Kırmızı pantolonu giydim ortama girdim

Fiat'ın sofrası zengin, yıldızı bol davetine katılamadım tabii. Neyse ki birikmiş millerim vardı.

San Marco Meydanı’nda güvercinlerin üzerime pislemesi endişesiyle hızlı hızlı ilerlerken, bir karnaval maskı alıp Türkiye pavyonunun açılışına öyle gitmeye karar vermiştim. Sonra vazgeçtim. Öyle masklar pelerinler içinde bir nevi illüminati ayinine gider gibi çağdaş sanat ortamlarına dalmak, ancak Stanley Kubrick filmlerinde olur, diye düşündüm. Hem o halde dikkat çekebilirdim. Otele dönüp kırmızı sanatçı pantolonumu giydim, üstüne bir gömlek ve lacivert ceket çektim ve kendimi dışarı attım. Sokaktaki binlerce kişiden biri olmuştum bile.
Venedik Bienali’ne yüzlerce Türk gidiyordu ve ben eksik kalamazdım. Nihayetinde Zeynep Oral, Elçin Yahşi, İhsan Yılmaz, Musa İğrek, Aslı Öymen, Cem Erciyes, Mehveş Evin gibi VIP sanat gazetecilerinden biri olmadığım için Fiat’ın sofrası zengin, yıldızı bol davetine katılamadım tabii. Neyse ki birikmiş millerim vardı, atladım gittim bir ucuz otelin gardrop büyüklüğünde odasına sığıştım. 

Türklerin etkinlikleri perşembe günü İKSV’nin davetiyle başladı. Oya ve Bülent Eczacıbaşı gecenin ev sahipleriydi. İKSV ekibi Ömür Bozkurt, Ayşe Bulutgil, İstanbul Modern’den Handan Şenköken, altı yıl önce Türkiye Pavyonu’nda yer alan sanatçı Hüseyin Çağlayan davete katılan pek çok isim arasındaydı.
Cuma günü öğlen saatlerinde yapılan ‘Türkiye Pavyonu’ açılışında da benzer isimler biraya geldi. Cumartesi günü Regina Oteli’nde Büyük Kanal’a nazır verilen davet ise yabancı konuklarının çokluğuyla dikkat çekti. Rampa Galeri’nin sanatçısı Ayşe Erkmen için verdiği davette herkesi kapıda karşılayan Üstüngel İnanç oldu. Ömer Karacan, Can Elgiz gibi büyük koleksiyoncu ve işadamları, tabii ki Fiat’ın gazetecileri, Yeşim Akdeniz Graf, Leyla Gediz gibi genç sanatçılar, İstanbul Bienali’nden Bige Örer, Arter’den Çelenk Bafra gibi küratörler, Zeynep Fadıllıoğlu gibi tasarımcılar Regina Otel’in terasında proseco’larını içerek sohbet ettiler... 

Sergi alanında ya da Venedik sokaklarında tabii ki pek çok tanıdıkla karşılaştım. Şimdi aklımda kaldığı kadarıyla onları size aktarmak istiyorum. Rampa’nın resepsiyonunda ödüllü sinemacı Aslı Özge de vardı, kayınvalidesi Ayşe Erkmen’i hiç yalnız bırakmadı... İstanbul Modern’in şef küratörü Levent Çalıkoğlu’nu eşi Bilin’le birlikte Palazzo Grassi’nin önünde sıra beklerken, Leonardo DiCaprio’yu sevgiliyle el ele Arsenale’de kanal boyu yürürken, Haldun Dostoğlu’nu bienale girerken, Faruk Malhan’ı bienalin girişinde “Bileti olan var mı?” diye sorarken, Dirimart ekibi Hazer Özil, Ebru Ceylan, Ebru Uygun ve Ekrem Yalçındağ’ı iyi bir lokantada boş masa ararken, sanatçı Melih Görgün’ü bienalde espresso molası vermişken, Melih Fereli ve Emre Baykal’ı fon peşinde koştururken, Ali Akay ve Seza Paker’i İngiliz Pavyonu’nun önündeki kuyruğa kaynak yaparken, Alin Taşcıyan’ı Murano camları seçerken gördüm. 

Pazar günü akşam uçağında kırmızı pantolonumu çıkartmıştım ve artık herkes beni tanıyabilirdi. Nitekim korktuğum başıma geldi. Uçak tamamen bienalden dönen yorgun Türklerle doluydu ve kapıdaki hostes hanım beni “Hoşgeldiniz Kemal Bey, biz de sizi bekliyorduk” diye karşıladı. Sonra da yemek servisi yapaken bana iki parça ekmek birden verdi...

.