Keşke Türkiye Sinop gibi olsa

Uğur Yücel, Gezici Festival'in hamisi Tuncel Kurtiz'in tantını sallıyor, benden söylemesi.

Başlığı Uğur Yücel’den aldım. Anlatayım. Sıkı takipçilerim bilir, en sevdiğim festival Gezici Festival’dir. Bir kere Ahmet Boyacıoğlu ve Başak Emre’nin kişiliğinden kaynaklı çok samimi bir ortamı vardır. Güzel filmler gösterirler, gittikleri her yerde insanlarla güzel ilişkiler kurarlar ve derin izler bırakırlar. Kars ve Artvin’den sonra bu yılki durak Sinop’tu. Haliyle yolunu bulup Sinop’ta aldım soluğu. Karadeniz’in Karadeniz’e benzemeyen bu ‘yavaş’ şehrini severim.
Festivalin bu seneki yıldızı Uğur Yücel’di. Öyle ki, usta oyuncu Valilik ve Belediye ziyareti ve açılış faslından sonra cumartesi günü İstanbul’a dönecekti. Ama Sinop’lu dostları onu havaalanı yolunda ikna edip geri getirdiler. Zira akşam Sinop’un medar-ı iftiharı Utku’nun (Popstar Alaturka birincisiymiş kendisi) assolist olarak sahneye çıktığı gala yemeği vardı. Gecenin sonuna doğru Uğur Yücel, sayneye çıkıp mikrofonu Popstar’ın elinden kaptı ve “Sinop’u çok sevdim. İnsanlarını, şehri... Sinop kafası bana çok iyi geldi. Keşke Türkiye de Sinop gibi olsa” dedi, alkış kıyamet koptu. (Burada parantez açıp festivalin hamisi, ‘bilge’ oyuncu Tuncel Kurtiz’e sesleneyim: Yokluğunuzda Uğur Yücel tahtınızı sallıyor. Seneye ihmal etmeyin Gezici’yi!)
* * *
Konuklar Gezici Festival’de ne yapar? Film seyreder, yer-içer, gezer. Bu sene film seyretme işi pek olmadı. Ama yanlış anlaşılmasın karşılıklı anlayış çerçevesinde... Zira Sinop’un bir süredir kapalı olan tek sineması Deniz, 100 kişilik küçük bir sinema salonu. Tüm gösterimlerin biletleri günler öncesinden tükenince festivalin az sayıdaki konuğu hiç zoruk çıkarmadı. ‘Sinop’luların hakkını gasp etmeyelim. Biz nasılsa daha sonra bir şekilde izleriz bu filmleri’ diyerek salonu Sinop’lulara bırakıp yemesine-içmesine, gezmesine baktı. Beyaz Ev’de şahane kahvaltılar yapıldı, Hamsilos Milli Parkı içindeki Akliman koyunda şahane ızgara hamsiler yendi, Sinop’luların şiddetle karşı çıktığı nükleer santralin yapılması düşünülen araziden geçilerek Türkiye’nin en kuzeyi İnceburun’a gidildi, tekne model atölyeleri ziyaret edildi, Yalı Kahvesi’nde fallar bakıldı (duyduğuma göre sinema yazarı Tül Akbal Süalp iyi fal bakıyormuş)...
* * *
Sinop Belediye Başkanı Baki Ergül, kendisini ziyarete giden konuklara “Burada mesela üç kadın bir restorana gidip bir büyük rakı söylese, erkekler onları rahatsız etmemek için alçak sesle konuşur, yan gözle bakmaz” demiş. Kadın kadına rakı içenler görmedim ama Sinop’ta bulunduğum iki gün içinde edindiğim izlenim, Başkan doğru söylüyor.
Pek tarzım değil ama ‘ciddi’ bir yazar gibi bitireyim. Ne de olsa onlar gönül indirip Anadolu festivallerine gitmediği için bu görevi de ben üstleneyim. ‘Kuzeyin saklı hazinesi’ denilen Sinop, şu sıralar bir dönüşüm halinde. Bir taraftan yapılması planlanan nükleer ve termik santrallere karşı çıkıyorlar, bir taraftan da Sinop Kültür ve Turizm Derneği gibi kurumlar aracılığıyla Sinop’un turizm potansiyelini geliştirmeye çalışıyorlar. Sinop Binali’ne ev sahipliği yapan tarihi Sinop Cezaevi restore edilip yaşayan bir kültür merkezi haline getirilirse, tarihi surların restorasyonu için Avrupa Birliği’nden alınan 9 milyon euroluk hipe doğru kullanılırsa Sinop birkaç yıl içinde ‘kuzeyin görünür hazinesi’ haline gelebilir.

MEDYA NOTU: Emek Sineması’yla ilgili Türk basınındaki en yürekli çıkış Atilla Dorsay’dan geldi. Emek’in yıkılmasını öngören projeyle ilgili yürütmeyi durdurma kararının kaldırılması üzerine Dorsay, Sabah’daki köşesinde “Emek’e kazma vurulduğu gün gazeteciliği bırakıyorum” diye ilan etti. Aynı yazıda, Başbakan’a bir mektup yazdığını ve ‘kentsel dönüşüm’ adı altında Beyoğlu’nda yapılan uygulamalarla ilgili rahatsızlığını dile getirdiğini açıkladı. İşte geçmişine sahip çıkma ve gerçek kent duyarlılığı diye buna derim ben. Onun kadar etkili bir yazar olsam ben de aynısını yapardım.