Sinema yazarlarına taş çıkartan sunucu

Sinema dergisinin 'En İyi 100 Türk Filmi' listesindeki bütün filmleri izleyen kim?

Aslında ben pek ilgi göstermem ama çoğu kişi ‘en iyiler’ listelerine pek bir kıymet verir. ‘Gelmiş geçmiş en iyi on roman’, ‘on şiir’, ‘on topçu’, ‘on şarkı’ vb. Sinema dergisi de okurlarıyla birlikte böyle bir olaya girmiş ve 5 bin kişiye sorarak ‘En İyi Yüz Türk 100 Filmi’ni seçmiş. Bu filmlerin ilk onunu açıklayacağı geceye, eksik olmasınlar beni de davet etmişler. Kuruçeşme Divan’da gerçekleştirilen etkinlik ‘eski’ ve ‘yeni’ sinema yıldızlarının buluşması gibiydi adeta.
Kimler yoktu ki, Eşref Kolçak, Halit Akçatepe, Selda Alkor, Yavuz Turgul ilk gördüklerim oldu. Cüneyt Arkın’ı bir köşede otururken görünce gözlerim dolmadı değil. Koskoca ‘Malkoçoğlu’nu bu kadar yaşlanmış görmek tuhaf bir duygu yarattı bende. Geceye damgasını vuran isim, hiç kuşku yok ki Yavuz Turgul’du. İki filmi (Eşkıya ve Muhsin Bey) ve bir senaryosu (Züğürt Ağa) ile ilk onda yer alan Turgul’un geceye katılması da büyük bir sürprizdi. Bilen bilir, kendisi bu tür kalabalık ortamlara girmeyi pek sevmez. İki kez sahneye çıktı. Birincisinde “Teşekkür ederim” dedi sadece. İkincisinde biraz konuştu ama ben o sırada arka tarafta olduğum için pek net duyamadım söylediklerini. ‘Genç oyuncular’ da tabii ki yerlerini almıştı. Ahu Türkpençe, Şenay Gürler, Tuba Ünsal, Yeşim Ceren Bozoğlu, Nesrin Cavadzade, Selen Uçer ve Kenan İmirzalıoğlu hızlı bir turla görebildiklerim oldu. Ama gecenin asıl yıldızı ise sunucu İzzet Öz’dü. Programın ilk başında listeye giren ilk yüz film hızlı bir şekilde sahneye konulan ekranlardan gösterildi. İzzet Öz’ün “Listedeki filmlere bakıyorum da, bu yüz filmin hepsini izlemişim” demesi üzerine sinema yazarları aralarında hararetli bir tartışmaya durdular. Hemen hepsinin listede izlemediği en az birkaç film olduğu ortaya çıktı. Öz’ün bu performansına hayran kalmadım değil.
Mekânın müsait olmamasından mı, son günlerde yaşanan acılı hadiselerden midir bilinmez tören sonrası ‘after parti’ye ilgi pek olmadı. Ben çıkarken, mekânın önünde sigara içilip ‘ilk on’a giren filmler tartışılıyordu hâlâ...
* * *
Malum, bizim sanat dünyamız başta sinema olmak üzere önemli sanat dallarına yıllarını ve emeğini vermiş insanların yaş ilerleyince yaşadıkları ‘maddi’ sıkıntıları anlatan haberlere alışıktır. Ama bu kez haber çok genç bir isimden geldi. Yıllarca sinemanın çeşitli alanlarında çalışmış, yönetmenliğini yaptığı ‘Sen ne Dilersen’ filmiyle Altın Portakal’da yarışmış Cem Başeskioğlu hastanede ve hiçbir sosyal güvencesi olmadığı için de zor durumda. Öğrencilerinin destek verdiği sinemacıya eski çalışma arkadaşlarının da yardımcı olmakta zorlanmayacağını düşünüyorum. Bunun için filminde rol alan bazı isimleri anmak bile yeterli: Yıldız Kenter, Işık Yenersu, Işın Karaca, Fikret Kuşkan, Okan Yalabık, Aytaç Arman, Ahmet Mümtaz Taylan... Umarım Cem Başeskioğlu hem aradığı desteği en kısa zamanda bulur hem de en kısa sürede sağlığına kavuşur....
* * *
Cihangir Caddesi’nde küçük bir mekân var. Adı 37B. Böyle meyhaneyle ev yemekçisi kıvamında. Geçenlerde bizim Radikal’in gençleri bir doğum günü partisi için gitmişler. Sağ olsunlar Kemal Abi’lerini de unutmayıp çağırdılar. Gittim, yemeğimi de dayağımı da yedim geldim. O nedenle gidecek olanları uyarayım istedim. Dayak dediysem, tabii metaforik anlamda. Ama mekânın sahibi Arman Bey’in sağı solu belli olmuyor, biz soluna denk gelmiş olmalıyız ki, mekândan resmen kovulduk. Tek suçumuz, fazla yayılmak, yeterince yemek yememek filan. O küçük ve sevimli mekânı ağzına kadar doldurduk, bol bol içtik ama yaranamadık. Bir ara Arman Bey, bir arkadaşın kafasına bıçak düşürdü. Sonra da “Sen de o kadar yayılmasaydın” diye üstüne bir de fırça attı mesela. En son da “Gidin, bir daha da gelmeyin” diye arkamızdan söylenmesin mi? Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece sevgili okurlarımı uyarmak isterim. Küçük ve sevimli deyip içeri dalmadan önce bir düşünün, Arman Bey sağından mı kalkmış, solundan mı diye...