Latife'nin yazarı Ülkü'nün evinde

'Latife Hanım'ın yazarı, Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe ve eşinin oturduğu evi aldı!

"Yok daha neler artık! Ben gitmem olur biter," diye kestirip attım. Hayatta olmazmış, senenin en merak edilen ve en çılgın partisine Kemal Yılmaz gitmezse 'Oradaydım' diye köşe yazmanın manası kalmazmış. Gazetenin bu magazin arsızı editörlerinin baskısı karşısında iki gün kadar depresyonda gezdim. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın yaratıcılıkta sınır tanımayan ekibi iki yıldır yeni yıl vesilesiyle 'maskeli balo' düzenlemek gibi bir âdet edindi. Tamam Neron kostümünde Görgün Taner, Makas Eller halinde Ayşe Bulutgil ya da reklam arasında Zoro olan Banu Güven'i görmek eğlenceliydi. Ama o ortama gündelik kıyafetlerle katılmak hiç de cool filan olmuyor; insanda eğlenmesini bilmeyen sıkıcı adam ezikliği oluşuyor. Hani düğünde tek göbek atmayan kişi olmak gibi bir durum.
Bu sene İKSV ekibi yaratıcılığın çıtasını daha da yukarı taşıyıp tema da belirlemiş, 'Çiftini Bul, Gel' diye. Parti Salı gecesi, yani yarın. Muppet Şov'un iki geveze ihtiyarının resmi olan davetiyeye not düşmüşler: 'Yaratıcılığını göster...'. Bir de akıl veriliyor, Bonnie ve Clyde, Romeo ve Juliette ya da kahve ve sigara olabilirmişiz... Aman ne ilginç. İnsanda kaçınılmaz olarak 'ya ben yaratıcı değilsem, ya çiftimi bulamazsam' endişesi oluşuyor, bir entelektüel için ne kadar ezici bir durum. Bu gerginlikle ortalarda gezerken fark ettim ki, 'entelektüelin İKSV Partisi'ne kostüm hazırlama endişesi' epey yaygınlık kazanmış. Herkeste bir çabalama hali, mail'lerde 'ne olucaz?' trafiği. Sonunda derdimi sekreterim Sevil'e açtım. Önce çok eğlendi; geçen sene yeğeninin müsamere kostümünü o dikmiş. "Kanatları hâlâ duruyor, melek olur musunuz?" diye sordu, densiz. Kendisine bunun 'çiftli' bir parti olduğunu, tombul melek olmaktansa toparlak soğan olmayı tercih edeceğimi, dikiş yeteneklerini 'soğan-sarmısak' olarak birlikte partiye katılmamız için şimdiden seferber etmesi gerektiğini, talimat veren bir tonda ifade ettim... Umarım bütün bayram tatili boyunca yüzündeki endişe geçmemiştir. Şimdilik kimin ne kostüm hazırladığı konusundaki bilgilerimi kendime saklıyorum, ama işin boyutlarını anlayabilmeniz için küçük bir örnek vermekle yetineceğim. İşittiğime göre Şakir Eczacıbaşı ve eşi partiye
'Hain Kurt ve Kırmızı Başlıklı Kız' olarak katılacaklarmış. Gerisini siz düşünün...
Bu haftaki yazımı, başarıya ve kadere dair ilginç bir havadisle sonlandırmak istiyorum. 'Latife Hanım' biyografisiyle 2006'nın en iyi kitaplarından ve yazarlık başarılarından birine imza atan İpek Çalışlar, ilginç Türk kadınlarını anlatmayı sürdürecekmiş. Şimdi de harıl harıl Halide Edip Adıvar'ın biyografisi üzerinde çalışıyormuş. Hatta kitabın yarısını halletmiş bile. Ama son günlerde kitapla fazla ilgilenemiyormuş, çünkü Büyükada'da aldığı yeni evinin dekorasyonu epey zamanını alıyormuş.
Yılların gazetecisi İpek Çalışlar, on binlerce satan Latife Hanım'dan eline geçen parayı bir ev alarak değerlendirmiş. Eh, Türk yayıncılığında arada sırada oluyor böyle iyi şeyler. Güle güle otursun. İpek-Oral Çalışlar çiftinin taşınacağı Büyükada'daki bu mütevazı evin bir önceki sakinleri kimmiş dersiniz? Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe ve eşi. Ülkü Adatepe'nin çıktığı eve şimdi 'Latife Hanım'ın yazarı İpek Çalışlar taşınacak. Tamamen tesadüf belki ama, ben kader diye buna derim.