Hangi partidensiniz?

Gazeteden arkadaşlarla Pangaltı'dan Şişli'ye doğru yürüyorum, üzerimde yaz sıcağının yorgunluğu. Birden bir kalabalık düdük sesleri ve sloganlarla dar kaldırımda...

Gazeteden arkadaşlarla Pangaltı'dan Şişli'ye doğru yürüyorum, üzerimde yaz sıcağının yorgunluğu. Birden bir kalabalık düdük sesleri ve sloganlarla dar kaldırımda bizi duvara sıkıştırarak geldi.
Ellerinde yuvarlak kartondan küçük pankartlar, 'Baskın olsun sesimiz' yazıyor.
Hani böyle içinden olmadığınız kalabalıklar önünüzden akar gider, siz de bakarsınız... Yok bu kalabalık hiç öyle değil, biraz festival açılışı simaları, biraz ücretsiz rock konseri kalabalığı. Önce küçük el sallamalar, mahcup selamlaşmalar, sonra kendimi 'Baskın Oran Meclis'e' diye bağırırken buldum, kalabalık beni içine alıvermiş...
Böylece oyumun rengi artık belli olduktan sonra, iç rahatlığıyla sinemaya gideyim dedim. 21.00 seansında Gazi Sineması. Sinema girişindekilerin bana hoşnutsuz gözlerle bakmalarından zaten kıllanmıştım. Meğer merdivenleri inip pasajın karanlığına dalıp Gazi Sineması'nın beş salonunda herhangi bir film izlemek üzere o saatte oraya giden tek kişi benmişim. Tabii bilet satmadılar, film göstermediler, zaten bugün erken kapatacağız diye içten içe sevinen sinema emekçilerine fazla itiraz etmeden eve gidip Deniz Baykal'ı seyretmeye başladım... Ne var ki bu Gazi Sineması'nda salonda hiç beş kişiden fazla olamadığım ve üçüncü kez tek başıma olduğum için filmi izleyemediğimden dolayı 'Filminizi Gazi'de izleyin' kampanyası başlatmaya karar verdim...
Bu seçimlerde Baskın Oran faktörü bir neşe hali kattı. Sanki yılbaşı gecesi gibi parti organizasyonları yapılıyor. Herkes meşrebine göre, kimi çılgın parti vaad ediyor kimi büyük ekranda maç keyfi. Sanırım en görkemlisi Ekşigiller'in evinde olacak. Leyla Umar'ın oğlu ve gelini olan Hülya-Adnan Ekşigil, Cihangir'deki dört katlı evlerinde büyük bir parti veriyorlar. Daha doğrusu siz bu satırları okuduğunuzda parti olmuş bitmiş olacak. Tıpkı G7'den Lale Tayla'nın evindeki parti gibi... Artık olan biteni haftaya yazarım. Baskın Oran taraftarlarının Tophane'deki Tütün Deposu'nda vereceği 'Kazansak da Kaybetsek de' partisinden de umutluyum, tabii içki yasağı nedeniyle biraz sıkıcı olma riski var, hele 'kaybetsek' de durumunda. Mesela ressam Ruken Aslan, Caddebostan'daki atölyesini seçim afişleri ve parti başyraklarıyla süslemiş, Bilgi Üniversitesi'nin genç akademisyenlerinden bir grubun, gazeteci Begüm-İlke Soydemir çiftinin
oraya gitmesi bekleniyordu. Ya da Koç Üniversitesi'nden Murat Yüksel ve eşi İlke Şanlıer'in Kadıköy'de verdikleri parti de Koç ve Boğaziçi'nin genç akademisyenlerini bir araya getirmesi muhtemel bir partiydi...
Uğur Vardan, Kürşat Oğuz ve Mehmet Tez evde (önceden alınmış) biraları içip çekirdek çıtlayarak televizyon başında olmaya niyetliydiler. Benim niyetimse hepsine uğramak. Haletiruhiyeleri biraz tehirli de olsa aktaracağım.
Ünlü siyaset bilimciler, gazeteciler, köşe yazarları ise bütün geceyi kanal kanal gezerek geçirdi. Kanallar seçimleri yorumcu ordularıyla izleme yarışına girince partilere çağıracak 'bir bilen' kalmadı. Belki de bu demokratik bir çözümdür, her evde bir uzman olması yani...