Gözüme toz kaçtı

Kuru ot ve toz kokusu insan kalabalığıyla birleşince hep bu mevsimde gerçekleşen çocukluğumun panayırları geldi aklıma. Önce Ezine panayırı olurdu, sonra Ayvacık.

Kuru ot ve toz kokusu insan kalabalığıyla birleşince hep bu mevsimde gerçekleşen çocukluğumun panayırları geldi aklıma. Önce Ezine panayırı olurdu, sonra Ayvacık. Onca incik boncuk, tuhafiye içinde en çok büyük şişlere geçirilmiş kuzu çevirmelere ilgi duyardım. Babam bu tozun toprağın içinde sergilenen etlerden yedirmezdi bana, ama Marlboro'ya kasnak atmak serbestti. Samsun'dan fazlasına denk getirmem hiç mümkün olmadı, o da zaten babama giderdi. Ben birden böyle maziye savrulup duygusal bir ruh haline girmişken Rock'n Coke'a birlikte gittiğim bizim çocuklardan biri takıldı: Hayırdır Kemal Abi, ağlıyor musun? "Hayır" dedim, "Gözüme toz kaçtı da..."
Bu cevap yeterince inandırıcıydı çünkü güçlü rüzgâr sayesinde yerden kalkan kuru ot parçaları ve toz toprak sadece saçı olan arkadaşların kafasına, herkesin üstüne başına yerleşmekle kalmıyor sık sık gözlerimize de doluyordu. Nitekim bundan kurtulmanın tek yolu, boş alanlarda hayta hayta gezmek yerine sahne önündeki kalabalığa sokulup, kuzey rüzgârından sakınan imparator penguenleri gibi kaynaşmaktı.
Cumartesi gecesi, daha otoparktan itibaren bir görevli ordusu tarafından ince ayarı çekilen sıkı bir organizasyonla karşı karşıya olduğumuzu anlamıştık. Ne alış veriş için gerekli olan kartlarda sıra vardı, ne yiyecek içecekte. Bira sırası bile hiç yılgınlık verecek düzeyde değildi. İsteyene bol bol oturacak yer bile kalıyordu. Tenha mıydı, sanmam. Organizatörleri kesmiş midir bilmem ama bence içerisi epey kalabalıktı. Yeterince tanıdık görmememi bu kalabalığa bağlayabiliriz, ya da VIP çadırına girmeyi başaramama... Girebildiğim basın çadırında tatlı bir sarhoşluk vardı.Meğer bir ara küçük bir defile için alana gelen Rus mankenlere yer bulunamayınca, basın çadırını 'soyunma odası' yapmışlar. Gazeteciler klavyelerin üzerinde sutyen, çantaların dibinde topuklu ayakkabılar ve ortada salınan 'sakınmasız' manken kızlardan altüst olmuş vaziyetteydi.
Son olarak yetkililere buradan seslenip daha da iyi bir Rock'n Coke için talebimi iletiyorum. Seneye, tüm festival alanını çevreleyen rüzgâr panelleri kurulsun lütfen...
***
Kaç haftadır yazacağım araya laf giriyor, yer kalmıyor. Geçenlerde Cihangir'de gezinirken parkın yan merdivenlerinde alışılmadık biçimde yoğunlaşmış kedi nüfusu dikkatimi çekti. Oraya doğru ilerlediğimde fantastik bir filmin içine düşmüşçesine merdivenleri dolduran ekserisi yavru boyutlarda yüzlerce kedinin arasında kaldım. Havadan ağır olduğu için o civarda yoğunlaşıp kalan 'kedi kokusu'nu ciğerlerime çekerek basamakları tırmanırken bu olgunun kökenine inme fırsatı yakaladım. Efendim, merdivenlerin hemen ortasında, park duvarının içine gömülmüş, önünde kedilerin girip çıkabileceği bir açıklık olan özel bir yer yapılmış. Üzerinde de 'Beyoğlu Belediyesi Cihangir Kedi Besleme Noktası' yazıyor. Evet, durum gayet net, Cihangirli kediseverlerin tüm sokakları yemek artıkları ve kuru mamalarla kaplamasının önünü alamayan belediye, belki de memleketimizde eşi benzeri olmayan bir uygulamaya girip resmi 'kedi besleme noktası' kurmuş. Ahali tertipli biçimde şefkatini buraya aktarıyor, kediler de sokaklarda fır dönmekten kurtuluyor, melek yavrularını selametle emanet edebilecekleri bir noktaya kavuşuyor. İşte gerçek yerel yönetim anlayışı budur. Lokal olguları kabullenmek. Mesela ben Beyoğlu Belediyesi'nin Kasımpaşa Kedi Besleme Noktası, Karaköy Kedi Besleme Noktası, Tophane Kedi Besleme Noktası gibi başka bir uygulaması olduğunu duymadım, görmedim. Niye, çünkü orada ihtiyaç yok. Tebrikler...