Gizli jüriyi açıklıyorum!

Tabii ki kitap fuarına gittim. Hatta bir iki panel bile izledim. Aslında panellere sığındım demeliyim belki de.

Tabii ki kitap fuarına gittim. Hatta bir iki panel bile izledim. Aslında panellere sığındım demeliyim belki de. 'Hafta içi tenha olur, rahat rahat gezersin' diye bana akıl veren Sevil'e "İnşallah altı çocuk doğurursun" diye ilenmekten kendimi alamadım. Neyse, tabii çocuk kitapçıları hallerinden memnun, hafta içi okullardan otobüsler dolusu gelen her bin talebeden ikisi bir kitap alsa bile ciddi bir yekun tutuyor. Diğerleri de belki bir gün, büyüdüklerinde beni hatırlarlar kitap filan alırlar diye umut ediyor. Yani sonuçta çocukların kitap mabedini doldurmalarına itiraz edemeyeceğimize göre, hafta için fuara pek uğramamak ya da gidersek benim gibi söyleşi salonlarında vakit geçirmek gerek. Bu nedenle fuar yönetiminden hafta için panel ve söyleşi programında daha adil
davranmalarını ve bütün meşhurları hafta sonuna doldurmamalarını rica ediyorum, lütfen... Bir not da Sanat Fuarı için. Üniversitelerin öğrenci projelerini sergilemeleri pek iyi fikir. Sabancı Üniversitesi standına gittiğimde fena bir dejavu duygusuna kapıldım. O büyük portrelerden oluşan resimler silsilesi aslında pek göz alıcı ve enerjik, ama insanda geçen seneki serginin tekrar edildiği hissi uyandırıyor. Belki de öyledir, hâlâ emin değilim. Ama bana kalırsa mesela hocaların talebelerine her sene aynı ödevi vermekte, sonra da yapılan resimleri burada sergilemekte ısrarcı olması... Seneye hiç değilse 'el etüdü' yaptırsınlar da bir de talebelerin ellerini görelim...
* * *
Geçen kitap fuarı ve büroda biriken işlerimden arta kalan zamanda alanda çalışan köşe yazarınız olarak Beyoğlu ve Cihangir civarında sinemacıların takıldığı ne kadar kahve, bar varsa oralarda dolaştım, insanlar Altın Portakal'ın ardından neler konuşuyor diye. Çok sıkıldım doğrusu. Çünkü nereye gitsem hep aynı konu konuşuluyordu: Antalya'daki dayak skandal(lar)ı. Kadın sinemacıları çok kararlı gördüm. Kadına yönelik şiddet uyguladığı öne sürülen Engin Yiğitgil'i istifaya davet eden bildirilerini Engin bey istifa edene kadar her hafta tekrarlayacaklarını söylüyordu. Bu sıkıcı dayak muhabbetlerinin arasında Altın Portakal'ın adları sır gibi saklanan ön jürisinden birkaç isim öğrendim. Biliyorsunuz Atilla Dorsay, daha önce bu gizli jüride yer aldığını açıklamıştı. Dorsay'a ek olarak benim öğrendiğim isimlerse şöyle: Sinema yazarları Sevin Okyay, Ömür Gedik, Burak Göral, yönetmen Tevfik Başer ve yapımcı Necip Sarıcı. Sarıcı'nın aynı zamanda TÜRSAK Vakfı Yönetim Kurulu üyesi olduğunu belirteyim. Yanılmıyorsam Başer de daha önce yönetimde yer almıştı. Yani şimdi bu isimleri yazdım diye Türk sinemasında yer yerinden mi oynayacak. Ön jüri isimleri niye gizli tutulur anlamış değilim. Jüri kararları azıcık tartışılsa ne olur sanki.