Topbaş'a ne kadar teşekkür etsek az

Sayın Topbaş kültür merkezi sayısını 28'e çıkarttıklarını hatırlatıp, eleştirenlere cevap verdi!

Sanat sezonunu boğaza nazır, şık bir ortamda açmaya karar verdim ve önceki akşam Emirgân’daki Sakıp Sabancı Müzesi’nin yolunu tuttum. Erkeklerin mutlaka siyah takım, kadınların ölçülü şıklıkta elbiselere büründüğü, kaliteli şarapların yudumlanıp, leziz kanepelerin atıştırıldığı gece, her Sabancı Müzesi açılışı gibi yine sadece sanat değil iş ve basın dünyasının da krem dö la krem insanlarını bir araya toplamıştı. Monet’nin bütün ömrünü adadığı çiçekler ve o pastoral evrenden kendi adıma etkilendiğimi söylemeliyim. Hemen penceremin önüne küçük bir saksılık asıp, allı morlu çiçekler yetiştirmeye karar verdim.

Tam o esnada, çok da uzak olmayan bir yerde, Ortaköy’deki Esma Sultan Yalısı’nda da İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kültür sezonunu açmaktaymış. Benim haberim yoktu, ama ertesi gün, koskoca belediyenin davetini reddedemediği için orada olan dostlarımdan, nasıl da tatlı ve sanat yoğun bir ortamı kaçırdığımı dinleyip pek üzüldüm. Sayın Kadir Topbaş’ın ev sahipliği yaptığı resepsiyonda tabii ki kentin kültür sanat hayatına yön veren, uluslararası sanat ödüllerini toplayan, İstanbul’u dünya çapında bir çekim merkezi haline getiren bütün sanatçılar oradaymış. Dolayısıyla Kadir Bey de masasında sağına Okan Bayülgen’i, soluna Nazlı Ilıcak’ı, karşısına da Hakan Peker ve Yonca Evcimik’i oturtmuş. Zihni Göktay, Erhan Yazıcıoğlu, Erol - Murat Evgin, Gül - Ezo Sunal, Hakan Aysev, Coşkun Sabah, Özdemir Erdoğan, Bahar Öztan, İzzet Yıldızhan, Süheyl Uygur gibi diğer sanatçılar da başka masalarda yerlerini almış. Sanat deyince hemen akla geliveren bu seçkin topluluğa hitap etmek üzere Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Abdurrahman Şen kürsüye çıkmış. Sayın Şen konuşmasında pek yakında bir “Tiyatro Senaryosu Yazma Yarışması” düzenleyeceklerini müjdelemiş. Ardından söz alan Sayın Topbaş ise şehirdeki kültür merkezi sayısını dörtten 28’e çıkarttıklarını hatırlatıp, hem başarılı icraatlarını anlatmış hem de hâlâ ‘doğru dürüst konser salonu yok’ diye hayıflananlara okkalı bir cevap vermiş olmuş.

Sanata ve sanatçıya bunca değer veren, şehrin sanat hayatını gayet yakından takip ettiğini gösteren bütün belediye yöneticilerine ve Sayın Topbaş’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Ben ödüllerin ve hem sanata hem düğün dernek gibi kültürel etkinliklere hizmet eden merkezlerin sayısını arttırarak bu konuda daha çok büyük işler yapacaklarına inanıyorum. Yolları açık olsun.

* * *

Hülya Avşar’ın varlığının yeterince magazinciyi Altın Portakal için Antalya’ya çekeceğini düşündüğümden bu yıl ‘şimdilik’ gitme ihtiyacı hissetmedim. Ünlü-ünsüz sinema dünyasının yarısı Antalya’da diğer yarısı da dizi setlerinde olduğu için Cihangir Kahve şu sıralar pek bir tenha. Yazıyı göndermeden önce eski dostum Ömer Sabri ile hasbıhal etmek için buluştuk. Hemen girdim topa: “Hadi nihayet muhafazakâr sinema ödüllendirildi. Oscar’da ‘Ateşin Düştüğü Yer’ gidiyor.” Bir de zarf attım: “Sanal medyada konuşulanlara bakılırsa Semih Kaplanoğlu etkisi varmış diyorlar.”

Meğer işin aslı öyle değilmiş. Usta yönetmen Oscar toplantısında Altın Koza’da ödül alamadığı için tartışmalar yaratan bir başka usta yönetmenin filmini savunmuş cansiperane. Hazır konu açılmışken, üzerinden zaman geçti ama bir noktayı daha açıklığa kavuşturayım. Kaplanoğlu’nun Altın Koza’da gösterildiğinde tartışmalar yaratan ‘Yabancı’ filmini İstanbul Film Festivali’ne seçmeme nedeni olarak ‘dindar kesime yönelttiği sert eleştiriler’ olduğu öne sürülmüş. Usta yönetmen, açık edilmese de Yeşilçam kulislerinde bu tutumu nedeniyle ‘ayıplanmıştı’. Ama Altın Koza’da film gösterildikten ve yoğun eleştiriler aldıktan sonra Kaplanoğlu’nun filmi seçmemekte ne kadar doğru bir tercih yaptığı dolaşıyordu dilden dile. Sosyal medya tuhaf mecra, insanlar hakkında olmadık söylentiler gerçekmiş gibi yayılabiliyor. Geç de olsa düzeltmek yine bendenize kalıyor...