Tiyatrocular yine sokağa dökülecek

Sonbaharın gelmesiyle birlikte şurup gibi bir güzellik kapladı ortalığı. Üstüne bir de ramazan tenhalığı, insanın gidip Ortaköy meyhanelerine bile oturması mümkün... Böyle güzel bir günde çıkıp Haliç'e indim.

Sonbaharın gelmesiyle birlikte şurup gibi bir güzellik kapladı ortalığı. Üstüne bir de ramazan tenhalığı, insanın gidip Ortaköy meyhanelerine bile oturması mümkün... Böyle güzel bir günde çıkıp Haliç'e indim. Santralistanbul'daki sergiyi gezeyim diye. Müze binasına doğru meraklı adımlarla ilerlerken, hemen avludaki restoranın önünde oturmuş martinisini yudumlayan Adalet'i gördüm. Bina ona Guantanamo Hapishanesi'ni çağrıştırdığı için girememiş, sergiyi görmektense Otto'da oturup iki kadeh
atmaya karar vermiş. Eminim Otto'yla ilgili iyi anıları vardır, ama Guantanamo nereden aklına gelmiş, bilemedim?
Neyse ben de oturup bir pizza söyledim, fena değildi doğrusu. Müze lokantalarını kentin meşhur işletmelerine emanet etmek iyi fikir tabii. Bunun da takınılan tarza dair bir yanı var sanki. İstanbul Modern'deki yeri Harbiye'nin sosyetik lokantası Loft, Sabancı'dakini
Changa, Santralistanbul'dakini ise Beyoğlu sosyetesinin mekânı Otto işletiyor.
İstanbul Modern deyince, bir süredir herkes direktör David Elliott'ın ayrılacağını konuşuyordu. Geçen gün iş resmen duyurulmuş, bizim gazetede okudum. Elliott'ın başka projeleri varmış, ondan ayrılıyormuş; bense 'sağlık sebepleriyle' ayrıldığını sanıyordum, içim rahatladı. Yine dedikodulara göre müze yönetimi Eliott'ın çalışmalarından memnun değilmiş; ama Elliott neden memnun değilmiş diye sormak aklıma bile gelmedi, adam
açıkladı ya 'başka projeleri varmış...'
Böyle bienal ortamları şahane oluyor, bir sürü ecnebiyle tanışıyor insan. Ben de Maarif Koleji'nden kalma İngilizcem ve mahcup tabiatım müsade ettiği kadar diyalog kurmaya çalışıyorum. Birisi Londra'da Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğraf sergisini gezmiş, galericisi arkadaşıymış filan. Ondan öğrendim, Ceylan'ın fotoğraflarını alanlar arasında ünlü sinemacılar Wim Wenders ve Walter Selles (Motosiklet Günlükleri) varmış. Burada kimler aldı acaba? Mesela, ünlü bir gazetecinin kendisi için kafeler basan bir başka ünlü gazeteciye doğum günü armağanı olarak Nuri Bilge Ceylan fotoğrafı aldığı doğru mu? Bunu da galericisi Amelie Edgü'ye sormak
lazım, söyler mi bilmem.
Bienal İstanbul'u doldurup taşırırken yine tiyatroculardan dedikodular çalındı kulağıma, onları anlatacağım. Tiyatrocular, diğer sanatçılardan rol çalmış gibi olacak ama n'apayım; o alanda dram daha fazla. Konu şu: AKM ve Harbiye Muhsin Ertuğrul gerçekten yıkılıyor mu yoksa. Bir tedirginliktir almış başını gidiyor. Güya Şehir Tiyatroları'ndan ekim ayında Harbiye'yi boşaltmaları isteniyormuş. Yani bu sezon orada oyun izleyemeyeceğiz. AKM'nin de nisan mayıs gibi boşaltılması söz konusuymuş. Ama tamir mi edilecek, yerle yeksan mı olacak bilinmez. Opera Bale ve DT, karşıda yenilenen Süreyya Operası binasının işletmesiyle çoktan anlaşmaları imzalamış bile. Bu gelişme, iki kurumun karşıda doğru dürüst bir sahneye sahip olma gayreti olarak değil de başlarının çaresine bakıp sokakta kalmamama çabası olarak yorumlanıyor. DT'nin Taksim
sahnesini de kaybettiğini düşünecek olursak, bu sene işler iyice zorlaşacak. Tiyatrocular yine sokaklara dökülücek, Bakan Ertuğrul Günay'ın işi zor, allah yardımcısı olsun.
Hadi bir de dizi hikâyesi anlatayım da çeşitlilik tamam olsun. Yer tarihi Kadırga semti. Olay 'Ezo Gelin' dizisinin setinde geçiyor. Öğlen saatinde sıkıla sıkıla beklemekte olan oyunculara yemek servisinin başladığı söyleniyor. Oyunculardan biri hemen seğirtip bir önceki gün yemek yedikleri parkta kurulu büfeye yanaşıyor, tepsisini alıp masaya oturuyor ve köfteleri atıştırmaya başlıyor. Ama aktris bakıyor ki arkadaşları gelmemiş. O arada bir oyuncu arkadaşını görüyor, 'ah canım, sen de mi Ezo Gelin'e girdin, hiç haberim yoktu' deyince adam 'yo, ben Gökhan Özen'in dizisi 'Yalan Dünya'da oynuyorum' cevabını alıyor ve anlıyor ki 'yan sete geçmiş'. Bu şaşkınlığın aktrisin iştahından kaynaklandığını hiç sanmıyorum; bu hikâye bana Yeşilçam'ın o güzel yıllarını anımsattı. Hani Çamlıca tepesinde yan yana setlerde birbirinin aynı aşk filmlerinin çekildiği o mutlu yıllar. Eh şimdi de İstanbul'un tarihi mahallelerinde yan yana dizilmiş setlerde ha bire mahalle dizileri çekiliyor. Bu sayede de oyuncuların ileride anlatacak böyle tatlı anıları oluyor.