Habemus papam!

Meğerse doğum tarihi insanın pin koduymuş. Yılmaz Erdoğan filminde oynatacağı oyuncuları seçerken faydalanıyormuş bu sistemden.

Kırmızılar içindeki kardinaller Yakup2 tabelasının altında belirdiğinde daracık sokağı kaplayan kalabalık, heyecanla dalgalandı. Bir saat önce, köşedeki Canım Ciğerim’in bacasından hafif kuyrukyağı kokulu beyaz duman bütün Asmalımescit’i kapladığında merak duygusu zirveye ulaşmıştı. Ahşap korkuluklara yaklaşan Ahmet Ümit, “Habemus papam! Bir papamız oldu” diye seslenip, gerilimi arttıracak usta bir es verdi. Sonra şöyle devam etti: “Edebiyat âleminin papası, kardinallerin oy birliği ve kendi arzusuyla seçilmiştir. İlham perisi Selim İleri’nin yardımcısı olsun” dedi. Memnuniyet dolu bir uğultu yükseldi; kimi elindeki Selim İleri romanlarını kaldırmış gözyaşları içinde şükranlarını sunuyor, kimileri bu an için hazır ettikleri rakı kadehlerini tokuşturup, neşeli kahkahalar atıyordu. O anda beyazlara bürünmüş kostümüyle Selim İleri kapıdan göründü ve bütün sokağı bir sessizlik kapladı. Gözlüğünün altından mendilini uzatıp yaşaran gözünü kuruladıktan sonra tatlı bir tebessümle kitlesine baktı, yavaşça kaldırıp dışarıya doğru savurduğu eliyle insanların üzerine görünmez harfler serperek onları kutsadı. O sırada kardinallerden Ayşe Sarısayın uzanıp yakasındaki simlerden dolayı Mahmutpaşa’dan alınmış bir sünnet pelerini olduğu belli olan kostümü şöyle bir düzeltti. “O büyük yazarların, yaratıcıların ruhları ve Sayru Usman’ın bilgeliği bu vazifede hep benimle olacak. Sizlerin desteğine layık olmaya çalışacağım” diye her zamanki gibi zarif ve hafif nostaljik ve kısa konuşmasını tamamlayıp içeriye döndü. Hemen arkasından, simli pelerinler, eski mantolar ve hatta bordo masa örtülerine sarınmış, ama hepsi de kırmızı giyinmeyi becermiş kardinalleri; Hüseyin Sarısayın, Derviş Şentekin, Burcu Aktaş, Çağlayan Çevik, Cem Erciyes, Enver Aysever, Sibel Oral, Sırma Köksal, Zeynep Miraç meyhanenin terasında yarım bıraktıkları masaya doğru gözden kayboldular. Yakup, ahşap kapıyı kapatırken her zamanki masasında oturan Okay Gönensin başını kaldırıp sordu ‘Bana bak, neler oluyor burada!”

Selim İleri gözlerini açtı ve bir süre sadece tavana baktı. Sonra komodinin üzerindeki bardaktan bir yudum su içip o geceyi düşündü: Enver Aysever’in Aykırı Sorular programında yeni romanı Melun’u anlatırken ha bire ‘Vatikan’dan canlı yayın’ diye konuşmalarının kesilip durmasını... Enver Aysever’le Türklerin bu papa merakını nasıl da yadırgadıklarını. Sonra başının üzerindeki ekrana hayret ve şaşkınlıkla bakarken yayına giriveren görüntüsünü... İçinden, “Hah, ben o an papa oldum zaten” diye geçirip gülümsedi. Gecenin Yakup’taki devamında muska böreklerini biraz fazla kaçırmış olabileceği ihtimalini kafasından uzaklaştırıp rüyayı hayra yordu. Sonra “Çatlasın da patlasın bütün yellozlar” dedi ve kendisini bile şaşırtan bir çeviklikle yataktan kalkıp doğru yazı masasının başına gitti.

* * *

Bu Selim İleri fantezisinden sonra bir gerçek hikâye anlatayım size: Bizim Erkan Aktuğ, ‘Kelebeğin Rüyası’ filminin Dubai galasından döndükten sonra “Pin kod da pin kod” diye tutturdu. Neymiş efendim, doğum tarihin senin pin kodunmuş ve kişiliğin filan hep orada saklıymış. Bizim Erkan’ı bu işe Belçim Bilgin ikna etmiş. Gala sonrası Burç Halife Kulesi’nin 123’üncü katındaki ‘after party’de, bütün gazetecilerle birlikte Erkan’ın da pin kodunu çözmüş ve teslim almış. Bu işin erbabı Douglas Forbesun’muş ve söylenene göre kendisinden epey yoğun bir kurs alıp çalışıp çabalayan Yılmaz Erdoğan, üstadın gözüne girmiş ve neredeyse halifesi olmuş. “Bu pin kod meselesini çözdükten sonra rahatladım” diyormuş Yılmaz Erdoğan. Filminde oynatacağı oyuncuları seçerken bile faydalanıyormuş bu yöntemden. Benim doğum doğum tarihim de 05.09.1962. Yılmaz Bey ve Belçim Hanım’a duyurulur...