Tuna Kiremitçi fena içerlemiş

Geçen hafta yazımı aksattığım için editörümden fırça yemeyi bekliyordum ama daha fenası oldu. Uzun uzun sanat dünyasının sorunlarından söz edip içimi sıktı. İnisiyatifi ele almak için ona eğlenceli dedikodular vermeye başladım.

Geçen hafta yazımı aksattığım için editörümden fırça yemeyi bekliyordum ama daha fenası oldu. Uzun uzun sanat dünyasının sorunlarından söz edip içimi sıktı. İnisiyatifi ele almak için ona eğlenceli dedikodular vermeye başladım.
"Biliyor musun, '18'ler Takımı' filminin basın gösterimine gide gide tek bir gazeteci gitmiş, o da zaten gösterim değil kokteylmiş; kim bu acar sinema muhabiri biliyor musun?"
"Tabii ki gayet iyi biliyorum... Hem sen bunu yazdın, Hollanda konsolosluğundaki basın toplantısı hikâyesinin aynısı bu" diye cevapladı.
"Simurg Kitabevi Nişantaşı'nda şube açıyormuş, 'trendy & friendly' bir atmosfer olacakmış..."
"İyi olur, Nişantaşı bana daha yakın..."
"Biliyor musun garajistanbul'da Kassandra'nın galasına gittim, tek dekor durmadan sahneye verilen dumandı. Ama duman bu, sahnede durduğu gibi durmuyor, ön sıradaki izleyicileri de sarıp sarmalayıverdi. Meğer bu duman efekti adamı boğmuyormuş, onu öğrenmiş oldum..."
"Eee... Ne var bunda, sorsan ben sana söylerdim."
"Lebi Derya'ya yemeğe gittim, baktım bir sürü ünlü sinemacı. Erkan Can, Işıl Yücesoy, Önder Çakar, Durul Taylan, Derya Alabora... Film Festivali'nin açılış kokteyli var sandım daldım. Fark ettim ki salonun bir ucunda birileri konuşmalar yapıyor...
Meğer basın toplantısıymış, ama bunun gazeteciler bile farkında değildi sanki sinemacılarla koyu muhabbete dalmışlardı."
"Sana da yaranılmaz, mis gibi kokteyl yaptılar işte, bir sürü arkadaşımızı gördük iki kadeh bir şey içtik. Doldursunlar konferans salonuna da sıkıntıdan patlayalım mı yani..."
"Geçen gün Sinan Çetin, bir sinema eleştirmenini aramış 'Basın gösterimine gelmediniz, eleştirmenler 'Romantik'i boykot ediyormuş öyle mi?' diye sormuş. 'Yok abi, o gece halı sahada maçımız vardı ondan gelemedik' cevabını almış."
"Çok komik."
Baktım bizimkinin havası yok, ne desem boş. Cihangir'in ara sokaklarına bile sirayet eden 'sıradan ve rahat'mış gibi yapan o cafe'lerden birinde gerçekleşen buluşmamızı sona erdirip Taksim'e doğru yürümeye başladım. Bir gazete bayiinden 'Sözcükler'in yeni sayısını alıp eve gittim. Bir-iki öykü okuyup kafamı dağıtmaktı niyetim. Meşhurlardan Tuna Kiremitçi'nin imzasını görünce oradan başlamaya karar verdim (meslek hastalığı işte) 'Agatha in
Pera' diye bir öykü yazmış Tuna.
Öykünün kahramanı kendisi, Tuna Kiremitçi. Diğer karakter ise 'Büyük Yönetmen'. Tuna Kiremitçi bir gün Pera Palas'ta tesadüfen 'Büyük Yönetmen'le karşılaşır. Onu görünce 'Vay, işte aradığım adam' diye bağıran Büyük Yönetmen, o esnada üzerinde konuştukları bir film projesinin senaryosunu yazmasını teklif ediverir Tuna'ya. Agatha Christie ve Pera Palas üzerine bir film çekilecektir, adı ve ilk sahnesi hazır olan ama konusuna henüz karar verilememiş bir film. Neyse ertesi gün Tuna Kiremitçi sözleşilen saat ve yerde olmasa da, bir çilingir sofrasında Büyük Yönetmen'le tekrar buluşur. Bu arada Sharon Stone yerine Kate Blanchett'ın Agatha rolünü oynayacağını, onun da diğeri gibi projeye bayıldığını öğrenir.
Bir sonraki randevuda ise Büyük Yönetmen'i göremese de asistanlarıyla para pul işlerini konuşmaya muvaffak olur. Neyse ki hemen ertesi gün 'telif sorunları nedeniyle projenin süresiz ertelendiği' söylenir kendisine. Sonunda bu film projesi, edebiyat dergisinde bir öykü olur kalır...
Belli ki Tuna Kiremitçi, reklam çekmek sıkılıp beyin jimnastiği yapan Büyük Yönetmen'i üç günlüğüne de olsa ciddiye aldığı için fena bozulmuş. Eh, haklı tabii.
Peki bu büyük yönetmen kim? 'Sinemanın yaramaz çocuğu, reklam dünyasının dâhisi', 'her zamanki gibi enerjik ve yakışıklı', 'stüdyosu bulunduğu mahallenin birçok binasına zarifçe yayılıyordu. Binaların ortasında kalan avluda pinpon masası vardı...' satırlarından ben kim olduğunu buldum. Anlamayanlara bir ipucu: adı bu yazının bir yerinde saklı...