İnci Aral'ın 30 yılı

Sinema festivallerinin 'if clouse'u yine herkesin gözdesi. Tabii gitmemek olmazdı, açılış yine kalabalıktı, sonraki parti eğlenceli. Medya ve sanat dünyasının 'en modern' olmak konusunda iddialı tüm isimleri oralardaydı.

Sinema festivallerinin 'if clouse'u yine herkesin gözdesi. Tabii gitmemek olmazdı, açılış yine kalabalıktı, sonraki parti eğlenceli. Medya ve sanat dünyasının 'en modern' olmak konusunda iddialı tüm isimleri oralardaydı. Ben dahil. Sonra bir-iki film izlemeye gittim, filmler yine 'çok ilginç'ti. Açılış kadrosundan simalar, çeşitli seanslara serpiştirilmiş halde görülüyorlardı. Aslında Beyoğlu AFM'nin ekseriyetle kızlı-erkekli ve de idrak sorunlu 'delikanlılar'dan (buradaki delikanlı 'teenage' manasında kullanılmıştır) oluşan müdavim kitlesiyle İf izleyicisi arasında tatlı bir tezat oluşuyor. İf'in koyduğu masaların etrafında toplanan 'entelejansiya mensupları ve adayları' mısır alırken, tuvalete giderken filan ister istemez diğer kitleyle temas ediyor. Entelejansiyanın mecbur kalmadıkça pek sokulmadığı bu sinema kompleksinde yaşadığı hoş şaşkınlık, ailesiyle film izlemeye gelen bir 'Bilgili bölüm başkanı'nın kişiliğinde somutlaşmış gibiydi.
Ben de İf'ten bir şeyler yazmamak olmaz diye harcadığım çabadan bu kadarını çıkarabildim. Siz de bu paragraftan orada her şeyin kusursuz işlediği sonucunu çıkarabilirsiniz tabii...
Film girişi, çıkışı filan derken bir süredir uğramadığım Kaktüs'e de takıldım. Eh Cihangir kafeleri ondan epey şey götürdü tabii ama hâlâ müdavimleri var. En azından İstiklal'in çılgın kalabalığından bir anlık kaçış vaat ediyor.
Hâlâ bir emanet bırakma merkezi olmayı da sürdürüyor. Baktım Merkez Kitaplar'ın basın sorumlusu Gülseren Tumba koltuğunun altında okuma kopyaları mekâna dalıp gazeteci ve eleştirmenlere dağıtmaya başladı. (Tamam biraz abarttım alıcıların sayısı sadece ikiydi...)
Meğer İnci Aral'ın yeni romanı 'Safran Sarı' 1 Mart'ta Merkez Kitaplar'dan çıkıyormuş. Malum İnci hanım, yıllardır Epsilon'la çalışıyordu. Merkez'in yöneticisi İlknur Özdemir önemli bir transfer gerçekleştirmiş. Bu yıl İnci hanımın yazarlığının 30. yılıymış. O nedenle kendisini ve romanını epey duyacağız sanırım. Hatta bir televizyon reklamı bile hazırlanmış, atv'de gösterilecekmiş. Bu, yayıncılar için kötü haber; şimdi 'TV reklamı' diye tutturan yazarlarınız da olacak, Allah kolaylık versin.
Vaktiyle zikir ayini provalarını polis bastı diye yazarak aramda tuhaf bir bağ oluşturduğum 'Takva' filminin başarılarını anlaşılmaz bir duygusallıkla izliyorum. Berlin'de Fatih Akın'la birlikte kanka pozları uluslararası ajanslardan geçince çok müsterih oldum. Ben zaten aralarının ne kadar iyi olduğunu biliyordum, dünya da öğrenmiş oldu. Ama esas şahanesi festivalde Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birliği FIBRESCI'nin ödülünü almaları. Gerçi burada akıl karıştırıcı bir şey var. Bizim Sinema Yazarları Derneği SİYAD'ın ödüllerinde 'Takva' beklentilerin aksine 'erkek oyuncu' ödülüyle yetinmek zorunda kalmıştı. Ya bizim eleştirmenler filmden anlamıyor, ya ecnebi meslektaşları tekke zaviye, namaz niyaz görüntülerinden pek etkilendi. Eleştiri sübjektif bir durumdur deyip işin içinden çıkalım. Ama işin içinden çıkamayacaklar da var. Sinema eleştirmeni istihdam etmeyen, hatta bunu bir tavra dönüştürerek eleştirmenlerin korkulu rüyası olan Vatan gazetesi 'Takva'nın ödülünü 'bağımsız jüri' ödülü diye yazmış. İki ihtimal var, ya Vatan'da eleştirmen kalmadığı için FIBRESCI'nin ne anlama geldiğini bilmiyorlar ya da tutarlı bir gazete olarak 'sinema eleştirmeni' adını anmamaya karar vermişler. Nitekim burada görünür bir hata yok, FIBRESCI jürisi hakikaten bağımsız. Dedim ya durum biraz karışık...