Trafik, mobilya ve tiyatro

DOT'un yeni oyunundan herkes ziyadesiyle memnun kaldı.

Köprü trafiğinin içinde bunalıp, hayata küsmüş vaziyette tıs tıs giderken birden sol aynamaya dokunup vırt diye geçireveren motorsikletle uyandım. Yine asabım bozuldu. Az önce aynaya baktığımda kimse yoktu, sonra birden o motorcu beliriverdi. Ya ben azıcık sola kırsaydım direksiyonu, ya biraz hızlı gidiyor olsaydım, ya o adamcağıza çarpıp yaralasaydım, başımı da belaya soksaydım... Bu vehimlerle kendimi iyice kışkırtıp motorculara verip veriştirmeye başlamıştım ki yan koltukta oturan Sevil ‘mobiletli gençlerden’ nefret eden anneannesinden bahsetmeye başladı. Ben, susmam gerektiğini anladım...
Maslak, Levent civarını da artık ıstanbul’un ulaşılamaz istikametlerinden biri ilan ediyorum! Çünkü o trafik bitecek gibi değil. Aslında insan olup metroya binsek sorun yok; ama gece dönüşte araba da pek rahat oluyor ne yapalım. Son zamanlarda bu cenah her nevi gala ve gösterinin gözdesi oldu. Mesela ıstinyepark Sinemaları ve TıM Showcenter. ıstinyePark’taki bir film galasına Taksim’den tam 2.5 saatte gittiğim bir geceyi hatırlıyorum mesela... Bir daha buralarda bir yere davet edilirsem ya gitmeyeceğim, ya da efendi gibi metroya bineceğim. ıniyorsun kardeşim Darüşafaka durağında, iki adımda TıM’desin; ya da in ıTÜ-Ayazağa’da in, biraz yürü, işte sana ıstinyepark...
* * *
ıstanbul’un ulaşım meselesini mesele etmemin yeni nedeni DOT’un Sarıyer’deki Koleksiyon Mobilya’da yaptığı gösteri oldu. Aslında Trafik korkusuyla o kadar erken çıkmışız ki, oyundan epey önce Koleksiyon tesislerine vardık. Neyse ki bizim gibi başkaları da vardı ve neyse ki ormanların arasındaki bir mobilya mağazasına gecenin sekizinde gelen bir grup şaşkını, oyun saatine kadar oyalayacak bir şeyler vardı. Neler, tabii ki ‘tasarım’ işi mobilyalar. Kimi göz ucuyla durumu snobe ederek, kimi alıcı gözüyle şöyle oturup deneyip, hazır gelmişken evin ihtiyacını gidermeye niyetlenerek üç katlı ‘şov room’u dip köşe gezdiler. Sonra üst katta, yine çok iyi tasarlanmış fincan ve bardaklarda çaylarını kahvelerini içtiler. Ben sayın Faruk Malhan ve Koleksiyon Mobilya yöneticilerinin Tiyatro DOT’a kucak açarak nasıl doğru bir şey yaptığını böylece anlamış oldum. Haftada en az 150 kişiye daha dip köşe mağaza gezdirmek kaçırılmayacak bir fırsat tabii ki. Tam anlamıyla geleceğe yatırım yapmak. Mesela sekreterim Sevil gözüne bir deri koltuk kestirdi ve hemen para biriktirmeye başladı. Üç yıl sonra filan o koltuğu almış olacak!
Oyun mu? Tabii ki şahaneydi. Benim gittiğim gün şıkır şıkır yağan yağmurun altında başladık izlemeye. Kapının önünde, yağmura ve rüzgara aldırmayan oyuncular, korno çalarak gelip seyirciye yararak oyuna dahil olan araba ve içinden küfürler savurarak inen Rıza Kocaoğlu... Sonra bir büyük çadırın içinde, bir masanın çevresinde geçen oyun. Herkes ziyadesiyle memnun kaldı. Hatta şöyle söyleyeyim, ‘bravo’ diye bağırarak alkışlayanların ilki, yaşayan en büyük aktörlerden Tuncel Kurtiz oldu. Artık bana ne demek düşer ki...