Frankfurt'un işçileri şerefine

Türkiye'nin Frankfurt kafilesi dün yurda döndü. Katalanlardan bayrağı devralıp 2008 konuk ülke etkinliklerine başlamış olduk.

Türkiye'nin Frankfurt kafilesi dün yurda döndü. Katalanlardan bayrağı devralıp 2008 konuk ülke etkinliklerine başlamış olduk. Yayın dünyamız için bir yıllık dedikodu, haset ve skandal potansiyeli barındıran bu uygulama, takdir edersiniz ki benim gibi yazarların doğal habitatı sayılır.
Bu nedenle hiç tereddütsüz havaalanına gidip Türk kafilesini karşıladım.Malum bu sene Kültür Bakanlığı 50 kadar yayıncıyı ve bir o kadar yazar, bürokrat ve gazeteciyi Frankfurt'ta ağırladı. Neyse ki buradan giden gayriresmi gazeteciler de vardı; onların yazılarını gazetemizde okudunuz. Diğerleriyle yaptığım ayaküstü konuşmalardan edindiğim malumat ise şöyle:
Frankfurt'a katılan Türk yayıncılar en çok bu yıl Frankfurt çapında uygulanmaya başlayan kapalı alanda sigara yasağından bir de Türkiye standında oturup da muhabbet edecek yer olmamasından mustdarip olmuş... Açık ofis gibi dip dibe sıralanan yayınevi masalarında, yabancı yayıncılarla pazarlık etme şansına erişenler, yanlarındaki rakiplerine karşı herhangi bir mahremiyet duygusuna kapılmadan işlerini halletmek zorunda kalmışlar. Bir tür soyunma odası, durumu hâkim olmuş yani.
Bu sene iyi niyetten yana hiç sıkıntı çekilmemiş. Devletli, sağcı, solcu hep beraber uzun uzun toplantılar yapıp, ortak stratejiler belirlemiş. 'Bütün renkleriyle Türkiye' sloganının Türk, Kürt, Çerkez, Ermeni, Yahudi, Rum kültürlerine de değinilerek açıklanması kararlaştırılmış. Ama her nasılsa basın toplantısında Kütüphaneler Genel Müdürü Ahmet Arı, 'Türk kültürünün evrensel yolculuğu'ndan söz etmekle yetinince işin rengi değişmiş ve yayıncılar adına ekip başı olmayı üstlenen Müge Gürsoy Sökmen, salonu terk etmiş. Müge hanımın yokluğu üzerine Ahmet Arı, 'sanıyorum bir panele katılacağı için ayrılmak zorunda kaldı' diye salona bir açıklama yapma gereği duymuş...
İlk gün Türkiye standının açılışı sırasında Bakan'ın etrafındaki kalabalığa hamle eden Sezer Duru, yılların yıpratamadığı mezzo soprano sesiyle 'burası Ruanda mı böyle, hiç kadın yok, hep adam dolu ortalık' diye söylenerek törene damgasını vurmuş.
İkinci gün yabancı basın için bir yemek düzenlenmiş. Şık bir restorandaki yemekte her şey iyiymiş ama Türk mutfağı kötü bir sınav vermiş. Tuğrul Eryılmaz dolmaları görünce, 'Alman aşçılara bugün Türk yemeği pişireceksiniz talimatı verilmiş' diye durumu özetlemiş...
Yol yorgunluğu içindeki yayıncılarımızdan alabildiğim 'hoş bir anı' ise 68 kuşağının yıkılmayan anıtlarından Fahri Aral'la ilgili. Fahri Aral (Bilgi Üniversitesi Yayınları), grevdeki Frankfurt metrosunun işçileri şerefine kadeh kaldırırken yanlarına üniformalı ve eli kumbaralı bir kadın yaklaşmış. Masadan birilerinin 'grevdeki işçiler yararına' demesi üzerine cebindeki bütün bozuk paraları kumbaraya atmış. Ama ne var ki kadın aslında kilise yararına para toplamaktaymış; paralar kilisenin merhametine giderken işçilerin hesabına yine sadece yoldaşlık duyguları kalmış.
***
Sinema camiasının en popüler biridir isimlerinden Atilla Dorsay. Türkiye'de sinema sevgisinin yaygınlaşmasındaki emeği yadsınamaz. Geçenlerde Ankara Bahçelievler'deki Büyülüfener Sineması'nın salonlarından birine izleyicilerin oylarıyla onun adı verildi. Fakat Dorsay'la ilgili canımı sıkan bir dedikodu dolaşıyor etrafta. Şöyle, Dorsay, Altın Portakal'ın da yarışma bölümüne seçilen 'Janjan' filminin basın gösteriminde 'Beni beklemeden neden filmi başlattınız' diye ufak çaplı bir olay çıkarmış, ondan sonra da dedikodular almış başını yürümüş. Yok efendim geçenlerde Altın Portakal'ın gizli ön seçiciler kurulunda yer aldığını açıklayan Dorsay, 'Janjan'a izlemeden mi oy vermişmiş. Ben inanmıyorum Dorsay'ın böyle bir şey yaptığına. 'Janjan'ı DVD'den izlemiştir ama beyazperdenin büyüsü başkadır ve Dorsay da bunu en iyi bilenlerden biridir.