladım. Bırak her filmde karşılaşa karşılaşa gizemli bir ruhdaşlık kurduğun, bir zaman sonra sevmeye başladığın ama asla tanışmadığın arkadaşlar edinmeyi, hani şöyle 'bak ben de bu filmdeyim' diyesi bir selam çakıp ayaküstü n'aber deyip bir-iki dedikodu almaya çalışacak tanıdıkları bile göremiyorum.
Nesil komple değişmiş, dedim ya geçen sefer, çember tamamlanmış bizim nesil bu işin dışında kalmış. Eh festival de gençler içindir zaten, yaşasın geleceğin sinemaseverleri.
Eskinin festival merkezleri bile kalmamış. Ne Han Cafe'de ne Crepen'de birilerini göremedim. Zaten filmler reklamlar sayesinde o kadar uzadı ki ancak biri bitip öbürü başlıyor, film delileri de öyle kafelerde filan takılamıyor. Bu yıl filmlerin başındaki reklamların süresi 20 dakika oldu. Bunun iyi bir yanı da var. Eskiden sosyalleşmekten ve bilmişlikten salona son dakikada giren izleyici kalabalığı nedeniyle bir türlü film başlayamaz, bir türlü yerleşilemezdi. Şimdi 20 dakikalık bir tampon var, o iş halloluyor. Kafelerde iş kalmamış, ben de festivalin resmi merkezi Yeni Melek'te masalara yaslanıp sigara tüttürerek oyalandım film aralarında. Basın odasındaki beleş kahveye rağmen 'Kahve pahalı' haberi yapan meslektaşlarımın hep halktan yana tavır almalarını takdir ettim bu arada. Akbank'ı da takdir ettim, fuayeye iki sıra sinema koltuğu koymuş. Malum en iyi film izleyicinin kendisidir; nitekim bu sene kafa dengi reklamcılar Akbank'ın tanıtım filmini izleyici davranışlarına odaklanarak hazırlanmış. Oturdum Akbank koltuklarına biraz uyukladım. (Festival yazılarında Akbank adını geçirme telaşı seziyorum bir süredir, ben de eksik kalmayayım diye bu satırları ekledim...)
Beni özgüveni tam bir izleyicinin bağırtısı uyandırdı. Abartmışım, yanındakiyle konuşuyormuş, hemen tanıdım, bir sinema eleştirmeni. Bu eleştirmenler bazen film eleştirisi yazmaktan hızlarını alamayıp her şeye büyük bir müşkülpesentlikle bakıyor ve gördüklerini de paylaşmaktan geri durmuyor. Arkadaş anlatıyor, efendim Yeni Melek'te koltuklar hem küçükmüş, hem arası darmış, yeterince eğim olmadığı için altyazı görünmüyormuş, o nedenle zaten kendisi hep balkonda film izliyormuş, basın odasında sadece iki tane F klavye varmış (onu da Olkan Özyurt'un şerrinden korkup koymuşlardır...), mış mış da mış mış. Ne gerek var canım böyle söylenmeye. Özenmişler bezenmişler festivale yeni bir sinema kazandırmışlar, kızdım tabii.
Neyse ilk hafta sonuçlarına göre festival şahane geçiyor. Filmler iyi, salonlar dolu. Son olarak bir-iki gözlemimi de aktarıp bu yazıyı bitireyim. Festivalde filmleri en çok ilgi çeken, festivalimizi de onurlandıran Koreli yönetmen Park Çan Vuuk oldu.
Festivalde en çok film izleyen sinemacılar Çağan Irmak, Reha Erdem, Muharrem Gülmez, Derviş Zaim, NBC (Nuri Bilge Ceylan diye okunur) oldu.
En çılgın gece Asia Argento'nun Babylon'da DJ'lik yaptığı geceydi. Herkes
gibi DJ'de öyle eğlendi, öyle zıpladı ki, Asia'nın güzel vücudu elbisesine sığamadı; isyan edip partiye katılmak istedi... Neyse herkes kendini müziğe ve bara kaptırmıştı, bunu kimse fark etmedi; bir fotoğrafçı hariç...